AK Partili Nurettin Alan: İstanbul için yol haritamızı belirledik
AK Parti İstanbul Milletvekili Nurettin Alan, Akit’e yaptığı açıklamada, CHP’li yönetimin İstanbul’u hizmete hasret bıraktığını belirterek, “İstanbul için yol haritamızı belirledik. Yeni dönemde, İstanbul’u yeniden kazanarak, milletimize daha güçlü bir belediyecilik hizmetini sunacağız” dedi.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
AK Parti İstanbul Milletvekili Nurettin Alan, İstanbul’daki kentsel dönüşüm çalışmalarından yargı tartışmalarına, teşkilatların “İstanbul borcu” vurgusundan Meclis’teki önerge sistemine kadar gündeme ilişkin başlıklarda sorularımızı cevapladı. Alan, deprem hazırlıklarının milli güvenlik meselesi olduğunu belirtirken, Adalet Bakanlığı atamaları üzerinden yürütülen “yargı siyasallaşıyor” eleştirilerine de tarihsel örneklerle karşılık verdi.
BİZİM ORTAYA KOYDUĞUMUZ İCRAAT SEVİYESİNE ONLARIN HAYALLERİNİN BİLE ERİŞMESİ MÜMKÜN DEĞİL
Malumunuz İstanbul deprem kuşağı üzerinde ve bazı ilçe belediyeleri haricinde kentsel dönüşüme önem veren neredeyse hiç yok? İstanbul’da yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: AK Parti’nin bugüne kadar birçok ilde gerçekleştirdiği TOKİ projeleri ile deprem bölgesinde ve diğer şehirlerde hayata geçirdiği çalışmalar, verilen sözlerin teminatıdır. Yapılanlar, yapılacakların en güçlü göstergesidir.
Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, “500 bin konut yapacağız diyorlar, bu hayalcilik” şeklindeki değerlendirmesini yadırgamıyorum. Çünkü bizim ortaya koyduğumuz icraat seviyesine onların hayallerinin bile erişmesi mümkün değildir. Biz şimdi gerçekten de bir milyon konut inşa ediyoruz. Bunun 500 bini deprem bölgesinde, 500 bini ise diğer şehirlerde olmak üzere başlatılmış durumdadır. Hatta toplam sayı bir milyonun da üzerine çıkmaktadır.
Kentsel dönüşüm alanlarında devlet 1,5 milyon liraya kadar hibe ve uygun şartlarda kredi desteği sunmaktadır. Buna rağmen bazı siyasi çevrelerin vatandaşların bu imkânlardan yararlanmasını engellemeye çalıştığı görülmektedir. Geçmişte de bazı projelere karşı ciddi direnişler yaşanmıştır.
Uzmanlar İstanbul’da büyük bir depremin kaçınılmaz olduğunu belirtmektedir. İstanbul depremi yalnızca bir afet değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Bu nedenle can kayıplarını ve zararları en aza indirmek için dönüşüm çalışmalarının hızla sürdürülmesi gerekmektedir. Yerel seçimlerde farklı bir tablo ortaya çıkmış olsa da merkezi idare olarak kentsel dönüşüme destek vermeye devam ediyoruz. Milletimiz farklı bir tercih yaptı; buna saygımız sonsuzdur. Ancak bu durum, devlet olarak sorumluluk almamıza engel değildir. Hem bireysel dönüşümleri teşvik ediyor hem de toplu konut projeleriyle sürece katkı sağlıyoruz. Hedefimiz, milletimizin güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşamasını temin etmektir. Biz “dünyada mekân, ahirette iman” anlayışıyla hareket ediyoruz. İnsan için önce yaşanabilir bir mekân inşa edilmeli; güvenli konutlar, güçlü şehirler kurulmalıdır. Bu sorumluluğu yerine getirmeye kararlıyız.
ÇEŞİTLİ DÖNEMLERDE SİYASİ VE ASKERÎ ETKİLER ALTINDA KALAN YARGI, VESAYET ODAKLARINDAN ARINDIRILDI
Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle Adalet Bakanı olarak atandı. Fakat başta CHP olmak üzere muhalefet partileri Akın beyin bakan olarak atanmasının ardından AK Parti’nin yargıyı siyasallaştırdığını söylüyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Yargının siyasallaştığını iddia edenler, önce Türkiye’nin yakın tarihine bakmalıdır. 1960 darbesinden sonra Başbakan Adnan Menderes’i yargılayan hâkim Salim Başol’un, “Sizi buraya getiren güç böyle istiyor” sözünü hatırlamak gerekir. Bu ifade, yargının nasıl bir siyasi ve askerî vesayet altında hareket ettiğini açıkça göstermektedir.
Yargının siyasallaşmasını görmek isteyenler, 12 Eylül döneminde Kenan Evren’in “Bir sağdan bir soldan astık” sözleriyle idam kararlarına nasıl doğrudan müdahil olduğunu da hatırlamalıdır.
28 Şubat sürecinde ise yüksek yargı mensuplarının askerî yetkilileri dakikalarca ayakta alkışladığı görüntüler hafızalardadır. Aynı dönemde Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın, yargı mensuplarına askerî brifinglere katılmamaları yönündeki çağrısına rağmen birçok hâkim ve savcının bu brifinglere gitmesi de yargı bağımsızlığı açısından tartışmalı bir tablo ortaya koymuştur. Oysa Anayasa açıkça, görülmekte olan bir dava hakkında hiçbir makamın yargıya talimat veremeyeceğini ve bu konunun Meclis’te dahi görüşülemeyeceğini hükme bağlamaktadır.
