Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal 'Hürriyet ve Anayasa Bayramı!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Özgürlük heykelinin gerçekte özgürlük, demokrasi, adalet ve bağımsızlığı temsil etmediğini, bilakis; esaret, otokrasi, zulüm ve işgali temsil ettiğini açıklamıştık!
Buna benzer olarak, hürriyet ve anayasa ne değerli, önemli ve güzel kavramlar değil mi? Üstelik bunların bir de bayramı yapılırsa o ne müthiş bir bayramdır öyle! Anayasa ki, özgürlüklerin teminatı, devleti, siyaseti, hıkukla, adaletle, öngürülebilirlikle çerçevelendiren, olmazsa olmaz bir kurallar bütünü, pusula, rehber!
Gençle bilmezler, Türkiye'de yaklaşık 20 yıl böyle bayramlarla bayram eyledik, sevindik, güldük, birbirimizi kutladık! Öyle ya özgürlük ve anayasadan güzel ne olabilir? 27 Mayıs 1963'ten 9 Kasım 1982'ye kadar böyle bir bayramımız oldu bizim.
Törenlerde devlet erkanı Anayasa Mahkemesi başkanına tebriklerini sunarlardı. Zira şeklen, hürriyet ve anayasal güvenceler, Anayasa Mahkemesinden sorulurdu.
Peki 20 yıl boyunca devlet törenleriyle kutlanan bu bayram da nereden çıkmıştı. Ne sebeple kutlanıyordu? Neden 27 Mayısta? Çünkü 27 Mayıs cumhuriyet tarihimizin ilk kanlı darbesinin uğursuz günüydü. Bütün tarihimizde, ilk serbest seçimle gelen, üç genel, üçte mahalli seçimleri açık farkla kazanan DP iktidarı, ABD desteğinde alçak bir darbe ile devrilmişti.
DP oyları %57'leri bulmuş, Menderes ve Bakanlarını halk çok sevmişti. Türkiye muazzam bir kalkınma ve ekonomik büyüme trendine girmişti. Ezan 18 yıl sonra asli şekliyle okunuyordu. Kimsenin dinine, diyanetine karışılmaz olmuştu. Fakat rejimin gerçek sahipleri ve Batılı efendileri, bunlara razı gelemezdi. İttihatçı gelenek için bir darbe şart olmuştu. Sultan Abdülhamid devrildiği gibi, Menderes de devrilmeli ve ülkeye hürriyet ve demokrasi gelmeliydi!
Önce subaylar cuntası, sonra da generaller bir darbe ile meşru DP hükümetini devirdiler, TBMM'yi feshettiler, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükümet üyeleri ve parlamenterler, Yassıadaya hapssettiler. Orada darbeciler, uyduruk bir mahkeme kurdular. Adı da alçak zulüm divanı olması gerekirken, Yüksek Adalet Divanı diye onurlandırıldılar. Uyduruk mahkemenin başkanı Salim Başol ve heyet, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlara çok kötü davrandı, azarladı, tahkir etti. Ağababaları darbecilerin öfkelerini kusup durdu. Masum sanıkların itirazlarına da, "Sizi buraya tıkan güç öyle istiyor" diye cevap verirdi!
Bu özünde, İttihatçıların bozuk kısmı CHP'lilerin Kemalist bir darbesiydi. Meşru hükümeti ve onları seçen halkı, "ağzı çorba kokanlar", "kuyruklar", "düşükler" "çarıklılar", "poturlular" diyerek aşağıladılar. O zamanlar henüz, bidon kafalılar, göbeğini kaşıyanlar, makarnacılar icad olunmamıştı.
İttihatçıların esas sloganı, "Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet" idi. 27 Mayıs darbecileri de hürriyet'ten başka bir şey istemediklerinden dolayı, kanlı askeri darbelerini Hürriyet ve Anayasa Bayramı ilan ettiler. Askeri bir darbe derken, özgürlüğe susamış üniversiteli gençlerin darbenin hazırlanmasında az emekleri olmadı! Onlar da, devamlı eylemler yaparak, ülkenin artık yönetilemediğini, kaosun yayıldığını, diktatör Menderesin darbeyle devrilmesi gerektiği hususunun kamuoyunu hazırladılar!
