Av. Ömer Faruk Uysal, 'Ate İnsafından Yoksun İlahiyatçılar!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Av. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
İnsan Tanrısız nasıl yaşar! Ancak kendi tanrı olarak ki, bu ise mümkün değildir! Aynı şekilde dinsiz bir toplum da yaşayamaz! Nitekim SSCB ve diğer sosyalist ülkeler, resmî, diyalektik materyalist endoktrinasyona rağmen, halklarını tamamen dinsizleştiremediler. İddialı, büyük, dünya cenneti kuracak bilimsel sosyalizm, dışarıdan dokunmadan kendi üzerine çöktü. Ve kiliseler, camiler tekrar açıldı. Türki müslümamanlar, camilerini gözyaşları ile temizleyip sevinçle açtılar. Çünkü insan ve toplulukları ekmek ve su kadar imana, Allah’a muhtaçtırlar. Sadece müminler değil, herkes.
Bazı ateler, ateistler tanıdım, dine ve dindara düşman değillerdi, öfke de kusmazlardı. Bazıları Allah’a inanmayı ve sığınmayı sevdiklerini söylediler! Birer insan olarak, “Tanrısız nasıl yaşanır?”, kaygısı olsun taşıyorlardı. Bunlardan Ahmet Altan bir seferinde “Odundan Meyve” başlıklı bir yazı yazdı;
“Önce Fırıncı Abi geldi. Sonra Çantacı Abi. Yetmiş yaşını aşmış iki iyi insan, iki iyi dindar. “Nurcular” diye tanınan cemaatin “öğrenci” kalmayı tercih eden bilgeleri onlar, bilgilerini tevazuun değirmeninde öğütmüş, hoşgörünün fırınında pişirmişler.
Benim gibi “ham ervahların” yüzüne gerçeği vurmuyorlar.
“İnançsızlığım” onları kızdırmıyor, şefkat ve üzüntü uyandırıyor yalnızca.
Kendilerine açılmış ışıklı pencereden bakamamanın büyük bir eksiklik olduğunu düşünseler de bunu söylemiyor, yalnızca dostluklarıyla sezdiriyorlar.
Büyük bir “gani gönüllülükle” benimle din konuşmaya razı oluyorlar.
Bilgileriyle ezmiyorlar beni.
Dindarlıklarını, inançlarını öyle gösterişli bir madalya gibi boyunlarına takmıyorlar, benim eksikliğimden kendilerine bir paye çıkartmıyorlar.
İyi dindarları seviyorum, onlarla konuşmayı seviyorum.
İyi bir dindar, dürüst ve güvenilir bir insan demek benim için.
Allah’ın cezalandırmasından değil, Allah’ı gocundurmaktan, kendilerini “yaratanı” yaptıklarıyla üzmekten korkuyorlar” diye bir dolu övücü sözlerle devam eden bir yazı.
Buna mukabil bildiri ilahiyatçılarının önde gideni, Mustafa Öztürk, Fırıncı ve Çantacı abilerin üstadları olan Bediüzzaman Said Nursi için bir eserine atıfla; “Yazık günah ya, insan azcık dürüst olur. Yanlış heryerde yanlıştır, bu iki yüzlülüktür, bu ahlaksızlıktan vazgeçmeli. Sikke-i Tasdik-i Gaybi baştan aşağı tahrif, baştan aşağı sapkınlıktır. İsteyen darılsın isteyen küssün.” diyor. Şu eser şu açılardan ilmi değil, katılmıyorum, demek yetmiyor ona. Ama “Kur’an Allah kelamı değil, peygamberin sözüdür, O’da öfkeyle yanlış söylemiş” diyen, Diamont Tema’nın, Hz Peygamberi haşa sübyancılık ve ahlaksızlık ithamını haklı bulan bir nadan ve hamervah için sıradan hadsizlikler tabii. Kelamullah ve Resulullah’a bühtanda bulunan bir tefsir profesörü için adiyattan şeyler, Said Nursi ve benzerlerini, sair müslümanları gömmek!
İnançsızım diyen Ahmet Altan nezaketi ile; tefsir profesörü, hocaefendinin, Nursi’ye, Kur’an ve Resul-ü Ekrem’e tahkirine bakınız! Herifin değil dinden-imandan, Kur’andan; incelik, saygı ve anlayıştan behresi yok.
Türkiye’de Batı’yı en iyi tanımış ve analiz etmiş, önce sosyalist sonra uzun yollardan geçerek müslüman olmuş, ilkesel duruşu ve aydın namusuyla temayüz eden merhum Cemil Meriç, öncü sosyolog Şerif Mardin’i Said Nursi’yi araştırmaya yönlendirmiştir. Meriç Mardin’e; Türkiye toplumunu tanımak ve anlamak için Nurcu hareketi incelemelisin demiştir. Kendisi de marksist olan Mardin önemli ve ciddi sol bir yayınevinde, Bediüzzaman Said Nursi Olayı, kitabını yayınlamıştır. Bu kitapta bildiri ilahiyatçılarının öfkesi, tahkiri, sataşması hiç yoktur. Önemli bir dini ve sosyolojik bir olgu olabildiğince objektif incelenmiştir. Yer yer Nursi övgüsü de vardır.
Aynı önemli sol yayınevi, marksist yazar ve belgeselciler sosyolog Cemalettin Canlı ve Felsefeci Yusuf Kenan Baysülen’e Nursi hakkında uzun, ciddi bir çalışma istemiş onlar da gerçekten büyük emeklerle Zaman İçinde Bediüzzaman adlı 648 sayfalık muazzam bir çalışma yapmışlardır. Olabildiğince objektif, ilkeli ve hakkı teslim ederek.
