AK Parti Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı: Almanlar beni hapis cezası ile tehdit etti
Hollanda’dan sonra, Almanya da Türk düşmanlığını ortaya koydu. Almanya’da referandum çalışmaları kapsamında yapacağı programın polis tarafından engellendiğini belirten AK Parti Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı, “Toplantı yapamayacağımı, aksi takdirde 1 yıla varan hapis cezasıyla cezalandırılacağımı içeren bir tebliğ düzenlediler” dedi.
Avrupa’nın Türklere yönelik düşmanca tutumları ayyuka çıktı. Son olarak şok bir olay Almanya’da yaşandı. AK Parti Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı’nın Almanya’da düzenleyeceği referandum programı, Alman polisi tarafından engellendi. Alman polisi, Kırcı’yı programa devam etmesi halinde 1 yıla kadar hapis cezasıyla tehdit etti. İşte Kırcı ile yaptığımız röportajdan çarpıcı açıklamalar…
Bürokratik vesayet 61 anayasası ile geldi
Vekilim, her şeyden önce bu 16 Nisan referandumuyla ilgili genel kanaatiniz nedir? Bu referandum tam olarak Türkiye için neye tekabül ediyor?
Türkiye’nin 15 yılda geldiği bir nokta var, ama bunun evvelinde Türkiye’nin 60’lı yıllardan bu yana yaşadığı bir demokrasi mücadelesi var. Biz Türkiye’nin 15 yıldan beri hep daha demokratik, daha özgür, daha müreffeh bir ülke olması için çabaladık. Ama bunları yaparken bizim tek avantajımız vardı, biz tek parti hükümetiydik. Buna rağmen vesayetlerle mücadele ederek Türkiye’mizi elhamdülillah bir noktadan aldık ve bir noktaya getirdik. Ama şöyle yakın tarihimize baktığımız zaman, geçen 15 yılın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Şimdi bu ülkede aslında gizliden gizliye yürüyen bir mücadele var. Bunun zaman zaman darbelerle tezahürünü görüyoruz, 60’lı yıllarda milletin seçtiği bir Başbakan iki bakanla birlikte bu topraklarda idam edildi. Ardından bir anayasa yapıldı, o anayasada ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ denildi, ama altına ‘Millet bu egemenlik hakkını anayasada yazılı kurumlar aracılığıyla kullanır’ ifadesi eklendi. İşte bürokratik vesayetin bizim siyasi gündemimize girmesi aslında böyle oldu. Biz Milli Güvenlik Kurulu’yla, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’yla, Anayasa Mahkemesi’yle hep 61 Anayasası’nda tanıştık. Belki bunların niye yazıldığı o zaman çok anlaşılmamıştı ama zaman içinde biz milli iradeye olan gasp girişimlerini millet olarak hep beraber yaşadık.
115 turda bir cumhurbaşkanı seçilemedi bu ülkede
İşte 28 Şubat darbesi Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı o kararlarla başlayan bir süreç. Arkasından devam eden süreçte 2001 krizi yaşandı, koalisyonlar dönemi başladı, ardından 80 darbesini yaşadık, ama 80 darbesine giden süreçte çok fazla hatırlamadığımız, hep unuttuğumuz enteresan bir cumhurbaşkanlığı süreci var. Bu ülkede cumhurbaşkanlığı seçimleri hep kavgalı ve gürültülü olmuş ama 1980 ihtilalinden önceki süreç çok daha kritik bir süreç. Mart ayında başlıyor Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 11 Eylül’e kadar devam ediyor. 115 tur, 115 defa meclis toplanıyor, cumhurbaşkanını seçmek için gonga vuruyor başkan. Büyük bir çaresizlik var ortada. Artık o kutudan Bülent Ersoy’un, Zeki Müren’in isimlerinin çıktığı bir süreç yaşanıyor bu ülkede. Ve 115 gün boyunca ülke gündemini cumhurbaşkanlığı seçimleri işgal ediyor. Arkasından 11 Eylül akşamında dağılıyorlar, cumhurbaşkanı 115. turda da seçilemiyor, bir gün sonra toplanmak üzere deyip başkan oturumu kapatıyor ama o gece çok uzun bir gece oluyor, memlekette darbe yapılıyor ve ne yazık ki milli iradenin seçemediği o cumhurbaşkanlığı koltuğuna seçilmemiş birisi, asker üniformasını çıkararak oturuyor ve Türkiye’nin bir karanlık süreci başlıyor.