Özgürlükçü, demokrat, Atatürkçü ve de Sosyalist gençlerin, ayırımcı (!) Menderes hükümetine karşı, bir de kardeşlik temalı marşları vardı;
Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler, bu vatan size kalır mı?
Gençler çağdaş ve özgürlükçülerdi ama, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa marşından arak bir marşı, orijinalmiş gibi büyük bir coşkuyla ve duygusallıkla söylerlerdi. Seçilmiş meşru hükümete ve onu seçen millete karşı, psikolojik harp yöntemleri her yönüyle devredeydi. Psikolojik harbin hücumlarından biri de şuydu; Menderes bir uçak dolusu altınla birlikte kaçmak üzereyken yakalanmıştı! Bir başkası, devrimci gençler kıyma makinelerinden geçirilerek yok edilmişlerdi! Keza, Yenikapıdan Yassıadaya tünel kazarak halk düşmanlarını kurtarmak isteyen nadanlar da yakalanmışlardı. Yalan ve tezviratın bini bir para idi. En acıklısı; milletin seçtiği hükümeti darbeyle devirecek, kaos çıkaracak, halkı birbirine düşürecek olanlar, "kardeş kardeşi vurur mu?" türküleri söyleyerek, Psikolojik Harp Dairesinin emirlerini icra ediyor ve kardeş kardeşi bir güzel vuruyordu.
Halk alçak zulüm divanının kurulduğu adaya artık yaslıada demeye başlamıştı. Talimatlı zulüm mahkemesi Başbakan Menderes, Cumhurbaşkanı, İstiklal savaşı kahramanı Celal Bayar'ı, Dışişleri Bakanı Zorlu ve Maliye Bakanı Polatkanı idama mahkum etti. Fakat çoğunlukla genç subaylardan müteşekkil cunta 37 kişiydiler ve adalet ve meşrutiyete de pek önem vermekteydiler. Bu sebeple 37 idam kararı verilmeden kanlı darbelerinin meşruiyet kazanamayacağı görüşündeydiler. Ne Yüksek bir adalet-meşruiyet denklemi ama!
ABD talimatlı hain darbecilerin kötülüklerinin sınırı yoktu. Tutukluluk süresince Menderes ve arkadaşlarına yapılan işkenceler ayyuka çıkmıştı. Maznunların derilerinde sigaralar söndürdüler. Başçavuşlar Başbakan tokatladılar. Kudretli ve kahraman ordumuzun bir başçavuşu dahi, Demokrat Partili Başbakanı dövebilir, sövebilirdi. İdam sabahı Menderese prostat muayenesi yaptılar. Bu sadece Başbakana yapılan bir tecavüz değildi elbette. Bizatihi onu seven ve seçen aziz millete de bir tecavüz ve kahbelikti! Şehitler ve gaziler otağı kahraman ordumuzu nerelere düşürüp, nelere alet ettiler! Namluları millete doğrultular. Yeni rejim, Ankara Polatlıya kadar işgal eden Yunanlı ile kısa sürede barışıp, Mevhibe hanımı Venizelosun koluna takma jesti bile yaptı, ama kendi Müslüman halkı ile barışmayı aklından da geçirmedi. Onları irtica yaftası ile yaftalayarak yok edilmesi gereken bir iç düşman olarak kodladı hep!
Bu kanlı darbe sadece bir hükümetin değil, halkın seçme hakkının, milli iradenin, meşru siyaset zemininin, demokrasi ve hukuk devletinin de idam sehpasına çıkarıldığı bir zorbalıktı. 9 subay cuntası toplam 37 subaya tamamlandı. Genelkurmay ve kuvvet komutanlarından habersiz bir darbeydi. Genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun direnmiş fakat etkisiz hale getirilmiştir. 235 general, 3500 subay, 147 profesör, 520 hakim ve savcı görevlerinden alınmıştır. Siyasi partiler kapatılmış ve anayasa askıya alınmıştır.
