• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Hukukçu Yazar Lütfi Bergen’den çarpıcı tespit: “Muhafazakarlık aileyi kaybetmiştir!”

Yeniakit Publisher
2019-08-04 11:25:00 - 2019-08-04 12:26:55

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Hukukçu Yazar Lütfi Bergen’den çarpıcı tespit: "Muhafazakarlık aileyi kaybetmiştir!"

Yeniakit.com.tr'ye konuşan Yazar Lütfi Bergen, aile yapısının bozulduğuna dikkat çekerek, “Evlerde anne de baba da çalışıyor, ocak tütmüyor. Muhafazakârlık, bireyciliğin en aşırı noktasına kayarak aileyi kaybetmiştir.” diye konuştu.

 Oğuzhan Çağlar  yeniakit.com.tr 

Hukukçu Yazar Lütfi Bergen, Türk-Aile yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Millet Kültürü, anne-çocuk ilişkisiyle ‘geleneğe’ dönüştü." diyen Bergen, “Çalıştığı için çocuk yapmayan kadın, 75-80 yıllık ömrü sona erdiğinde milletin devamlılığını sağlayacak hiçbir şey bırakmamış olur. Oysa toplum kendini çocukla daim kılabilir. Bu nedenle millet, çocuklu annelerin hakkını ödeyemez.” ifadelerini kullandı.

“Kadınlara, doğurup 10 yaşına getirdiği çocuk başına ‘çocuk yardımı’ yapılmalıdır”

Kur’an’da İslamî kadın figürünün ‘ana-çocuk’ olarak zikredildiğini söyleyen Bergen, sözlerine şöyle devam etti: “Hz. Meryem, oğlu Hz. İsa ile birliktedir. Hz. Musa’yı sepete koyan, nehre bırakan annesidir, ama Kur’an’ın beyanına göre bunu yapması Allah’tan gelen ilham ile olmuştur. Bu anne figürünü daha sonra oğlunu emzirmek için saraya giderken görüyoruz. Oysa, Türkiye’de entelektüel dindar çevrelerde ‘kadın kendi çocuğunu emzirmek zorunda değil’ şeklinde beyanlara rastlanmıştır. Geleneksel kültür, anneler tarafından aktarılır. Dolayısıyla ‘çalışan kadın’ ile kıyaslandığında, ‘çocuk sahibi-ana kadın’ daha üstündür. Çalıştığı için çocuk yapmayan kadın, 75-80 yıllık ömrü sona erdiğinde milletin devamlılığını sağlayacak hiçbir şey bırakmamış olur. Oysa toplum kendini çocukla daim kılabilir. Bu nedenle millet, çocuklu annelerin hakkını ödeyemez. Her kadına doğurup 10 yaşına kadar yetiştirdiği çocuk başına ‘çocuk yardımı’ yapılmalıdır.”

“Osmanlı’daki ‘Bacıyân-ı Rum’ hareketi hayata geçirilmelidir!”

Çocuk yardımında 10 yıllık bir sınırlamanın, en azından 10 yılda bir çocuk yapma zorunluluğu doğurduğuna işaret eden Bergen, ifadelerini şöyle sürdürdü: “Örneğin bir kadın 2020 yılında ilk çocuğunu doğursun. Bu kadına devlet aylık 500 TL ‘çocuk yardımı’ yapacak ve ayrıca sigortalı sayacaktır. 2022 yılında aynı hanımefendi ikinci çocuğunu doğurduğunda 250 TL daha ‘çocuk yardımı’ almaya hak kazanacak. 2025 yılında üçüncü bir çocuk daha doğurursa aylık olarak toplamda 1000 TL ‘çocuk yardımı’ alacak. Bu yardımın kesilmemesi için iki şart öngörüyorum: 1) Çocuklar kreşe verilmeyecek. Çünkü kültür/gelenek evde öğrenilir; 2) Çocuklar 10 yıl boyunca anneleri tarafından bakılacak. Bu örnekte ‘çocuk yardımı’ alan kadının 10 yıllık süresi 2030 yılında dolduğundan aylık 1000 TL geliri kaybetmemesi için bu tarihte bir çocuk daha doğurması gerekir. Dolayısıyla kocasından boşanmak istemeyecektir. Ayrıca istihdama katılması da gerekmeyecek. Çocuk yardımı alan kadınlar ‘ipek halı dokuma’, ‘parça başı silah imalatı’ sertifikaları da verilerek ‘ev içi üretim’ yapmaları da sağlanacak. Böylece, Osmanlı’nın “Bacıyan-ı Rûm” hareketi hayata geçecek.”

“Kadın istihdamı, emeğin ücretini düşürmektedir!”

