İki İznik Çinisi 4 asır sonra yeniden Türkiye’de... Yine İngiltere…
Sultanahmet Camii ve Rüstem Paşa Camii’nden çalınan iki adet 16’ncı yüzyıl İznik çinisi yeniden Türkiye’ye kazandırıldı.
Ramazan ayının manevi atmosferinde kapılarını açan “Osmanlı Sultanlarının Sevdası: Kutsal Emanetler” sergisi, Osmanlı sultanlarının Haremeyn’e duyduğu derin hürmeti ve medeniyet tasavvurunu yansıtan 57 kıymetli eseri ziyaretçilerle buluşturdu. Sergiyi ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kutsal emanetlerin taşıdığı güçlü manevi hafızaya dikkat çekerek Sultanahmet Camii ile Rüstem Paşa Camii’nden çalınan iki adet 16’ncı yüzyıl İznik çinisinin Türkiye’ye iadesinin sağlandığını duyurdu. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Rami Kütüphanesi’nde kutsal emanetler, Kâbe örtüleri, Kur’an-ı Kerim nüshaları ve seçkin eserlerin yer aldığı sergiyi ziyaret etti. Sergiyle ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Bakan Ersoy, iki İznik çinisinin yıllar sonra yeniden Türkiye'ye iade edildiğini müjdeledi.
ÇALINAN İZNİK ÇİNİLERİ TÜRKİYE’YE İADE EDİLDİ
Bakan Ersoy, sergiye ilişkin değerlendirmeleri sırasında kültür varlıklarının iadesi konusunda dikkat çeken bir gelişmeyi de paylaştı. Sultanahmet Camii ve Rüstem Paşa Camii’nden çalınan iki adet 16’ncı yüzyıl İznik çinisinin yeniden Türkiye’ye kazandırıldığını belirten Ersoy, sürecin çok yönlü bir iş birliğiyle sonuçlandığını ifade etti. Ersoy, “Bu özel sergi vesilesiyle bir müjdeyi de sizlerle paylaşmak isterim. Sultanahmet Camii ve Rüstem Paşa Camii’nden çalınmış olan, 16’ıncı yüzyıla tarihlenmiş iki adet İznik çinisinin ülkemize iadesini sağlamış bulunuyoruz. Çiniler, Ankara Etnografya Müzemizde muhafaza altına alınmıştır.” ifadelerini kullandı.
İNGİLTERE’DE BİR MÜZAYEDE EVİNDE SATIŞA SUNULMAK ÜZEREYDİ!
Bakan Ersoy süreci şöyle anlattı: “Söz konusu eserler İngiltere’de bir müzayede evinde satışa sunulmak üzereyken Bakanlığımız ile İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarımızın koordinasyonunda yapılan girişimler neticesinde müzayededen çekilmiş; çinileri elinde bulunduran kişi eserleri ülkemize iade etmeyi kabul etmiştir. Londra Büyükelçiliğimizin yoğun çabaları, Londra Metropolitan Polisi ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, bu eserlerin Sultanahmet ve Rüstem Paşa Camilerine ait olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyan uzmanlarımız bu güzel sonucu elde etmemizi sağlamıştır. Bakanlığımız tarafından yürütülen ‘Yapay Zekâ Destekli Kültür Varlığı Tanımlama Projesi’ kapsamında, kaçakçılığa konu ülkemiz kökenli kültür varlıklarının internet ortamında taranması ve arşivlenmesine yönelik olarak kullanılan ‘TraceArt’ sisteminden yararlandığımızı da özellikle vurgulamak isterim.”
“BİZİM OLANI GERİ GETİRENE KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Kültür varlığı kaçakçılığına karşı yürütülen mücadelenin kararlılıkla devam ettiğini belirten Bakan Ersoy, değerlendirmelerini şu sözlerle tamamladı: “Göreve geldiğimiz günden itibaren tarihi eser kaçakçılığına karşı attığımız kararlı adımlar, inşa ettiğimiz güçlü uluslararası iş birliği ağı bir kez daha sonuç vermiş ve bizim olan bize döndürülmüştür. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Varisi olduğumuz her bir eserimizin ait olduğu topraklara, asli sahibi olan milletimize iadesini sağlayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“HADİMÜ’L-HAREMEYN” UNVANININ TAŞIDIĞI BÜYÜK SORUMLULUK
Bakan Ersoy şu ifadeleri kullandı: “Cennetmekân Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır’ı fethiyle birlikte Osmanlı sultanları yeni bir unvan daha kullanmaya başlamışlardır: ‘Hadimü’l-Haremeyn’. Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı olarak ifade edebileceğimiz bu unvan; Osmanlı İmparatorluğu gibi üç kıtaya hükmeden, coğrafyaları şekillendiren, taç dağıtan bir kudreti yöneten insanların Allah’ın dini, Peygamberi ve Kıblesi söz konusu olunca çizdikleri aşılmaz had ve edep sınırını göstermesi açısından son derece değerlidir.” Ecdadımızın, Kabe’nin bulunduğu topraklara hizmetkâr olmayı bütün hükümdarlıklardan üstün tuttuğunu dile getiren Ersoy, şöyle devam etti: “Ecdadımız; Peygamber Efendimiz aracılığıyla İslam’ın insanlığa tebliğinin başladığı ve dünyaya yayıldığı, mukaddes Kabe’nin bulunduğu topraklara hizmetkâr olmayı bütün hükümdarlıklardan üstün tutmuştur. Bu şiarı hizmete dönüştürerek asırlarca yaşatmışlar; söz konusu hizmetleri vakıflar eliyle kurumsallaştırarak kendilerinden sonrasını da güvence altına almış, sürekliliği tesis etmişlerdir.”
HAREMEYN’E UZANAN SADAKAT, SANATA DA YANSIDI
Osmanlı sultanlarının kutsal topraklara duyduğu bağlılığın yalnızca hizmetlerle sınırlı kalmadığını belirten Ersoy, bu derin hasretin ve hürmetin Osmanlı sanatında da güçlü biçimde karşılık bulduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Hac yolculuğuna çıkan müminlerin güvenliğini sağlamak, Haremeyn’e hizmet etmek, Kâbe’nin bakımı, örtülerinin yenilenmesi, anahtarlarının yaptırılması ve kıymetli hediyeler gönderilmesi Osmanlı sultanları için büyük bir şeref vesilesi olmuştur. Her yıl İstanbul’dan merasimle uğurlanan surre alaylarıyla yalnızca padişah ve hanedan mensuplarının hediyeleri değil, halkın feraşet çantaları içinde gönderdiği mütevazı armağanlar da mukaddes beldelere ulaştırılmıştır. Bu, devletin de milletin de Allah için Haremeyn’e beslediği derin sevginin çok ince bir temsilidir.”
57 ESERLİK SERGİYLE KADİM HAFIZA YENİDEN HATIRLATILDI
Kutsal emanetlerin yalnızca korunmuş nesneler olmadığını, ortak manevi hafızanın taşıyıcıları olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığını vurgulayan Bakan Ersoy, serginin de bu anlayışla hazırlandığını belirtti. Bu emanetlerin yalnızca saray duvarları arasında muhafaza edilmemiş; selâtin camilerinde, sultan türbelerinde ve özel günlerde halkla buluşturularak ortak bir manevi hafızanın parçası hâline getirildiğini vurgulayan Ersoy, “Bugün İstanbul Türbeler Müzesi ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonlarında muhafaza edilen kutsal emanetler ve Ramazan ayında ziyarete açılan Sakal-ı Şerif, işte bu köklü geleneğin yaşayan temsilcileridir.” dedi.