İttihatçı Batıcı subaylara yönelik olarak, Bursa'da yaptığı hitabında, (1919 yılında) İsmet İnönü "Halk da düşmanınızdır!" uyarısında bulunmuştu. "Geri kalmış ülkeler kendi ordularının işgali altındadır!" Bu tespiti, Milli Birlik (aslında ayrılık) Komitesi üyesi Binbaşı Orhan Erkanlı bir amirale atfen yapmıştır. Bu sözü ilk defa Fransız mütefekkir Montesquie'nin söylediği de bilinir. Bunda hiçbir mahzur görmeyen bir ilerici vatandaş ise şöyle diyor; "Yurdumuzu irtica veya yabancı bir devlet işgal edeceğine kendi ordumuz işgal etsin daha iyi!" Yani "birileri işgal etmeden olmaz" idefiksi. Bütün halk ise, ya Mustafa Kemal'in askerleri ya da askerlerin emrindekilerden oluşur.
27 Mayıs darbecileri bu büyük hizmetleri (hezimetleri) üzrerine, bendenizin hukuk hocalarının hocaları, İstanbul Hukuk profesörlerine içinde bol miktarda hürriyet, Atatürk, demokrasi geçen 1961 Anayasasını hazırlattılar. Gerçekte, seçilecek meşru hükümetlere vesayet tuzakları kuruldu. İktidar şeklen seçilmiş hükümette görünecek ancak, hiçbir zaman gerçek muktedir olamayacaklardı. Derin devletin, resmi ideoloji Kemalizmin ebedi monarşik iktidarının,daima hükümferma olduğu ikiyüzlü bir rejim! Anayasayı (hadi diyelim Atatürk anayasasını) hunharca çiğneyenler anayasa bayramı yapıyorlar! İşte bizim hürriyet ve anayasa hikayemiz, öyle saf öyle temiz!!!
Bir cinayete, darbeye, ihanete, hürriyet adı vermekle özgürlük gelmiş olmuyor. Darbecilerce atanmış ve talimatlandırılmış tetikçilerin zart zurt ettiği yapıya adalet namı vermekle adalet, mahkeme denmekle mahkeme olmuyor. Anayasasayı ağır ihlalle, Başbakan ve Bakanları asanlar, özgürlük ve anayasa kahramanı olamıyor.
Anayasa yargısı TBMM'yi dahi denetleyen en üst mahkemedir. Fakat üyeleri, darbecilerle işbirliği halinde Başbakan ve Bakanları asan adamlardan müteşekkil ise, oradan hukuk, adalet, hürriyet çıkmaz, zulüm çıkar. Niyeti ve mayası bozuktur çünkü. Tebeddülü esma ile hakikat tagayür etmiyor!
Bu kutlu bayramı daha sonra, özgürlükçü demokrat sivil siyasetçiler değil, 12 Eylül darbecileri kaldırmak zorunda kaldılar. Zira her bir darbeyi bayram diye kutlamak ve onurlandırmak çok sırıtık bir saçmalık olacaktı. 27 Mayıs kanlı darbesinin bayram diye kutlanması ise, 12 Eylül darbecilerinin prestijini sarsacak, sanki 12 Eylül kıymetsiz, kötü, bir darbeymiş gibi anlaşılacaktı!
27 Mayıs darbesini Amerikancılar (NATO'cular) yapmıştı. Peki 12 Eylül darbecileri kimdi? Onlar da ABD'nin "bizim çocuklar" yakınlığında gördükleri Atatürkçü generallerdi! ABD başkanı Jimm Carter Damdaki Kemancı müzikalindedir. O sırada Türkiyede 12 Eylül darbe gerçekleşir. Başkana haber "Our Boys did it" ("Bizim çocuklar yaptı") diye müjdelenir! Bu haberi ilk defa Mehmet Ali Birand "12 Eylül Saat O4"kitabında yayınlar. Kimse de sormaz, Türk Ordusunun en üst komuta kademesi nasıl oluyor da ABD'nin "bizim çocukları" oluyor?
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü de Pensilvanyadan, CIA kucağındaki sahte hoca, hakikatte kardinal kaynaklıydı. Fakat "Yurtta sulh cihanda sulh komitesi" gibi Kemalist bir jargon tercih etmişler ve Atatürkçü görünmek istemişlerdi. Türkiye'de özgürlük, darbe, anayasa, ABD, Kemalizm, bizim çocuklar, niye bu kadar belirleyici ve içiçeler? Atatürk ve özgürlük kullanılmadan darbe yapılamıyor mu?