• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Aşk, Allah’a teslim olmaktır'

Yeniakit Publisher
2022-12-26 09:58:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
'Aşk, Allah’a teslim olmaktır'

Tasavvufun gayesinin insan-ı kâmil yetiştirmek olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Fatma Zehra Tan, “Aşk, Allah’ın bizlere verdiği hür iradeyse sorgusuz sualsiz O’na teslim olmaktır” sözleriyle tasavvufu tanımladı.

Farklı alanlarda yaptığı nitelikli çalışmalarla yakından tanıdığımız Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Zehra Tan ile üniversite eğitimindeki temel problemleri ve doktora çalışmasını yaptığı tasavvuf üzerine konuştuk.

Başarılarla dolu bir hayat hikayeniz var. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Aslında ben doğarken şanslı olanlardanım. En büyük şansım farklı iki kültürün kırması melez olarak dünyaya gelmem. Doğduğumuz coğrafya ve ait olduğumuz ırk ile etnik kökenlerin birbirinden farklı görünmesi, biyolojik olarak değil sosyal olarak anlam taşımaktadır. İnsanların ten rengi gibi biyolojik farklılıklar gözetilerek sınıflandırıldığını hepimiz biliyoruz. Fakat diğer tüm ayrımlar, sosyal olarak oluşmuştur. İşte benim kendimi şanslı hissettiğim nokta da buydu. Sanırım yalnızca bu değil. Benim en büyük şansım nur içinde yatsın annem ve babamdı. Babam, Yemen asıllı dedem ve Mısırlı olan büyükannemin on iki çocuğundan dördüncü sırada olanıdır. El Ezher Üniversitesi İlahiyat ve Güzel Sanatlar Fakültelerini bitirmiş. Şair, edip, ressam ve fıkıh profesörüdür.

Annem ise Kastamonulu bir ailenin en küçük kızıdır. Ankara Kız Olgunlaşma Enstitüsünü bitirip hayatına terzi olarak devam ederken geçirdiği trafik kazası ve okuma aşkı hayatının yönünü değiştirmiştir. Dışarıdan lise bitirme sınavlarına girerek üniversite eğitimi için gerekli ön şartı tamamlamış ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı bölümününden mezun olmuştur. 1963-65 yılları arasında Hindistan Aligarh İslam Üniversitesinde ilk Türk öğrenci olarak yüksek lisansını, akabinde İran’da Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde doktorasını tamamlamıştır.

Babamın dini yaşayışı benim ben olmamdaki en büyük faktördür

Annenizle babanız nasıl tanışmışlar?

Babam Tahran Üniversitesinde annemin hocası imiş. Hayat onları orada buluşturmuş. Annem doktora sonrasında Tahran Üniversitesinde babamla birlikte hocalık yapmış. İhtilale kadar İran’da yaşadık. Annem evde Türkçe öğrenmemiz için ara ara Türkçe konuşsa da abim ve ben ilk önce Farsça öğrenmiştik. Babam küçükken Arapça konuşmamız için çok çaba harcamamıştı.

Babam dini bütün, ileri görüşlü, aydın bir insandı. Sabahları namazdan sonra Kur’an okurdu. Ben sabahları babamın Kur’an okuyan sesiyle uyanırdım. Bugüne kadar onun gibi okuyanını duymadım. Belki ona olan sevgimden, belki de gerçekten çok güzel okumasından, kim bilir. Dine bakış açısı, dini yaşayışı benim ben olmamdaki en büyük faktördür.

Akademik alana girişiniz nasıl oldu?