“Kapitalizmin tarih boyunca temel stratejisi üç dinamik üzerinden belirlenir: 1) imalat maliyetlerinin düşürülmesi, 2) üretilen malın yüksek sirkülasyonu, 3) piyasada muadil ürünün girmesinin engellenmesi. Bu da seri üretim, işçi emeğinin düşük ücretlendirilmesi, pazar yeri ve lojistiğin tekelleştirilmesi ile sağlanır.” diyen Bergen, şöyle devam etti: “Şimdi Türkiye’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kadına yönelik pozitif ayrımcılığı, kadınların istihdamının arttırılmasına yönelmektedir. Bu durum aslında emeğin ücretlerini düşürmektedir. Ayrıca “çalışan kadın” kapitalizmin ürettiği mamullerin en büyük pazarıdır. Kadınlar her gün aynı elbiseyi, ayakkabıyı giyemiyor. Kuaför, eşarp, makyaj malzemesi derken kadının aldığı maaşın büyük kısmı ‘iş piyasasındaki imajına’ harcanıyor. Dolayısıyla kadının iş dünyasındaki varlığı kapitalizm için iki açıdan tercihe şayandır: 1) Kadınların iş piyasasına girmesi aşırı emek arzı nedeniyle patronlara ‘düşük ücretli istihdam seçeneği’ hazırlıyor; 2) Kadınlar, her gün işe gelerek mamullerin tüketimini sabitliyorlar. Kadınların bir kısmının ‘ana-anne’ olarak eve çekilmesi istihdam piyasasında ücretleri yükseltecektir.”

“Kapitalizm, aileyi ‘bireylere’ çeviriyor!”

Hukukçu Yazar Lütfi Bergen, ailenin ‘bireye’ döndüğüne işaret ederek şöyle konuştu: “Evlerde anne de baba da çalışıyor, ocak tütmüyor. Hatta artık evlerde sofraya birlikte oturma geleneği yitirilmiştir. Dolayısıyla muhafazakârlık, bireyciliğin en aşırı noktasına kayarak aileyi kaybetmiştir. Türk milleti, ‘ocak’ denilen hanelerden oluşmaktadır ve çorba sürekli kaynamaktadır. Kapitalizm bu geleneksel yapıyı kırmak istedi ve kendisine müttefik olarak ‘muhafazakâr kadını’ seçti. Evde ocağın sönmesinin sağlanması için çok işçileşme gerekiyordu. Kadınlar iş piyasasına çekildiğinde ücretler düşürülebilecekti. Ocağın sönmesi ve geleneksel aileyi inşa eden ‘iş-eş-aş’ denkleminin kırılması için kapitalizm, feminizmi dolaşıma soktu. Nitekim, küresel kapitalizm bir gıda iktidarıdır. Evde kaynayan çorba bu iktidara direnen bir hayat nizamı getiriyordu. Türkler, çorba’nın emek, helal kazanç, dayanışma anlamlarını içeren atasözleri söylediler: ‘Çorbayı kapmak’, ‘çorba parası çıkarmak’, ‘çorbayı hak etmek’, ‘çorbada tuzu bulunmak.’ Şimdi artık bu kültürü kaybettik.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdullah Murat

