Elveda Ya Şehr-i Ramazan
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerif’e bugün veda ediyoruz. Koronavirüs gölgesinde evlerimizde idrak ettiğimiz, nefsimizi ve benliğimizi hakikat adına kısıtladığımız bu kutlu zaman diliminden tatlı bir hüzünle ayrılıyoruz. Akit’e; pandemi, Filistinliler ile Mescid’i Aksa’ya yönelik Yahudi zulmü nedeniyle bayrama buruk girdiğimizi kaydeden ilahiyatçılar, hayatımızın geriye kalanını ‘Ramazan’ gibi yaşamak ve ümmetin birliği için niyazda bulunmanın önemini anlattı.
Zekeriya Say İstanbul
Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’in son gününü eda ediyoruz. Koronavirüs gölgesinde evlerimizde idrak ettiğimiz, nefsimizi ve benliğimizi hakikat adına kısıtladığımız bu kutlu zaman diliminden hüzünle ayrılırken, Ramazan Bayramı’nı da İsrail’in Filistinlilere yönelik orantısız zulmünün gölgesinde karşılıyoruz. Ramazan Bayramı’nın günahlarımıza kefaret olması, belaların defi ve ümmetin uyanışına vesile olması niyazında bulunan ilahiyatçılar, Ramazan’dan aldığımız ilhamı geriye kalan 11 aya da taşımanın önemini aktararak, ümmetin birliği için niyazda bulunmamız noktasında uyarılarda bulundu.
İsrail zulmü bizde bayram sevinci bırakmadı
Medrese Âlimleri Vakfı Genel Başkanı Tayyip Elçi, zaten pandemi sebebiyle buruk bir ramazanın ardından buruk bir bayram geçirileceğini belirterek “Üzerine bir de bütün bir ümmetin yaşadığı İsrail musibeti gelince, bayram sevincimiz kalmadı. Bu yüzden biz bu bayramı ancak ümmetin birliğine, beraberliğine ve düşmanını tanımasına niyazda bulunarak geçirmeliyiz. Birçok ayeti kerimede Rabbimiz, bize kâfir ve münafıkları dost edinmememiz, onlarla stratejik ilişkiler kurmamamız gerektiğini ferman buyuruyor. Bu bayramdan alacağımız en güzel nasip bu olacaktır” dedi.

Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de, “Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et” buyruğuna da dikkati çeken Elçi, şunları söyledi: “Bu ayet ise bizlere, ilk tekbirden son tekbire kadar bütün bir hayatı yaratıcıya teslim etmemiz ve Kur’anî bir hayat yaşamamızın emredildiğini anlıyoruz. Dolayısıyla ibadet ve ubudiyet görevi, yılın belli zaman dilimlerinede yerine getirilip daha sonra rafa kaldırılacak bir olgu değildir. O günlerden sonra ibadetten uzaklaşmak Müslümanca bir tavır, Kur’an ve sünnetin bize öğrettiği bir duruş olamaz. Ramazan insanların kalbi, ruhi ve manevi hastalıklardan ve günahlardan arındırarak şifa buldukları bir tedavi sürecidir. Bir hasta nasıl hastanede tedavi olup hastalıklardan kurtulursa, biz Müslümanlar da ramazanda manevi kir ve hastalıklardan arınırız. Sonraki ramazana kadar da Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak kendimizi o manevi hastalıklara karşı muhafaza etmeliyiz.”
Filistin kanarken bayrama hakkımız yok
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker ise hem içeriden hem de dışarıdan bazı kesimlerin ramazanlarda Müslümanların ibadet şuurunu ve coşkusunu yaşamalarına fırsat vermediklerini söyledi.
Müslümanların kafasının lüzumsuz şeylerle meşgul edilip vakitlerinin boşa harcandığına dikkati çeken Prof Çeker, şunları söyledi: “İçimizdeki kimseler dinle ilgisi olmayan konularla bizi meşgul ederken, bir de dışımızdaki lanetlilerle uğraşıyoruz. İsrail, şu mübarek günde, üç dinin kutsal kabul ettiği mübarek Mescid-i Aksa’da yaptığı zulümle bizi meşgul ediyor. Dolayısıyla biz hem Ramazan’ın hakkını veremedik, hem de bayram edecek hakka sahip olamadık. Bayram dediğin bütün İslam âleminin beraber sevinmesidir. İslam âleminin her tarafında kan akıyorsa diğerlerinin bayram yapmaya hakkı yoktur. En azından ben böyle bir hakkımız olmadığını düşünüyorum. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde Kudüs ve çevresi mübarek olarak beyan edilmiştir. Mübarek yerlerin lanetlik insanların egemenliği altında olması bizim en büyük vebalimizdir. Bütün İslam âlemi bu vebale karşı hesap verecek. Kudüs meselesi, Filistin meselesi belli sayıdaki üç beş gariban Filistinlinin meselesi değil, tüm İslam âleminin meselesidir. Bir de ben beyanlarla, insan hakları söylemleriyle, demokrasilerle, ibadet özgürlüğü laflarıyla bu işin halledilmeyeceğini özellikle hatırlatmak istiyorum. Bu iş ancak fiili bir müdahaleyle hallolur.”