İhtilalden önce Türkiye’ye döndük, 6 yaşındaydım. Annem Erzurum Atatürk Üniversitesinde görev yapmaktaydı ve ben üniversiteye kadar bu şehirde yaşadım. Ortaokulda iken annemin görevlendirilmesi nedeniyle Philadelphia’da bulunduk, burada da 1 sene okudum. Sırası ile lisans eğitimimi Gazi Üniversitesi İşletme Bölümünde, yükseklisansımı Erzurum Atatürk Üniversitesi Muhasebe ve Finansman Anabilim Dalında ve doktora eğitimimi Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde Yönetim ve Organizasyon alanında tamamladım. 26 yıldır akademisyen olarak görev yapmaktayım. Geçtiğimiz sene görev yaptığım Karabük Üniversitesinde aynı zamanda yeniden öğrenci oldum. İslami İlimler Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında doktora öğrencisiyim halen.

Akademisyenlik insana dokunmaktır

Akademisyen olmak nasıl bir sorumluluğu yüklenmek demektir?

Akademisyenlik en ulvi mesleklerden biridir. Neden diyecek olursanız sebebi insana dokunmaktır. Hem kolay hem de çok zordur. Bilginizi paylaşmak açısından baktığımızda kolay olduğunu söyleyebiliriz. Zor yanı ise örnek olmaktır. Hepimizin hayatında bize idol olmuş hocalarımız vardır. Bu yüzden akademisyenlik sadece mesleki bilgi paylaşımı değil aynı zamanda manevi ve kültürel değer aktarımıdır. Farklı yönetici ve yönetimlerin istisnayı bozmadığını varsayarak bir akademisyenin en büyük sorumluluğunun vicdanına karşı olduğunu söyleyebilirim. Toplumun en temel parçası olan gençlerin, birey olma yolunda ilk kez ailelerinden ayrılıp yanına geldiği ve meraklı gözlerle baktığı kişiler olarak, topluma insan yetiştiren biz akademisyenlerin en önemli hesabı kendi vicdanına vereceğidir.

Öğrencilerin kâinata bütünsel olarak bakmaları sağlanması için nasıl bir yol izlenmelidir?

Kainatta her şey bir düzen içerisinde planlanmış ve birbirini izleyen aşamalar olarak gerçekleşmiştir. İbnü’l-Arabîye göre zat, sıfat, isimler, nesneler ve insan şeklinde oluşan mertebeler bu düzenin açıklamasını yapmaktadır.

İnsan olmak, varoluş nedenimiz, yaradılış; tüm bu kavramların temelinde yatan şey nedir? Aslında bu sorunun cevabını misyon ifadesi açıklamaktadır sanırım. Misyon, bir kimseye ya da bir kurula verilen özel görev, her gün en iyi ve doğru şekilde yapacağımız işimiz, yaptığımız işlerin değeri hakkında oluşan amaç hissi olarak tanımlanabilir. İnsanın yaratılış amacı, dünyada iyi işler yapmasıdır. Tasavvufi açıdan misyonu mana olarak tanımlamak yanlış olmaz sanırım.

İnsan pek çok açıdan yaratılanlar arasında farklılıkları olandır. Bunların en başında düşünme yeteneği ve bunu ifade edebilmesi gelmektedir. Bu özellikleri onun inanan bir varlık olarak kendisini, etrafındakileri ve yaratanı tanımasını sağlar. İşte insan bu surete bir sistem içerisinde yaratılmış ve bu sistemde Rabbini bilmek, O’nun kulu olarak kulluk görevlerini yapmak, sistemin gerekleri olarak ahlaki ve insani değerlere bağlı olarak bu geçici alemde yaşayarak fani aleme hazırlanmalıdır. Bu hazırlıkta yol gösterici ve rehber din ile akıl olacaktır. Akıl onun farkı ve özgürlüğüdür aynı zamanda.

Din tüm toplumlarda düzenleyici, bireyleri koruyan, onların mutluluklarına zemin hazırlayan, Yaradan tarafından korunan evrensel değerlerdir. Bu sayede Yaradan, yaratılan ve evren arasındaki ilişkiler belli bir sistematik içerisinde yer alacaktır. Bu da varoluş amacımıza hizmet etmektedir.