Mezkur kitabın tanıtımı konusundaki bir toplantıda, Bediüzzamandan pek övgüyle bahsettiler. Ve bir ara biz Bediüzzamancıyız dediler. Toplantıdan sonra tanışmak için gittim. Her sosyalist ateist değildir ama sosyalist Bediüzzamancılar görmüş olduk dedim şakayla. O’da biz ateist sosyalistiz abi dedi. İmdi ateizmle Nursi’nin iman-Kur’an davası ne kadar uzak ve zıt. Nursi’nin eserlerinin muhtevasına katılıp ihtida etmiş de değiller ama, Nursi’ni samimiyet, azim, sebat, ahlaki ve ilkesel duruş, fedakarlık ve feragatına hayran kalmışlar. Ve bunu kompleksizce ifade ediyorlar.
Keza bu zamana kadar 13 defa yapılan uluslararası Bediüzzaman sempozyumuna yüzlerce her görüşten akademisyen katılır, tebliğler sunarlar. Elbette bir çoğu müslüman da değil. Sağduyu ve insafla görüşlerini bildirirler. Bizim İlahsız ilahiyatçılar gibisini görmedik.
Dikkat ediyorum din ve dindarlar aleyhine her fırsatta hakaretamiz, ağır ithamlarda bulunuyorlar. Bir defa olsun dinimiz şöyle iyidir, güzeldir demişlikleri yok. Din ve dindara bu kin ve öfkenin sebebi nedir? Bazı ateist, sosyalist, deist, agnostik, Hristiyan ve Musevilerin insafından bir parça niye yok?
Dini sevmiyorlar, dindarlardan nefret ediyorlar, ehl-i hizmet, fedakar, ehl-i tarik ve ehl-i cemaat gördüklerinde ise kan beyinlerine fırlıyor.
Ate, dinine inanmıyor, inanamıyorum derken; tefsir profesörü, dinimin haşa ne kadar da yanlış, hatta batıl olduğunu söylemek, dinime dahletmek cüretini gösteriyor.
Meşum bildiride deniyor ki; “Şeriat kurallarının çok azının kaynağı Kur’an ayetlerdir. O ayetlerin de çoğu dönemsel olup esbab-ı nüzul çerçevesinde anlaşılması ve yorumlanması gereken hükümleri içermektedir.”
Burada ulemanın ittifak ettiği, Kur’an, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyas-ı Fukaha 4 delilinden,Kur’an’dan başkasını yok sayıyor!
Kur’an’ı da ayakta tutmuyor. Ayetlerin çoğu dönemsel, yani tarihsel oldukları için, o devirde kaldı, bugün geçersiz diyor! Hala ayakta kalan, geçerli ayet varsa da, esbab-ı nüzul çerçevesinden anlaşılmalı diyor! Halbuki esbab-ı nüzulü belli ve tartışmasız ayet sayısı çok azdır. Ayetler esasen nüzul sebebinden mücerred olarak geçerlidir. Ancak kurt kuzuyu yiyecektir. Böylelikle, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukahadan başka ayetler de buharlaştırıyor. Din için sahih kaynak bırakmıyor. İpi kendi eline alıyor.
Merak etmeyin, ilahsız ilahiyatçılar azaltılmış, seyreltilmiş, yamultulmuş İslama bir takviye yapacaklar. Bomba, bildirgenin sonunda;
“Bütün halkımızı, aziz dinimiz İslam’ı yaşarken aynı zamanda büyük Atatürk’ün ve şehit dedelerimizin emaneti olan; laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletimize sahip çıkmaya davet ediyoruz.”
Elinizde din olarak bir şey kaldıysa, İslam’ı kaldığı kadarıyla yaşarken, yüce Allah’ın, pardon büyük Atatürk’ün laik cumhuriyetine de sahip çıkacak şekilde İslamı yaşıyoruz! İllede “büyük Atatürk “ ve “laik cumhuriyet”, yani Kemalizm dinine davet.
İlahiyatçılar söze Allah’ı hamd, hamdele, Peygambere salat, salvele, ile başlarlar. Şimdilik öyle başlamadılar, Allah büyüktür veya Allahüekber de demediler ama başka bir büyüğü (!) ihmal etmediler; büyük Atatürk ve laiklik ilkesi! Din olarak elde ne kaldı diye üzülmeyin.
Hoca efendiler(!) İslam eskidi ve geride kaldı diyerek, Allah Acze ve Celle’nin ilmini, kudretini ve zamanın da Halıkı ve tarihin de sahibi olduğunu unutuyorlar. Beşeri bir ideolojinin ise 100 yıl geride kaldığını, Türkiye ve dünyada herşeyin ama herşeyin değiştiğini unutuyorlar. Ezeli ve ebedi olanı zamanla sınırlarken, beşeri olanda ebediyet vehmediyorlar!
Tarihin akışını ve toplumu tamamen yanlış okuyor, yaş tahtaya basıyorlar. Atatürk’ün ve laikliğin şampiyon partisi CHP bile epeydir, milleti laiklik-irtica mengenesi arasında sıkıştıramazken, sözde bile kalsa helalleşmeden bahsedip başörtü yasağı yanlıştı gelin yasa çıkaralım demek zorunda iken, 1930 lar asr-ı saadetine (!) öyükünüyorlar. Esas asr-ı saadeti ise pek uzak ve eski buluyorlar.
Kendileri mümin muvahhid müslümandırlar mı, yoksa şirki mi tercih ediyorlar?
Muvahhid olmadıkları halde neden ilahiyatçı sıfatı kullanmaya cüret ediyorlar. İçten ifsad için mi?