Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, aralarında Ankara Temsilcimiz Serdar Arseven’in de bulunduğu gazete yöneticileriyle bir araya geldi. “Terörle mücadele kesin sonuç alınıncaya kadar sürecek” diyen Numan Kurtulmuş “Terör örgütü aradığı desteği bulamadı. Kürtler ve Türkler… Bizler; aynı medeniyetin mensuplarıyız, aynı coğrafyanın insanlarıyız, aynı dinin mensuplarıyız, aynı peygamberin ümmetiyiz. Allah’ın izniyle bu duygusal kopuş olmadı, olmayacaktır” dedi.
SERDAR ARSEVEN/ANKARA - Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, gazetelerin Ankara Temsilcileri bir araya geldiği 2015 yılı değerlendirme toplantısında çarpıcı mesajlar verdi.
Kurtulmuş, değerlendirmelerine “PKK terörü ve siyasetteki terör uzantılarına” dikkat çekerek başladı. “Maalesef Suruç olayları ile birlikte başlayan süreç bugün Türkiye’nin bazı il ve ilçe merkezlerinde hendek siyaseti dediğimiz son derece kaba, acımasız, saldırgan bir siyaset şekline dönüştü. Sokak sokak devam eden, güvenlik güçleri ile bir mücadele şekline dönüştü” diyen Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada da uzun yıllar sonra Türkiye’nin bütün güvenlik birimlerinin yüksek bir koordinasyonla terör örgütüne karşı mücadele ettiğini görüyoruz. Allah kolaylık versin. İnşallah mesele terör örgütünün bu yaptıklarını bir şekilde yapamayacak duruma getirilinceye kadar devam edecek. Ama bunu yapmak demek şu manaya gelmiyor, Türkiye yıllardır terörle beraber yaşıyor. Sonuçta terör örgütünün silahlı gücünün azaltılması ya da kontrol altına alınması ya da kısıtlanması başka bir şeydir, hak ve özgürlüklerin artırılması, demokratikleşme sürecinin sürdürülmesi ise başka bir şeydir. Biz bunu asla birbirine karıştırmadan… ‘Evet, terör var’ diyerek demokratik kazanımları geri götürecek ya da bundan sonra reform paketi içerisinde atmayı planladığımız adımları atmayacak değiliz.”
SİLAHLARIN ATEŞLENMESİNİ ARZU EDEN TARAF HÜKÜMET DEĞİLDİR
Her şey ortada, açık bir şekilde oluyor. Bir kere bu süreci durduran, geriye götüren ya da terörle mücadeleyi başlatan bu anlamda silahların tekrar ateşlenmesini arzu eden hükümet tarafı değildir. Yani 20 Temmuz’dan sonra bir şey oldu, başka bir akıl devreye girdi ya da birkaç farklı akıl müştereken devreye girdi ve düğmeye basıldı.
DAEŞ’in, PKK’nın, DHKP-C’nin düğmesine basıldı. Dolayısıyla çok uzun sürdü diyorsunuz ama biz isteriz ki değil, uzun sürmek biz bir an bile sürmesini istemiyoruz. Ama keyif olsun diye bu iş olmadı. Bir zaruretten bu ortaya çıktı. Vatandaşlarımızın güvenliği, ülkenin selameti, birlik ve dirliğin sağlanması bakımından terör örgütünün bu kadar agresif bir şekilde sahaya girmesi sonucu bu mücadele başlatıldı.
Niye uzun sürdü? 50 metrede bir hendeğin olduğu, 50 metrede bir bombaların patladığı, bubi tuzaklarının patlatıldığı, keskin nişancılarla dar sokaklar arasından hem güvenlik güçlerine hem sivil halka ateş açıldı.
'NİYE BİZE HAYATI ÇEKİLMEZ KILIYORSUNUZ?'
Son derece çetin, zor bir süreç devam ediyor. Olan vatandaşa oluyor. Olan, o bölgede yaşayan halkımıza oluyor. İnsanlar zaten bu anlamda da örgüte yakın olan seçmenler bile artık, ‘Daha ne istiyorsunuz? Oy istediniz oy verdik. Destek istediniz destek verdik. Niye bizim kapımızın önünde savaş yapıyorsunuz? Niye bizim kızımızın, gelinimizin, çocuğumuzun önünde bize hayatı çekilmez kılıyorsunuz?’ Şimdi bir de bundan da ileriye gittik. Her yerde insanlar kaçabilen bulunduğu yere kaçmaya çalışıyor. Dolayısıyla örgüt, kendisi gibi düşünmeyen herkese hayatı zindan ediyor, yetmiyor, oradaki tarihi eserler, okullar, hastaneler hedef alınıyor. ‘Biz eğer bu başkaldırıyı başlatırsak, halk da destek verir’ zannettiler. Halkın destek vermemesi, bu kadar çok oy desteği vermiş olmalarına rağmen PKK’nın böyle başkaldırısına fiili destek vermemiş olması, PKK’yı daha saldırgan daha agresif bir hale getirdi. Bu kararlılıkla bu mücadele belli bir noktaya kadar gelir, ondan sonra da bütün Türkiye, bütün bölgede yaşayanlar işin sahibi olarak tekrar meseleye sahip olurlar.
Operasyonlar bittikten sonra mı milli birlik kardeşlik projesine yönelik perspektif ortaya konulacak sorusuna Kurtulmuş, “Şu anda fiilen devam eden bir süreç var. Tabii ki bu sürecin bir sonlanması lazım. Bu anlamda örgütün silahlı bir tehdit oluşturma özelliğinin ortadan kaldırılması lazım. Bu ortadan kalktıktan sonra zaten geri kalanı devletin, hükümetin vatandaşları ile oturacağı, konuşacağı bir süreçtir.
