Anadolu’da kız anası, daha kızı kundaktayken bile sandığına bir şeyler atmaya başlamıştır. Nişanlandıktan sonra artık durmak yoktur gelin kız ve anneye.
Eğer anne meraklı ve marifetliyse, hele kızını da yetiştirmişse, ellerinden kaçan kurtulur ancak. Ağırlıklarında hep el emeği göz nuru olsun isterler. Oyalar, danteller, nakışlar, işlemeler, kanaviçeler arasında koşuştururlar hiç durmadan.
Düğün çoğunlukla yazın yapılır. Köylerde harman sonu yöresine göre pancar, üzüm, pamuk vs. yapılan üretimin parası alınınca düzenlenir. Şehirde de elbette kış çıkmadan kolay kolay düğün yapılmaz. Ayrıca düğünlerin Ramazan'a girilmeden önce yapılması gerekir. Aksi takdirde düğün Kurban Bayramı sonrasına kalacaktır. Çünkü iki bayram arasında düğün yapılmaz inanışı geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Halbuki dinî yönden hiçbir sakıncası yoktur.
Düğün için her iki taraf da karar verince hazırlıklara girişilir. Kızın çeyizlerinden tamamlanmayanlar eşe dosta dağıtılır. Elinden gelen kızın çeyizine katkıda bulunur.
'Ağırlık' denilen çeyiz asma, çeyiz sergileme merasimi çoğunlukla Perşembe günleri olur. Birkaç gün öncesinden kızın çeyizleri, gençler tarafından evin uygun bir oda veya salonuna hazırlanır. Genç kızın baba evinden götüreceği neyi varsa hepsi eşe dosta gösterilir, kısacası iğneden ipliğe her şey sergilenir.
Bir kız çeyizinde neler yoktur ki? Bir ev için ne lâzımsa her şey. Her ana baba kızının ihtiyacı olacak her şeyden kızlarına vermek isterler, keseleri uyarınca. Kızlarımız da marifetlidir zaten. Çeyizlerinin çoğu kendilerinin göz nurudur. İğne oyasından mekik oyasına, dantelden kanaviçeye kadar her iş, her nakış ellerinden gelir. Yine her kız; dikiş dikmesini, örgü örmesini bilir. Bunlar bilindikten sonra çeyiz yapma, çeyiz hazırlama bir zevk olur çıkar. Her genç kız arkadaşından daha az çeyiz hazırlamış olmamak için, her marifetten bilmek ister.
Anne babada ise, "El kapısı" endişesi vardır. Kızları bir kötüye düşerse: ''Ne getirdin sanki baba evinden?..." denmesi karşısında ezilmemesi için, ellerinden ne gelirse verirler. Kızlarının mutluluğu ve rahatlığı için borca bile girip çeyiz düzerler.
Bu düşüncede olan bir kız evinin ağırlığı görülmeye, seyredilmeye değer doğrusu. İşte size bir “ağırlıklı” sahnesini kaba çizgileriyle yarın nakledelim.
Davetiyelere rağmen “Okuyucular” hâlâ görev yapıyor Anadolu’da
Anadolu’da çok yerde düğün için her iki taraf da karar verince hem kız evi, hem de oğlan evi kendi misafirlerini çağırmak için okuyucu çıkarırlar düğün öncesi. Kız evi "Kadın Okuyucu", oğlan evi "Erkek Okuyucu" çıkarır. Şimdi kadın okuyucular hâlâ vazifelerini sürdürmekteyseler de erkek okuyucunun görevini davetiyeler yapmaktadır.
Kadın okuyuculara zahmetinin karşılığı önceden verilerek, tanıdıklara düğün haberi ulaştırılmış olur. Okuyucunun yanına kız evinden bir çocuk verilir. Çocuğun elinde daha önceden hazırlanmış, davet edileceklerin listesi vardır. Okuyucular yörede herkesi tanırlar hemen hemen. Ama hiç kimsenin unutulmaması için liste hazırlanır ve okuyucunun da okuma yazması olmadığı için okula giden bir çocukla yola çıkması daha uygun olur.
Okuyucu her gittiği eve : "........... Hanım'ın selâmı var. Önümüzdeki Perşembe ağırlığa, öbür hafta salıya ‘Gelin Hamamı'na, çarşamba günü de ‘Kına Gecesi'ne buyurun" der.
Okuyucular yaptıkları işten mutludur. Her ne kadar okuyuculuk yaptığı günün akşamı yorgunluktan kurtulamazsa da torbasındaki bulgurlar, kesesindeki paralar buna değer!. Kolay mı böyle hayırlı işlerde yol yürümek? Yazın sıcağı, kışın soğuğu demeden. Halk bunu bildiği için, düğün sahibinin verdiği paradan ayrı olarak, her gittiği evde onu memnun etmeye çalışır. Kimi para, kimi kendisinin de belirttiği gibi bulgur verir. Okuyucu sadece davetlileri çağırmakla da kalmaz; düğünlerde oynaması için davetlileri kaldırır. Kalkmak istemeyeni zorla kaldırır. Nişanda oğlan evinin getirdiği hediyeleri de gösterir...