Şu an cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla
Bu değişik bir sistem. Burada her zaman biz şunu görüyoruz: Önce milletin egemenlik hakkını bürokratik vesayetle alıkoymak, engellemek, ardından da 82 Anayasası’nda yetkileri artırılan bir cumhurbaşkanıyla yine milletin seçmiş olduğu başbakanın iplerini elinde tutan bir sistem oluşturmak. Burada hedef hep millet, hep milletin iradesi. Millet sandığa gidiyor, özgür iradesiyle bir başbakan seçiyor, ama o başbakanın iradesini kullanmasını engellemek için farklı mekanizmalar üretiliyor. Herkes1982 Anayasası’nın 104. maddesine açsın baksın. Üç sayfaya yakın cumhurbaşkanına biz yetki veriyoruz. Cumhurbaşkanının sadece madde 105’te vatana ihanetin dışında hiçbir şekilde yargılanamayacağı hükmü yer alıyor. Bu olacak bir şey değil. Parlamenter sistemde cumhurbaşkanının rolü aslında sembolik bir roldür, ama bizim anayasamızda cumhurbaşkanının rolü çok fazla, şu anda başkanlık ya da cumhurbaşkanlığı sistemini eleştiriyor arkadaşlarımız ama çok daha yetkili bir cumhurbaşkanına biz aslında şu anda sahibiz.
GDO’lu bir parlamenter sistemimiz var
Biz bunu Sezer ve Tayyip Erdoğan’da gördük…
Aynen gördük, 67 tane kanunumuz bizim kapıdan döndü. Hiçbir atamamızı yapamadık. Neden yapamadık? Çünkü atamalarımızı yapacağımız arkadaşlarımızın sicilleri, eşleri, çocukları kapıcılara, odacılara sorularak araştırıldı, lüzumsuz gündemlerle hep bu ülkenin önüne engel oluşturuldu. Biz milletimizin menfaatine yönelik kanunlarımızı çıkarmakta hep zorlandık. Şimdi bu sistem sona ersin istiyoruz artık. Herkes gördü ki parlamenter sistem hakikaten demokratik bir sistem olabilir, ama Türkiye’de bu sistemin genetiğiyle oynandı. Bizim artık GDO’lu bir parlamenter sistemimiz var. Özellikle cumhurbaşkanını halk seçtikten sonra artık bu sistemin yürütülebilir bir hali kalmadı. O yüzden biz bu karmaşık sistemi daha işleyebilir bir sistem haline getirmek istiyoruz. Ve bu işleyen sistemle de asıl yetkiyi milletimize vermek istiyoruz.
Hakem millet olsun istiyoruz
Seçilmiş bir cumhurbaşkanı var ortada, fiili bir durum var, defacto bir durumun hukuki bir hale getirilmesi gerekiyor değil mi?
Aynen, çünkü artık geri dönüş olmaz. Millet kendisini yönetecek kişiyi sandıkta kendisi belirlemiş mi? Belirlemiş. Ama hem seçilmiş cumhurbaşkanı, hem seçilmiş başbakan yürütülebilir bir sistem değil. Biz sistemi artık bu çift başlılıktan kurtarıp daha işleyen bir sistem haline getirmek istiyoruz ve bundan sonra herhangi bir olumsuzluk durumunda hakem millet olsun istiyoruz. Askerin postalı, tankı, bilmem şusu-busu ve dışarıdaki müdahalelerle bu sisteme müdahale edilmesin, gereken müdahaleyi gerektiği zaman milletimiz yapsın ve kararı o versin istiyoruz.
Polislerle muhatap olmak istemedim
Siz Almanya’da bir hadise yaşadınız, biraz bahseder misiniz bize?
Tabii ki. Bizim tabii Almanya’da, Avrupa’da çok fazla sayıda seçmenimiz var, biz de bu süre içinde bilgilendirme çalışmaları için Avrupa ülkelerinde görevlendirildik, yapacağımız şey belliydi, 18 maddeyi vatandaşlarımıza anlatmak. Çünkü biz evet de verse vatandaşlarımızın bilerek evet vermesini istiyoruz. Yani bizim ne yapmak istediğimizi ve kendisine nasıl bir yetki verdiğimizi vatandaşımızın bilmesini istiyoruz. O yüzden bu bilgilendirme toplantıları bağlamında bana da genel merkezimiz Bremen ve Hamburg’da görev verdi. Benim ilk toplantılarım Bremen’deydi, bir salon toplantımız vardı ve farklı küçük toplantılarımız vardı. Uçaktan indik, iner inmez konsolosluk görevlilerimiz karşıladı bizi. O esnada Alman polisinin benimle görüşmek istediğini programım hakkında bilgi almak istediklerini ilettiler. Ben Alman polisi ile muhatap olmak istemedim.
