• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Batı Trakya’da zulüm varken Heybeliada açılamaz

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Batı Trakya’da zulüm varken Heybeliada açılamaz

İsrail’in güdümündeki Yunanistan’ın, Batı Trakya’daki Müslüman Türklere kendi müftüsünü dahi seçtirmezken bir de cezalandırmaya kalkması, bardağı taşırdı.

SEBAHATTİN AYAN  İSTANBUL

Bütün medeniyetlerin kardeşçe yaşadığı ülkemizde, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması gündemdeki yerini korurken ve azınlıklar tanınmış haklar çerçevesinde yasal statüde faaliyet yürütebilirken; İsrail’in güdümünde hareket eden Yunanistan, Batı Trakya’da Lozan Antlaşması’na aykırı bir şekilde kendi müftüsünü bile seçtirmiyor. Yunanistan, kendi atadığı kukla müftüyle Müslüman Türkleri baskı altına almaya çalışıyor.

Bu kapsamda Atina yönetimi, Yunan devleti tarafından atanan müftülerin Çınar Camisi’ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği eski Başkanı Hüseyin Baltacı, İskeçe Türk Birliği eski Başkanı Ozan Ahmetoğlu, Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi (DEB) Genel Başkan Yardımcısı Bahri Belço ve Çınar Camii Mütevelli Heyeti Başkanı Murat Köse hakkında skandal bir karara imza attı. Mahkeme, Müslüman Türklere 17’şer ay hapis cezası verirken, cezaların ertelenmesine ve para cezasına çevrilmesine hükmetti. Batı Trakya’da yaşayan Türkler, müftü ve vakıf yöneticilerinin atama yoluyla belirlenmesine karşı çıkarken, dini liderlerini kendi iradeleriyle seçme taleplerini sürdürüyor. Uzmanlar da Yunanistan’ın Türk halkının iradesine saygı duymadığını vurguluyor.


 

MÜSLÜMANLARIN KENDİ MÜFTÜSÜNÜ SEÇME HAKKI VAR

DEB Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, söz konusu davanın yalnızca dört kişinin yargılanması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bunun Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dini özgürlükleri ve kendi dini liderlerini seçme hakkına yönelik baskıların yeni bir halkası olduğunu ifade etti. Asafoğlu, olay günü Çınar Camisi’nde yaşananların kamuoyuna yansıtıldığı gibi olmadığını belirterek, atanmış müftülere camiye girebilmeleri için müftülük cübbelerini çıkarmaları ve cemaatle birlikte namaz kılmaları yönünde teklif sunulduğunu, ancak bu çağrının dikkate alınmadığını söyledi. Yaşanan gerginliğin ardından toplumun önde gelen isimleri hakkında dava açılmasının kabul edilemez olduğunu kaydeden Asafoğlu, verilen cezaların hukuki değil, siyasi bir mesaj taşıdığını savundu: “Bu dava, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kendi müftüsünü seçme hakkına sahip çıkmasının cezalandırılmasıdır. Yunanistan, azınlığın tanımadığı atanmış müftüleri meşrulaştırmaya çalışmakta, buna karşı çıkan toplum temsilcilerimizi ise yargı yoluyla baskı altına almaktadır.”


 

Müftü seçme hakkının yalnızca Lozan Antlaşması’nın ruhundan değil, aynı zamanda 1913 Atina Antlaşması ve sonrasında Yunan hukukuna aktarılan düzenlemelerden de kaynaklandığını vurgulayan Asafoğlu, “Atina konuyu bilinçli şekilde başka bir zemine çekmektedir. ‘Lozan Antlaşması’nda müftü seçimi yoktur’ argümanı öne sürülerek mesele daraltılmakta ancak antlaşmanın azınlıkların kendi dini ve kurumsal yapılarını idare etme hakkını tanıyan ruhu görmezden gelinmektedir. Kelimelere sığınarak temel ilkeyi yok saymak iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Yunanistan bir asırdır eğitim ve inanç özerkliğini uygulamaya koyduğu genelge, yasa ve kanun hükmünde kararnamelerle bitirme noktasına getirdi. Azınlığın dini lideri ancak kendi iradesiyle belirlenirse meşruiyet kazanır. Bunun dışındaki tüm yöntemler bir dayatmadan ibarettir” dedi.

