Sarkozy ve Macron dönemlerinde uluslararası hukuku hiçe sayan bir söylem ve kendi dış politika ilkelerini uygulamaya çalışan Fransa, Türkiye’nin bölgesel nüfuzundan rahatsız. Fransa daha önce Karabağ sorununu çözme iddiasında bulunan AGİT Minsk Grubu’nun eşbaşkanı bir devlet iken bugün çözüm sürecini baltalamaya çalışan bir provokatör gibi hareket ediyor.
Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanlığının yanısıra, Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanı da olan Araz Aslanlı, Türkiye’nin Ortadoğu ve Kafkasya’da artan nüfuzundan büyük rahatsızlık duyan Fransa’nın Karabağ’da çözümü baltalamaya çalıştığını dile getirdi. Aslanlı, analizinde şu görüşlere yer verdi:
“Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki 44 günlük savaş boyunca ve savaşın durmasından sonraki aşamada konuya ilişkin politikaları en çok tartışılan ülkelerden biri Fransa oldu. Fransa olumsuz politikalarını sürdürmekte ısrar ediyor. Doğal olarak Azerbaycan ve Türkiye de Fransa’nın bu politikalarına tepki göstermeye devam ediyor.
Aslında Fransa’nın Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali sorununa (kısa ve yaygın ismiyle Karabağ sorununa) ilişkin yaklaşımının temelinde bu ülkenin genel olarak Ermeni meselesine ilgisi, Kafkasya ve Ortadoğu’daki stratejik çıkarları, Fransa’daki Ermeni lobisi, Fransız yöneticilerin ülkeleri için Avrupa Birliği (AB) ve küresel sistem çerçevesinde algıladıkları roller ve benzeri etkenler yatıyor. Fransa kendisine biçtiği “doğu Hristiyanlarının hamisi” rolünü diğer rakiplerine kaptırmamak istiyor.
Fransa, Osmanlı’ya karşı etkili bir araç olarak kullanmak amacıyla özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Ermenileri üzerinde etkili politikalar uygulamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni etkenini Osmanlı’ya karşı kullanan Fransa, amaçlarına tam ulaşamayınca sonraki aşamada sözde soykırım iddialarının ortaya çıkmasında ve canlı tutulmasında en aktif ülkelerden biri olmuştur.
Fransa’nın 1997 yılından itibaren AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkan olmasıyla bu ülkenin Karabağ sorunundaki rolü artmıştır.
Fransa, son 19 yıl boyunca sorunun çözümünün değil, çözümsüzlüğün bir parçası olmuştur. Özellikle Sarkozy ve Macron dönemlerinde kendi dış politika ilkelerine, uluslararası hukuka ihanet edercesine söylemler geliştirmiş ve adımlar atmaya çalışmıştır.
Fransa’nın Ortadoğu’da ve Kafkasya’da nüfuzunu kaybetmeye başlamasına mukabil Türkiye’nin etkinliğinin artmasından duyduğu rahatsızlık, önemli ölçüde bu nedenle süreci sabote etmeye çalışması, bu yolla Rusya’dan uzaklaşma ihtimali bulunan Ermenistan’ı “kazanmaya” çalışması, eğer sorunun tam çözümünü sabote edebilirse, gelecekte meselenin çözümü sürecinde daha fazla söz sahibi olabileceği düşüncesi yatmaktadır. Fransa’nın savaş boyunca temeli olmayan suçlamaları gündeme getirmesi, savaşın ardından Fransa parlamentosunun almış olduğu uluslararası hukuka aykırı karar ve Fransız politikacıların söylemleri süreci sabote etme bakımından kısmen işe yarayacak gibi görünüyor. Fakat Fransa’nın daha geniş çerçevedeki hedeflerine ne ölçüde ulaşacağı daha çok Rusya, Türkiye ve Azerbaycan’ın sorunun kalıcı çözümü konusundaki kararlılığına bağlı olacak.