Tüm bu kavramları özümseyip en basit haliyle yaşayabilmesi ve kainata bütünsel olarak bakabilmesi için dinin bir korku veya ödev gibi aktarılmasından ziyade din felsefenin temel kavramları aşılanmalıdır diye düşünüyorum.

Tasavvufi hayatın doğuş sebebi ruhi ihtiyaçlardır

Tasavvuf alanında da çalışıyorsunuz. Tasavvuf nedir? İslâm’la ilgisi ne tasavvufun? Bazı kesimler tasavvufu ayrı bir din gibi algılamaya yöneliyor. Böyle bir niteliği var mı tasavvufun? Günümüzde tasavvuf-tarikat ilişkisini değerlendirebilir misiniz?

İbadete sevgi, ibadet edilene sevgi, ibadet etmeyi öğretene sevginin yoluna tasavvuf; ekollerine tarikat denir. Tasavvufi hayatın doğuş sebebi dinin temel yapısı ve insanın ruhi ihtiyaçlarıdır. Bunun yanı sıra tasavvuf, İslam dünyasından günümüze varlığını sürdüren lüks, sefahat ve israfın aksine sade ve doğru bir yaşamı vurgulamaktadır. Bu açıdan baktığımızda aslında tasavvuf, İslam’ı daha iyi anlamamızı sağlayan yaşam biçimidir. Günümüzdeki tasavvuf-tarikat ilişkisini anlamak için aslında önce tarikatların çıkışını anlamak faydalı olacaktır. Tasavvuf için dini yaşama biçimi diyebiliriz dedik. Tasavvufun gayesi insan-ı kamil yetiştirmektir. İnsan-ı kamil; Allah’a, insana ve diğer yaratıklara karşı vazifelerini tam olarak ve şuurlu bir şekilde yerine getiren kişidir. Bu mertebenin bir adı da Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak, yani O’nun bütün güzel vasıflarının tecelli ettiği bir varlık haline gelmektir. İnsanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak nitelendirilmesine de bu açıdan bakılabilir. İnsan-ı kamil olma yolu, tek başına yürünebilecek bir yol olmadığı için bir yol gösterene ihtiyaç duyulmuş ve yol gösterenin çevresinde toplanan kişiler tarikatların ortaya çıkış şekli olmuştur. Esasen “tarik” kelimesi Arapça yol anlamına gelmektedir. Allah’a ulaştıran yol da oluşan yapılanmayı da tarikat olarak nitelendirmekteyiz. Şu bir gerçek ki din ve inanç insanların en zayıf noktalarından biri. Yakın tarihimizde dönem dönem tarikat adı altında insanların maneviyatına dokunarak bu yapılanma şeklinin suistimal edilmesi ve anlamının yanlış anlaşılması ne yazık ki tarikatlara karşı günümüzde de hissedebildiğimiz önyargıyı doğurmuştur.

Bu çağın getirdiği şartlarda tasavvufi hayatı yaşama noktasında ortaya çıkan sıkıntılar var o konuda neler söylenebilir?

Allah, insanların kalbini Allah sevgisini, ona duyulacak olan aşkı, yaratırken onların kalbine koymuştur. Burada önemli olan, O’nu hissederek yaşayabilmektir. Yaşamak ve yaşadığı her an o sevginin büyüdüğünü hissederek maneviyatın ilahi kıyılarına ulaştığını hissetmesi çok önemlidir. Dolayısıyla insan tasavvufu zaten içinde yaşamalıdır. Çevresel faktörlerin tasavvufi hayatı yaşama konusunda, bunu gerçekten yaşamak isteyen bir insana zorluk çıkaracağına inanmıyorum bu sebeple.

Çağdaş dünyada müthiş bir ekonomik yarış var. Bu ekonomik yarışta tasavvufa yönelik şöyle bir eleştiri getiriliyor: Tasavvuf insanı pasifleştiriyor, dünyadan el etek çektirtiyor tarzında. Tasavvuf insanı gerçekten pasifleştirir mi?