Müslüman için aileyi yıkan birfiil laik sistemin müslüman hayatına şeytani olarak baskı yoluyla müdahil olması eğitim sistemiyle insanların döndürülmesi kulluktan uzaklaştırılmasıdır. Neler müslüman aile düzenin yani Allahın ahlak yapısının bozguncusu olmuştur Küfür ve büyük günah ahlaktan dinden çıkarır İslamın şartları vardır Allahın hükümlerine boyun eğmek namaz kılmak ve zekat vermektir İslamın dışında ahlak yoktur Şeytan vardır pislik vardır faydalanma ve bencillik vardır Allah öncelikle insanı kulluk için yaratmıştır Kulluk ise din ile yapılır Seçtiği ise islam olmuştur ve bu kulluğun kurallarını kuran ile bildirmiştir Allahın hükümlerine boyun eğmek anlamında teslim olmak müslüman olmaktır Kulluğun temeline namaz ibadeti tapınma koyulmuştur Namazı geçemeyen kabride hesabıda geçemez Peygamberin buyruğu ile namaz baba tarafından çocuğa 7 yaşında emredilir Namaz ve tessettür ayrılamaz kızlarada bu yaşta tesettür emredilir Çocuk müslüman ve gerçek dost Allah kul yapmak için çaba gösterilir Baba gerçek sevgi ve merhametinin göstergesi olarak 10 yaşında kılmadığı takdirde artık döver Laik sistemin ilkokulları ise Allaha yüzçevirmiş kendi tağut yolundaki sadık çalışanlarını kendi deyimleriyle yaratma yerleridir. Namaz kılamayacağı ortamlardır Onlar bunu Allahın kullarına farz kılmışlardır ölüğü ve üniformayı farz kılmışlardır başörtüsüzlüğü farz kılmışlardır kız erkek karışık düzeni farz kılmışlardır ve vahiyden uzaklaştıran kulluk dili olan arapça yerine batıl bir dili farz kılmışlardır Allaha kul olmasını engellemekte kendi dinsiz sistemlerine asker yetiştirmektedirler Bu büyük bir zulümdür bu imansız Allaha kulluktan alıkoyulan bu sebeple ahlaktan uzak nesil Allahın hüküm konuları varken küfür yasalarına tabi yapılmaktadır Onlar döndürülüyorlar Allahın haram kıldıkları helal yapılmıştır Fuhuş genel evler içki vergi sağlandığı sürece ahlaki sayılmıştır Ahlak polisi onları yakalamaz. helal olan Allahın emri olan evlilik 14 yaşında haram kılınmıştır çok evlilik Allahın helali bizim dinmizin bir parçası olması sebebiyle hem hakkımız hemde şerefimizin göstergesidir bu yasaklanmıştır Evlilik konusunda Allahın düzenlemeleri olduğu halde yüz çevirilmiştir Evlilik miras adalet dost ve düşman edinme savaş barış müttefik olma ticaret vergi kılık kıyafet yeme içme Allahın hükümleriyle düzenlediği alanlardır Bu konularda şeytanın peşinden gidenlere tabiyet haramdır Bu baskı yoluyla yapılmış sistem Allahın doğru yolunun bozgunculuğundan başka birşey değildir Allahın hükümleriyle hükmetmeyenler kafirlerdir Kafir olursan Allahın şeytana karşı olan korumasından çıkarsın pisliğe suça batarsın batıla dalarsın ve ebedi cehenneme gidersin hayatın kafirlerinkine benzer anlamaz olursun dünyadan gene Allahın istediği kadar faydalanırsın ama tükettiklerin ahirette azabını arttırır Küfre büyük günahlara bulaşırsan cennete giremezsin Müslüman için dünya Allahı hoşnut etme yeridir Allah için sabretmek kendi hoşlanmadığımız şeyleri onun için yapmak bazı hoşlandıklarımız ise yapmamaktır Helal ve temize yönelmektir Bu küfür içinde ve kasti bozgunda ahlaka ve düzene ulaşmak mümkün değildir Şeytanı reddedin Allahın hükümleriyle adaleti sağlayalım dinde dostlar ve kardeşler olalım şeytana tabi olmayın Allaha tabi ve Allahın hüğkümleryile hükmedenlere tabi olalım Gerçek şerefimiz için hicret yada cihad edelim Allhın hükümleriyle yönetilen bir arzın imarını yapalım Allahın hükümlerini istemeyenlerle kafirlerle eşcinsellerle ve destekçileriyle ayrılalım araya duvar çekelim Küfür ile kafir ile dün Allaha has oluncaya kadar beraber savaşalım dostumuzu düşmanımızı ise kurana göre belirleyelim bu zorunludur Allahın hükümlerini istemeyen müslüman değildir

Ahmet Y.

Evet, Peygamber Efendimiz (S.A.V) doğduğunda, 4 yaşına kadar süt annesi tarafından bakılıp büyütülmüştür. Bu doğrudur amma, Peygamber efendimizin kızları ve çocuklarının hiçbiri süt anne elinde büyümemiştir. Hepsi, kendi öz anneleri tarafından büyütülmüştür. Buna neden dikkat çektim? Peygamber efendimizin bebekliği ve çocukluğu döneminde, yeni doğmuş bebekleri süt annelerine baktırmak bir gelenek idi. Ancak Peygamber Efendimiz kendi çocuklarında ve torunlarında, bu geleneğe uymadı ve çocuklarının ve torunlarının, kendi anneleri tarafından, süt emzirttirip, büyütülmesini sağladı. Bizim, bir müslüman olarak örnek almamız gereken de budur. Çocuklarımız, belli bir yaşa ve olgunluğa gelene kadar, anne tarafından, süt emzirilip büyütülmesi gerekmektedir. Çünkü günümüz tıbbı tarafından da kanıtlanmış olan bir gerçek var ki, süt annesinin sütü vasıtasıyla da çocuğa bir takım GENLER geçmektedir. Peygamber Efendimizin süt annesi de dahil tüm soyu, ÖZELDİR, Yüce Mevla tarafından, özel olarak seçilmiştir. Çünkü O, Yüce Mevla tarafından, AHİRZAMAN PEYGAMBERİ olarak, özel yaratılmıştır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23