'İslâm'ı yaşayınca...'
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Yozgat’ın bir köyünde Hasan isminde bir delikanlı bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Ortadoğu’da bir ülkede iş yapan Japon şirkette işe başlar. İşin başında bay Honaro vardır. Honaro büyük bir mühendis ve titiz bir yöneticidir. Aynı zamanda işlerini titizlikle takip eden ve çalışan işçileri de kontrolden geri durmayan işkolik bir Japon’dur.
Bizim Hasan, Honaro’nın dikkatini çeker. Hasan öğle paydosunda yemekten önce beş on dakika, ikindi çayında da yine beş on dakika yattıkları kulübeye gider bir süre orada kalır ve çay da içmeden işinin başına döner. Hasan hiç işini aksatmadan denileni yapan, çok mütevazı biridir.
Bay Honaro bir gün Hasan’a istirahatlarda nereye kaybolduğunu sordu. Hasan:
- Efendim iş saatleri olduğu için ara vakitlerde namaz ibadetimi yapıyorum, dedi.
Bay Honaro:
- Akşam istirahati sırasında yapsan çok fazla yorulmaz ve daha geniş bir zamanda ibadetini yaparsın deyince, Hasan şu cevabı verir:
dinimde ibadetin ertelenmesi diye bir şey yok
- Benim dinimde ibadetin ertelenmesi diye bir şey yok. İbadet bir zamana ve vakte göre yapılır.
Bay Honaro Hasan’a
- Bu dini bana anlatır mısın, dedi.
Hasan; efendim akşam mesaiden sonra gelip dilimin döndüğünce ve bildiğim kadar anlatırım diye söz verir.
Bay Honaro:
- Şimdi anlatabilirsin.
Hasan:
- Şimdi mesai saati, şimdi anlatırsam kazancıma haram bulaşır.
Bu cevap Honaro’yı daha da meraklandırır. Ve mesaiden sonra görüşmek üzere ayrılırlar. Hasan akşamları bay Honaro’ya İslam hakkında bildiklerini anlatıyor, Honaro onu can kulağıyla dinliyordu. Hasan bu anlattıklarını yaşantısıyla zaten gösteriyordu. Bay Honaro İslam’dan da Hasan’ın yaşantısından da çok etkilenmişti. Bay Honaro Müslüman olmaya karar verdi.
Hayat bu gidip dönmemek var
Honaro İslamiyet’i inceleyip yaşamaya gayret ediyor, Hasan’la da sohbetlerini sürdürüyordu. Hasan yıllık izin için memleketine gidecekti. Honaro’ya;
- Hayat bu gidip dönmemek var deyip helallik istedi.
Honaro Hasan’ın adresini aldı irtibatta olalım diye. Ne olursa olsun bir mektupla haberleşiriz sözleri verildi. Ve Hasan memlekete gitti ve bir daha dönmedi. Düzenli olarak Hasan’a mektup yazdı. Ama Hasan’dan cevap alamadı. Bir süre sonra o şirketin Ortadoğu’daki işi bitti ve Japonya’ya döndüler.
Şirket, Türkiye’den küçük bir iş aldı. Honaro o işin başına gitmek istediğini söyledi.
Şirket yöneticileri “bu küçük bir iş hiç senin gitmene gerek yok” deseler de Honaro’yı ikna edemediler. Honaro Türkiye’ye gelip şantiyeyi kurdu, düzene koyar koymaz arabasına binip doğru Hasan’ın memleketine gitti. Honaro aslında Hasan’a çok kırgındı, ama çok da merak ediyordu; “iki yıl geçti niçin bir tane mektup yazmadı” diye.
Köye vardığında Hasan’ın evini sorup bulur. Honaro eski bir toprak evin önünde arabadan inip seslendi, Hasan diye. Küçük bir çocuk çıktı, kapıya baktı ve içeriye kaçtı. Az sonra genç bir hanım geldi, buyur beyim dedi.
Bay Honaro Hasan evde yok mu? diye sordu.
Kadının gözleri yere düştü ve “iki yıl önce izine gelmişti, evin ihtiyaçlarını almak için şehre giderken kaza yaptı ve öldü. Ben ve iki küçük çocukla yaşamaya çalışıyorum” deyince, Honaro;
- Hasan iyi ki öldü, Hasan iyi ki öldü diye mırıldanınca, kadıncağız şaşırarak;
- O nasıl söz öyle beyim?
Eğer Hasan ölmeseydi ben VEFA’nın öldüğünü sanacaktım
Honaro biraz mahcup biraz da sevinçli:
- Eğer Hasan ölmeseydi ben VEFA’nın öldüğünü sanacaktım. Böyle güzel bir dinde değerler ölmemeli.
Kadın:
- Siz kimsiniz dediğinde, bay Honaro kendisini tanıttı.
Kadın içeriden bir tomar mektup getirip Honaro’nun önüne koydu ve;
- Hasanıma gelen mektupları saklıyorum dedi.
Honaro, Hasan’ın ailesine şehrin merkezinde güzel bir ev aldı. Geçinebilecekleri kadar bir parayı da onlara verdi, çocukların okul masrafları için düzenli para göndereceğini söyledi.
Honaro’nun Hasan’ın hanımından bir isteği vardı:
- Lütfen bu çocukları da aynı Hasan gibi yetiştirmeye çalışın. Honaro gözyaşları içinde köyden ayrıldı.