Türkiye’nin Rum Ortodoks azınlığa tanıdığı hakların mütekabiliyet ilkesi gereğince Yunanistan tarafından da kendilerine tanınması gerektiğini belirten Asafoğlu, tek taraflı atamaların demokratik ilkelerle bağdaşmadığını, bu meşru olmayan adımı demokrasi açısından utanç verici bulduğunu ve hukuki mücadelenin devam edeceğini ekledi.


 

YUNANİSTAN HUKUKU HİÇE SAYIYOR

Gazeteci-yazar Ayhan Demir ise Batı Trakya Türk Azınlığı’nın sahip olduğu hakların İstanbul Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması, Sevr Antlaşması’nın Yunanistan’a ilişkin hükümleri ve Lozan Barış Antlaşması ile koruma altına alındığını hatırlatarak, Yunanistan’ın uzun yıllardır bu yükümlülükleri yerine getirmediğini söyledi. Söz konusu Türk azınlığın hakları olunca Atina yönetiminin tüm özgürlük vaatlerini rafa kaldırdığını belirten Demir şöyle konuştu: “Tüm dünyaya ‘demokrasinin beşiği’ olduğunu söyleyen Atina yönetimi, seçilmiş olan müftülere karşı kendi atadığı müftüleri dayatarak, dini hayata yönelik baskı uyguluyor. Bir yanda cemaat tarafından seçilmiş müftüler var, diğer tarafta ise devlet memuru statüsünde olan Atina yönetimi tarafından atanmış müftüler. 1913 Atina Anlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, din alanında özerk kılındı. 1985 yılına kadar müftüler azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Bugün bu hak fiilen ortadan kaldırıldı. Lozan’da müftülerin seçimi hakkında hüküm bulunmadığını söylemek eşitlik ilkesiyle bağdaşmıyor. Yunan makamlarının tutum ve açıklamaları uluslararası hukuku hiçe saymaktadır.”


 

DİNİ ÖZGÜRLÜKER İÇİN BÜYÜK SORUN

Yunanistan’ın Dimetoka, Gümülcine ve İskeçe’de toplumun seçtiği müftülere karşı atanmış müftü uygulamasını sürdürmesinin dini özgürlükler açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu belirten Demir, Atina’nın müftü dayatmasının insan haklarının ihlali olduğunu söyledi. Çınar Camisi davasına da değinen Demir, “Bu mahkemede cezalandırılan her ne kadar 4 kişi gibi görünse de aslında tüm Türk Azınlığıdır. Mahkeme cezaları ertelemiş ve para cezasına çevrilmesine hükmetmişse de bu verilen karar, tüm azınlığa karşı bir gözdağıdır. Ancak Batı Trakya Türkleri, yargılama aşamasında sergiledikleri birlik, beraberlik ve sağduyulu davranışları ile Atina yönetimine gereken cevabı vermiştir. Yunan mahkemelerinin verdiği hiçbir ceza azınlığa geri adım attıramayacaktır. Atina yönetiminin baskı politikaları, hakikatin üstünü örtmeye yetmez” dedi.


 

Yunanistan’ın kendisini hukuk devleti olarak tanımladığını hatırlatan Demir, ülkede hâkim din Ortodoks Hristiyanlık olmasına rağmen kilise liderlerinin devlet tarafından belirlenmediğine, diğer dini toplulukların özerkliğe sahip olduğuna dikkat çekti. Konu Türk Azınlığı olduğunda farklı bir uygulamanın devreye girdiğini belirten Demir, “Yunan devleti, yalnızca Trakya Türk Azınlığına müftü atama yoluna gidiyor. Son çıkan yasa ile müftülükler kamu dairesi, atanmış müftüler ise memur olarak tanımlandı. Böylelikle Atina, 1990 yılından beri göstermelik bir seçim adı altında fiilen müftü ataması yapıyor. Müftülük makamı, Türk Azınlığın kimlik ve birliğinin kilit taşıdır. Türkiye, Yunan yönetimine hak ettiğini değil, kendisine yakışanı yapıyor. Fakat bu yaklaşım Ankara’nın sabrının sonsuz olduğu anlamına gelmiyor. Bizi daha fazla kendilerinin seviyesine inmeye zorlamasalar iyi olur. Kendilerine gelip Türkiye’nin seviyesine çıkmalılar ve Türk Azınlığının inançlarını özgürce yaşamasına müsaade etmeliler” dedi.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23