• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İran nükleer silah sahibi olma gayesinden hiçbir zaman vazgeçmez

Yeniakit Publisher
2016-02-01 16:22:00 - 2016-02-01 16:30:15
İran nükleer silah sahibi olma gayesinden hiçbir zaman vazgeçmez

Gazetemiz yazarı Abdullah Şanlıdağ, bugünkü yazısında İran nükleer silah sahibi olma gayesinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini söyleyerek sebeplerini açıkladı.

İŞTE O YAZI:

2000’li yıllardan önce RP saflarında siyaset yaparken siyasal İslamcılığın, İslami hareketin, Ortadoğu eksenli tercüme eserlerin verdiği heyecanla devlet kurup devlet yıkardık. Yaşım itibarıyla İran İslam devrimini hatırlamam. Ama yetiştiğim ve beslendiğim havza İran’a, devrime, özellikle Ali Şeriati, Beheşti ve Mutahhari gibi isimlere yabancı değildi. Emperyalist ABD’nin deniz ötesinden estirdiği terör, içerdeki eski Türkiye’nin mimarlarının yönettiği Türkiye’deki oligarşik ortam bizleri ister istemez; Afganistan cihadını alkışlamaya ve İran devrimi sonrası oluşan İran İslam devletine sempati duymaya götürüyordu. Nereden bilebilirdik ki İran’ın Şii nüfusunu ve nükleer gücünü kullanarak terör estireceğini. Nereden bilebilirdik, Suriye’de Türkmenler ve Araplar katledilirken zalim Esed safında yer alıp canilik yapacağını. İran’ın Şii hilaliyle yayılma politikası tüm ülkeleri derinden düşündürmektedir. Keşke İran mezhepsel politika yerine ümmet çizgisinde kalsaydı. 

İran, Ortadoğu’da istikrarı sarsmaya ve dünyanın farklı bölgelerinde terör eylemlerine devam ediyor. Bu gücü nereden alıyor acaba? Onun bu cürmüne uygun bir cevap verilmemesi durumunda nükleer silah geliştirme çalışmalarına ve bölgede istikrarı sarsan faaliyetlerine devam edebileceğini düşünmez mi? O yüzden İran nükleer silah sahibi olma gayesinden hiçbir zaman vazgeçmez. 

 İran’ın, uluslararası toplum ile nükleer programından kaynaklı sorunu gidermeye dönük vardığı anlaşma sonrasında, Ortadoğu’da kendisini nasıl konumlandıracağı konusundaki belirsizlik devam ediyor. An itibarıyla müttefiki Suudi Arabistan’dan çekiniyor gibi gözükse de, bölgenin tek başına hamiliğine oynuyor ama yedirmezler. Şunu söylemek için erken değil: İran’ı Ortadoğu’daki artan kutuplaşmaların merkezinin baş aktörü olarak görebiliriz. Elbette Ortadoğu’nun yalnız başına çıbanbaşı değildir ancak, adının İslam Cumhuriyeti olması meseleye renklilik katıyor. Suriye BAAS rejimiyle, yayılmacı İran Şiasının, söz konusu menfaat olunca, siyasal arenada nasıl birliktelik sağladıklarını gördük. Aynı şeyi İran’ın kendisi yaptığı halde şimdi kalkıp Suudi Arabistan’ı takip ettiği mezhepçi yaklaşım ve bölgedeki
aşırıcılığa verdiği destek olduğu argümanı ile suçlamasına ne demeli? Yavuz hırsız, ev sahibini bastırmaya çalışıyor. 

Ama şu hususun altını önemle çizmek isterim: Yayılmacı politika sadece İran’a has bir tutum değil. Bölgede şu anda ne kadar, güya Suriye barışı için çalışıyoruz diyen ülke varsa hepsi de yayılmacı ve savaş sonrası pastadan pay almak isteyenlerdir. 

Bendeniz bir Sünni Müslüman olarak hem İran Şii hilali tezine ve hem de Suudi
Arabistan’ın Selefi-tekfirci ideolojisinin dayattığı şiddete karşıyım. Ama Suud rejiminin Suriye ve Yemen politikasının büyük kısmını onaylıyorum. Empati yapıyorum, İran acaba diyorum, hiç mi Suriye’de katledilen Türkmenler ve Araplar için yüreği sızlamıyor? Neden bu kadar vicdansız davranıyor? Cevap bulamıyorum. İran’ın Basra Körfezi’ndeki politikaları engellenmelidir.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23