Jinekolojik kanserlerin sıklıkla menopoz sonrasında meydana geldiği, ancak kanserlerin bir kısmının da genç ve doğurganlık çağında görüldüğü belirtiliyor.
Bu durumda anne olabilmek de önemli bir konu haline geliyor. Son yıllarda kadınların büyük bir kısmı sırf çalışma hayatını devam ettirebilmek için bebek sahibi olmayı ertelemek gibi bir yanlışa düşüyor. Sonuçta da hiç de azımsanmayacak sayıda kadın henüz çocuk sahibi olmadan jinekolojik kanser teşhisi ile karşılaşıyor.
Genç yaşta kanserle tanışan hanımların en büyük endişelerinden biri, anne olma şansını yitirip yitirmeyecekleri.
Tedavi var ama, kısırlık tehlikesi de var
Bu kanserlerin çoğunda standart tedavi, kalıcı kısırlıkla sonuçlanıyor.
Ancak günümüzde doğurganlık kapasitesini, yumurtalık fonksiyonlarını ve hormon üretimini korumak isteyen genç hanımlarda doğurganlığı koruyucu tedavi seçenekleri uygulanıyor.
Mesela yumurtalıkların yeri değiştirilip radyasyonun etkilerinden korunması sağlanabiliyor.
Ve yine erken dönem rahim ağzı kanseri ise rahim ve yumurtalıklar koruma imkanları gelişti.
Erken evre yumurtalık kanserlerinde ise tümörlü yumurtalık alınıp diğer yumurtalık ve rahim korunabiliyor.
Ayrıca hormonal tedavi de uygulanabiliyor.
Jinekolojik olmayan kanserlere yakalanma durumunda ise hasta kemoterapi ve radyasyon tedavisi alacaksa yumurta ve yumurtalık dokusu korumaya alınabiliniyor.
DOĞURGANLIĞI ETKİLEYEN HASTALIKLAR
Kanser başta olmak üzere birçok hastalığın üreme sağlığı üzerinde büyük bir etkisi var. Bunlar da üçe ayrılıyor:
1- Erişkin Çağ Kanserleri
2- Çocukluk Çağı Kanserleri
3- Kanser dışında doğurganlığı etkileyen hastalıklar: Turner sendromu, galaktozemi, ailede erken menopozun çok sık görülmesi gibi durumlar.
Hekimlerin öğütleri, kadınların çocuk sahibi olmayı iş hayatı gerekçesiyle ertelememeleri, "tedavi imkanları gelişmiş" diye riske girmemeleri yönünde.
"Bana bişi olmaz!" demeyin..