Hukukçu Yazar Lütfi Bergen’den çarpıcı tespit: “Muhafazakarlık aileyi kaybetmiştir!”
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Yeniakit.com.tr'ye konuşan Yazar Lütfi Bergen, aile yapısının bozulduğuna dikkat çekerek, “Evlerde anne de baba da çalışıyor, ocak tütmüyor. Muhafazakârlık, bireyciliğin en aşırı noktasına kayarak aileyi kaybetmiştir.” diye konuştu.
Oğuzhan Çağlar yeniakit.com.tr
Hukukçu Yazar Lütfi Bergen, Türk-Aile yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Millet Kültürü, anne-çocuk ilişkisiyle ‘geleneğe’ dönüştü." diyen Bergen, “Çalıştığı için çocuk yapmayan kadın, 75-80 yıllık ömrü sona erdiğinde milletin devamlılığını sağlayacak hiçbir şey bırakmamış olur. Oysa toplum kendini çocukla daim kılabilir. Bu nedenle millet, çocuklu annelerin hakkını ödeyemez.” ifadelerini kullandı.
“Kadınlara, doğurup 10 yaşına getirdiği çocuk başına ‘çocuk yardımı’ yapılmalıdır”
Kur’an’da İslamî kadın figürünün ‘ana-çocuk’ olarak zikredildiğini söyleyen Bergen, sözlerine şöyle devam etti: “Hz. Meryem, oğlu Hz. İsa ile birliktedir. Hz. Musa’yı sepete koyan, nehre bırakan annesidir, ama Kur’an’ın beyanına göre bunu yapması Allah’tan gelen ilham ile olmuştur. Bu anne figürünü daha sonra oğlunu emzirmek için saraya giderken görüyoruz. Oysa, Türkiye’de entelektüel dindar çevrelerde ‘kadın kendi çocuğunu emzirmek zorunda değil’ şeklinde beyanlara rastlanmıştır. Geleneksel kültür, anneler tarafından aktarılır. Dolayısıyla ‘çalışan kadın’ ile kıyaslandığında, ‘çocuk sahibi-ana kadın’ daha üstündür. Çalıştığı için çocuk yapmayan kadın, 75-80 yıllık ömrü sona erdiğinde milletin devamlılığını sağlayacak hiçbir şey bırakmamış olur. Oysa toplum kendini çocukla daim kılabilir. Bu nedenle millet, çocuklu annelerin hakkını ödeyemez. Her kadına doğurup 10 yaşına kadar yetiştirdiği çocuk başına ‘çocuk yardımı’ yapılmalıdır.”
“Osmanlı’daki ‘Bacıyân-ı Rum’ hareketi hayata geçirilmelidir!”
Çocuk yardımında 10 yıllık bir sınırlamanın, en azından 10 yılda bir çocuk yapma zorunluluğu doğurduğuna işaret eden Bergen, ifadelerini şöyle sürdürdü: “Örneğin bir kadın 2020 yılında ilk çocuğunu doğursun. Bu kadına devlet aylık 500 TL ‘çocuk yardımı’ yapacak ve ayrıca sigortalı sayacaktır. 2022 yılında aynı hanımefendi ikinci çocuğunu doğurduğunda 250 TL daha ‘çocuk yardımı’ almaya hak kazanacak. 2025 yılında üçüncü bir çocuk daha doğurursa aylık olarak toplamda 1000 TL ‘çocuk yardımı’ alacak. Bu yardımın kesilmemesi için iki şart öngörüyorum: 1) Çocuklar kreşe verilmeyecek. Çünkü kültür/gelenek evde öğrenilir; 2) Çocuklar 10 yıl boyunca anneleri tarafından bakılacak. Bu örnekte ‘çocuk yardımı’ alan kadının 10 yıllık süresi 2030 yılında dolduğundan aylık 1000 TL geliri kaybetmemesi için bu tarihte bir çocuk daha doğurması gerekir. Dolayısıyla kocasından boşanmak istemeyecektir. Ayrıca istihdama katılması da gerekmeyecek. Çocuk yardımı alan kadınlar ‘ipek halı dokuma’, ‘parça başı silah imalatı’ sertifikaları da verilerek ‘ev içi üretim’ yapmaları da sağlanacak. Böylece, Osmanlı’nın “Bacıyan-ı Rûm” hareketi hayata geçecek.”
“Kadın istihdamı, emeğin ücretini düşürmektedir!”
“Kapitalizmin tarih boyunca temel stratejisi üç dinamik üzerinden belirlenir: 1) imalat maliyetlerinin düşürülmesi, 2) üretilen malın yüksek sirkülasyonu, 3) piyasada muadil ürünün girmesinin engellenmesi. Bu da seri üretim, işçi emeğinin düşük ücretlendirilmesi, pazar yeri ve lojistiğin tekelleştirilmesi ile sağlanır.” diyen Bergen, şöyle devam etti: “Şimdi Türkiye’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kadına yönelik pozitif ayrımcılığı, kadınların istihdamının arttırılmasına yönelmektedir. Bu durum aslında emeğin ücretlerini düşürmektedir. Ayrıca “çalışan kadın” kapitalizmin ürettiği mamullerin en büyük pazarıdır. Kadınlar her gün aynı elbiseyi, ayakkabıyı giyemiyor. Kuaför, eşarp, makyaj malzemesi derken kadının aldığı maaşın büyük kısmı ‘iş piyasasındaki imajına’ harcanıyor. Dolayısıyla kadının iş dünyasındaki varlığı kapitalizm için iki açıdan tercihe şayandır: 1) Kadınların iş piyasasına girmesi aşırı emek arzı nedeniyle patronlara ‘düşük ücretli istihdam seçeneği’ hazırlıyor; 2) Kadınlar, her gün işe gelerek mamullerin tüketimini sabitliyorlar. Kadınların bir kısmının ‘ana-anne’ olarak eve çekilmesi istihdam piyasasında ücretleri yükseltecektir.”
“Kapitalizm, aileyi ‘bireylere’ çeviriyor!”
Hukukçu Yazar Lütfi Bergen, ailenin ‘bireye’ döndüğüne işaret ederek şöyle konuştu: “Evlerde anne de baba da çalışıyor, ocak tütmüyor. Hatta artık evlerde sofraya birlikte oturma geleneği yitirilmiştir. Dolayısıyla muhafazakârlık, bireyciliğin en aşırı noktasına kayarak aileyi kaybetmiştir. Türk milleti, ‘ocak’ denilen hanelerden oluşmaktadır ve çorba sürekli kaynamaktadır. Kapitalizm bu geleneksel yapıyı kırmak istedi ve kendisine müttefik olarak ‘muhafazakâr kadını’ seçti. Evde ocağın sönmesinin sağlanması için çok işçileşme gerekiyordu. Kadınlar iş piyasasına çekildiğinde ücretler düşürülebilecekti. Ocağın sönmesi ve geleneksel aileyi inşa eden ‘iş-eş-aş’ denkleminin kırılması için kapitalizm, feminizmi dolaşıma soktu. Nitekim, küresel kapitalizm bir gıda iktidarıdır. Evde kaynayan çorba bu iktidara direnen bir hayat nizamı getiriyordu. Türkler, çorba’nın emek, helal kazanç, dayanışma anlamlarını içeren atasözleri söylediler: ‘Çorbayı kapmak’, ‘çorba parası çıkarmak’, ‘çorbayı hak etmek’, ‘çorbada tuzu bulunmak.’ Şimdi artık bu kültürü kaybettik.”