Hayır. İnsanlar, nefislerinin kurbanı olarak pasifleşirler. Bu pasifleşme, sistemin çarkları arasındaki ilişkinin bozulmasına ve senkronizasyonun ortadan kalkmasına sebep vermektedir. Aslında tasavvufi düşünce bu anlamda nefis terbiyesi için çok büyük önem arz etmektedir. Sistemin sağlığı için koruyucu olarak tanımlamamız yanlış olmaz.

Unuttuğumuz manevi değerlerimiz rehberimizdir

Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı’nı, milli ve manevi değerlerimiz temelinde maziden atiye kurduğumuz köprüyü, insani ve ahlaki sütunlarla tahkim ederek yükselteceğiz” sözünü nasıl anlamalıyız?

Zannediyorum Sayın Erdoğan, unuttuğumuz manevi değerlerin gelecek inşa ederken yol gösterici olarak kullanılmasının önemini vurgulamak istemiştir. Bu söz, bir akademisyen olarak bana sorumluluk duygusunu çağrıştırmaktadır. Topluma insan yetiştiren biz akademisyenlerin manevi değerlerimizi çok iyi özümsemesi, daima hatırlaması gerekmektedir. Böylelikle gelecek nesillere bu değerleri aktarabilir, inşa etmeye çalıştığımız geleceği bu temellere dayandırabiliriz.

Tasavvufun temelinde var olan teslimiyet insanın kendisini sevmesiyle başlar

Batıda insanların İslam’ı seçmelerinde tasavvufun önemli etkisi olduğunu görüyoruz. Bu hususta ne söylersiniz?

Burada en önemli olan şeylerden biri aşktır; yaratana ve yarattıklarına duyulan aşk. Aşık olmamış kimseye bu duyguyu anlatamazsınız. Aşk, Allah’ın bizlere verdiği hür iradeyle sorgusuz sualsiz O’na teslim olmaktır. Tasavvufun temelinde var olan bu teslimiyet, insanın kendisini sevmesiyle başlar. Kendisini seven insan etrafına sevgi yayar. Aşılanmak istenen bu sevgi önce insanın kendisine duyması ve kendisinde anlaması gereken, ardından etrafındakilere yayması beklenendir.

Eğitim sistemimiz teorikten pratiğe geçerek yola çıkmalı

Şu anki eğitim sistemini tanıyan bir akademisyen olarak üniversite eğitimi ile ilgili hangi temel problemi görüyorsunuz? Araştırmacı bir nesil yetiştirebilmek için yapılması gerekenler nelerdir?

Eğitim sistemimizin yıllardır süregelen ve en büyük problemi bence teorik eğitimin ağırlıkta olduğu, pratiğin aşılanamadığı ders içerikleri ve işlenişleridir. Mezun olan öğrenciler mutlaka az ya da çok bilgi sahibidir, fakat neyi bildiğinin farkında değildir ve nerede nasıl uygulayacağı konusunda bocalamaktadır. Öğrencinin öğrendiği bilgiyi sınavlarda soruya cevap olarak yazmasını, pratikte nasıl kullanacağını, hayatına nasıl entegre edeceğini bilmesinden daha çok önemsiyoruz. Asıl yapmamız gereken bir bilginin, bir teorinin arkasındaki mantığı onlara kavratmak, düşünmeyi öğretmek, muhakeme yeteneklerini geliştirmektir. Bu şekilde dersler onlar için keyif alacakları bir yolculuk olacaktır.

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Akın kimençe

Selma İsmailoğlu evliymiş ayşe muş lu 1998 yılında

Önce

Önce kendi Allaha tam bir teslimiyet göstersin sonra konuşsun gerçi siz bir ara başörtüsü furuattır diyen hoca kılıklı şeref yoksunu feto peşinde koştuğunuz için bu tipleri haber yapmak kolay gelir size
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23