Geçmişte, Adalet Bakanlığı görevinde bulunan Mehmet Moğultay’ın “Ben CHP’lileri işe almayacağım da MHP’lileri mi alacağım?” şeklindeki sözleri de yargının kadrolaşma tartışmalarının odağında olduğu dönemlere işaret etmektedir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, yargının siyasallaşması tartışmasının yeni olmadığı görülmektedir. AK Parti dönemine kadar yargının farklı dönemlerde çeşitli siyasi ve askerî etkiler altında kaldığı yönünde eleştiriler yapılmıştır. AK Parti döneminde ise yargının daha özgür ve vesayet odaklarından arındırılmış hâle geldiği savunulmaktadır.
Adalet Bakanının yargı üzerindeki rolü de zaman zaman yanlış yorumlanmaktadır. Yargının tüm iş ve işlemleri Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yürütülmektedir. Adalet Bakanı bu kurulun başkanı olmakla birlikte yalnızca bir üyedir ve tek başına karar verme yetkisine sahip değildir. Kurul, farklı üyelerin oylarıyla karar alır.
Yargının siyasallaştığı iddialarının çoğu zaman verilen kararların taraflarca beğenilmemesinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Karar beklentilere uygun olduğunda “adalet tecelli etti” denilirken, aksi durumda “yargı siyasallaştı” eleştirisi yapılmaktadır.
Geçmişte başörtüsü yasakları gibi temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kararları veren yargı düzeni de hatırlanmalıdır. O dönemlerde verilen kararların adil olup olmadığı da kamuoyunda uzun yıllar tartışılmıştır.
CUMHURBAŞKANIMIZIN İSTANBUL’A BELEDİYE BAŞKANI OLDUĞU DÖNEMDE ORTAYA KOYDUĞU HİZMETLER HAFIZALARDA
Geçtiğimiz günlerde AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir’in, ‘bizim Cumhurbaşkanımıza bir İstanbul borcumuz var’ şeklinde açıklamaları var. AK Parti teşkilatları olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu borcu nasıl ödeyeceksiniz?
- Sayın İl Başkanımız Abdullah Bey’in yaptığı tespiti yerinde buluyor, bunu bir vefa borcu olarak değerlendiriyorum. Cumhurbaşkanımızın İstanbul’a belediye başkanı olduğu dönemde ortaya koyduğu hizmetler hafızalardadır. Ümraniye’de yaşanan çöplük faciasını, susuzluk günlerini ve yoğun hava kirliliğini bizatihi yaşayan bir nesiliz. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken Beyazıt’tan baktığımızda hava kirliliği nedeniyle görüş mesafesinin düştüğünü, akşam haberlerinde hava kirliliği oranlarının açıklandığını hatırlıyoruz. O dönemle sonraki yıllar arasındaki fark somut şekilde ortadadır.
Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı sürecinde İstanbul ciddi bir dönüşüm yaşamış, altyapıdan çevre düzenlemesine kadar birçok alanda önemli adımlar atılmıştır. Bugün hedefimiz, bu belediyecilik anlayışını yeniden güçlendirerek İstanbul’u daha ileri taşımaktır. Bu doğrultuda teşkilatlarımızla birlikte yoğun bir çalışma içerisindeyiz.
Geçtiğimiz günlerde Kızılcahamam’da İstanbul teşkilatımızla kapsamlı bir kamp gerçekleştirdik. Mahalle başkanlarımız, il ve ilçe yöneticilerimizle bir araya gelerek hem geçmiş çalışmaları değerlendirdik hem de yeni döneme ilişkin yol haritamızı belirledik. “İstanbul’u yeniden nasıl kazanırız, milletimize daha güçlü bir belediyecilik hizmetini nasıl sunarız?” sorularına somut cevaplar üretmeye odaklandık. Daha planlı ve daha sahaya dönük bir çalışma süreci yürütme kararlılığındayız.
BU KADAR ÖNERGEYE FİİLEN KOMİSYON KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL
Son günlerde artan bir algı gündemi bulunmaktadır. Muhalefet partilerinin herhangi bir olay sonrasında Meclis’e verdikleri önergelerin, AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiği yönünde bir söylem dile getirilmektedir. Peki, Meclis’te önerge sistemi nasıl çalışıyor?
- Meclis’e verilen araştırma önergelerinin sayısına bakıldığında, meselenin pratik boyutu daha net görülür. Haftada ortalama 9 önerge verildiği ve yılda yaklaşık 40 hafta çalışıldığı varsayıldığında, üç yılda yaklaşık 1.080 önergeye ulaşılmaktadır. Her önerge için komisyon kurulması durumunda 1.080 ayrı komisyon gerekir. Ortalama 27 üyeden oluşan bu komisyonlar için TBMM’deki 600 milletvekili sayısı dikkate alındığında bunun fiilen mümkün olmadığı açıktır.
Ayrıca tüm önergelerin reddedildiği iddiası doğru değildir. Farklı partilerin ortaklaştığı konularda komisyonlar kurulmaktadır. Kartalkaya Faciası, suça sürüklenen çocuklar ve balıkçıların sorunları gibi başlıklarda araştırma komisyonları oluşturulmuştur.
Bununla birlikte, Anayasa gereği devam eden yargı süreçleri hakkında Meclis’te araştırma komisyonu kurulamaz. Kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda yasama organı, yargının görev alanına müdahale edemez. Bu nedenle anayasal sınırları aşan önergeler reddedilmektedir. Muhalefetin önerge verme hakkı saklıdır; ancak değerlendirme hukuki çerçeve ve fiili imkânlar doğrultusunda yapılır.