HDP, PKK’NIN DİLİNE DOĞRU EVRİLDİ
HDP kalkıp, ‘Ne yapıyorsunuz? Aklınızı başınıza alın, Kürlerin hakkının hukukunun çiğnenmesine vesile oluyorsunuz, çiğniyorsunuz’ deseydi, hiç olmazsa terörden çok uzak bir noktaya HDP, terör örgütünü itebilecek iradeyi ortaya koysaydı, başarırdı başarmazdı onu bilmem ama bu iradeyi ortaya koysaydı bugün Türkiye’de çok daha kuvvetli bir siyaset zemini ortada olurdu. Ama tam tersine 20 Temmuz’dan sonraki bu süreçte HDP, PKK’nın diline doğru evrildi.
‘Ben barışı istiyorum ama silahlı mücadeleyi destekliyorum.’ Bu barışın desteklenmediği anlamına gelir. Dolayısıyla önce bunun çok net bir şekilde görülmesi lazım. Ondan sonra söylediğim gibi bu anlamda da bütün milletimizin tamamı dinlenir. Herkesin barışı istediğini eylemleriyle, söylemleriyle ortaya koyması lazım.
HDP daha farklı bir boyuta konuyu taşıyıp, ‘özerklik, özyönetim’ konusunda 14 madde sıraladı. Değerlendirmeniz nedir sorusuna ise Kurtulmuş, “Bunlar yanlış şeyler. İşi, kanırtan, çözümü değil çözümsüzlüğü zorlayan tabii seyri içerisinde akmayan, yani bu halkın da taleplerinin karşılığı olmayan birtakım sözlerdir. Dolayısıyla çok fazla da ciddiye alınması gerektiği kanaatinde değilim” cevabını verdi.
AYNI İNANCIN, AYNI KÜLTÜRÜN MENSUPLARIYIZ
- Güneydoğu’da bir duygusal kopuş söz konusu mu?
-Şimdi birileri Türkiye’de duygusal kopukluk isteyebilir. Ben en zor durumlarda bile bundan daha kötü tabloların olduğu dönemlerde dahi ben hep iyimserliğimi korudum. Aynı medeniyetin mensuplarıyız, aynı coğrafyanın insanlarıyız, aynı dinin mensuplarıyız, aynı peygamberin ümmetiyiz, büyük çoğunluğu itibariyle söylüyorum, acıları, kederleri, şarkıları, türküleri bir. Şimdi böyle bir millet duygusal kopuş yaşamaz. Onun için herkesin siyasetçiler olarak da sivil toplum olarak da bu konuda konuşanlar olarak da özellikle bu konuda hassasiyetle eğilmesi gereken nokta bu. Bu anlamda bu halkın milletimizin arasındaki bu kardeşliği zedeleyecek sözleri, söylemleri, işleri kimse yapmasın. Allah muhafaza birileri bu duygusal kopuşları, Türklerin Kürtlerden, Kürtlerin Türklerden kopması değil, kendileri gibi düşünmeyen Kürtlerin de kendilerinden kopması göze almış, bunları söylüyorlar. Dolayısıyla buna işin getirilmeyeceğini ümit ediyorum, yıllarca beraber yaşamış iki halktan bahsediyoruz. Allah’ın izniyle bu duygusal kopuş olmadı, olmayacaktır.
- Kılıçdaroğlu, grup toplantısında Sayın Erdoğan hakkında ‘diktatör bozuntusu’ gibi bir ifade kullandı. Bu şartlar altında yeni anayasa çalışmasına CHP’den bir katkı olabileceğine inanıyor musunuz?
-Bir kere Cumhurbaşkanlığı makamı, Türkiye’de herkesin asgariden saygı göstermesi gereken bir makamdır. Türkiye’de halkın yüzde 52’sinin oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanlığı makamına herkes saygı göstermek mecburiyetinde.
-Türkiye-İsrail arasında anlaşma meselesi çok tartışılıyor… Bu konuda hangi noktadayız?
- Mavi Marmara olayından sonra ilişkiler gerginleşmiştir. Ve o ilişkilerin gerginleştiği andan itibaren de Türkiye üç tane son derece somut teklif ortaya sürmüştür. İşlerin normalleşmesinin şartı olarak, birincisi malum özür dilenmesi ikicisi tazminat ödenmesi, üçüncüsü de Gazze’ye karşı ablukanın kaldırılmasıdır. Şimdi bunlarla ilgili biliyorsunuz 2013 yılında Netenyahu tarafından, o zaman başbakanken özür dilendi. Bunlar kayıtlardadır. Tazminat ve Gazze ambargosunun kaldırılması konusunda da görüşmeler sürdürülüyor. Teknik düzeyde süren görüşmelerdir. Olumlu bir noktaya gelinirse siyaset alanına, siyasi boyuta taşınacaktır, devam etmekte olan bir süreç. Bu sürecin içerisinde bir kaç sefer İsraillilerin bu anlamda bu süreci başlatalım talepleri maalesef tam değerlendirmeye alınırken, mesela bir tanesinde tekrar Gazze’ye saldırı olmuştu. Mavi Marmara şehitlerini hiç unutmayacağız. Mavi Marmara meselesi, oradaki şehitlerimiz sadece o gemide bulunanlarla ilgi bir durum değil, bütün Türkiye’yi ilgilendiren, bütün Müslüman milletleri ilgilendiren bir durumdur. İkincisi de Filistin davasını hiç unutmayacağız. Türkiye, Filistin davasını desteklemeye her zaman devam edecek.