Alman polisi binaya sokmadı
Her işimiz şeffaf bizim, programlarımızın izinleri alınmış yasal toplantılar, görüşeceğimiz yerler belli, arkadaşlarımız zaten gerekli yerlerden izinlerini almışlar, hiçbir sıkıntımız yok. ‘Vekiliniz ne yapacak Almanya’da, kimlerle görüşecek, niye geldi?’ tarzında sorulara muhatap kalmış arkadaşlar. İzah etmişler, ‘Bir bilgilendirme toplantısı için geldi’ demişler. Biz bir sorun olmayacağını düşünerek çıktık havaalanından. Benim ilk toplantı yapacağım yer Avrupalı Türk Demokratlar Birliği binasıydı. O binanın önünde bir polis arabasının bulunduğunu gördük, Alman polisi bizi binaya sokmayacaklarını söyledi ve toplantımıza bu yolla engel olacaklarını belirttiler. Biz de, oradaki arkadaşlarımızın hepsine en yakındaki bir kardeşimizin evine geçmesini söyledik, evde toplandık, gerginlik çıkarmak istemedik. Ama ne yazık ki bu olumsuz tavır devam etti Bremen’de. Sürekli yanımızdaki arkadaşlarımızı polis arıyor, ‘Neredesiniz, ne yapıyorsunuz? Evde toplanamazsınız. Şunu yapamazsınız, bunu yapamazsınız’ gibi sıkıştırmalara tabi tutuyorlardı. Ben gecenin geç saatlerine kadar vatandaşlarımızı evinde ziyaret ettim ve sorusu olan vatandaşlarımızın sorularını cevaplandırdım.
Hapis cezası ile tehdit ettiler
Ama gün içinde bir haber geldi bize, ertesi günkü salon toplantımızın iptal edildiği haberini aldık. İkincisi; bir kahvaltılı toplantımız vardı ama o kahvaltılı toplantımızın da iptal edilmesi gerektiğini söylediler. Aslında bir kafede yapacaktık o toplantıyı, bunun da olmaması gerektiğini söylediler. Biz tabii ‘Tamam’ dedik ve ev toplantılarımıza devam ettik. Ne var ki İçişleri Bakanlığı’ndan bir yazı tebliğ edeceklerini ve emniyete gelmemi söylediler bu defa. Ben ikinci kez ‘Ben bir Türk milletvekiliyim, Almanya’nın polisine gidip de ifade vermem, onlara tekmil vermem, hiçbir şeye de imza atmam. Benim muhatabım Alman polisi değil bu ülkede’ dedim. Ama o tebliği bize ulaştırdılar bir şekilde. Yazıyı okuduk, çok enteresan bir yazı. Açık veya kapalı alanda hiçbir şekilde toplantı yapamayacağım, devam etmem halinde para cezasına çarptırılacağım veya 1 yıla varan bir hapis cezasıyla cezalandırılacağım yazıyordu tebliğde.
Almanya PKK eylemlerine ses çıkarmıyor
Böyle bir şeyle Avrupa’da karşılaşmak çok üzdü beni. Şu açıdan da çok üzdü. O günlerde PKK Almanya’da çok rahat eylemlerini yapabiliyordu. Almanya’da kanunen Öcalan’ın bayrakları yasak, ama o yasaklı bayrakları ellerine alıp Bremen sokaklarında yürüyüş yaptılar. Hem de polis koruması altında. İşte bu demokrat bir duruş değil. İşte Avrupa’ya, bizim gözümüzdeki o abartılan Avrupa’ya hiç yakışan bir durum değil. Biz engellendik, Hamburg’a geçtik. Hamburg’da da yine bir salon toplantımız iptal edildi, orada yine ev buluşmalarımızı yaptık, vatandaşımızla buluştuk. Hamburg’un çok uzak noktasında arkadaşlarımız toplanmışlardı bir yere, çok da duygusal anlar yaşadık. Kapıda iki tane gencimiz herhangi bir polis baskınına karşın nöbet tuttu ve biz içeride bayraklarla süslü bir salonda çok güzel, şehitlerimizi de andığımız bir program yaptık.
Takke düştü kel göründü
Garip değil mi? Hani medeniyetin, hani sözüm ona demokrasinin beşiği olmuş Avrupa’nın bu tavrı?
Alman hükümetinin oradaki Türklere karşı tavrı hiç demokrat değil, bugün kadar yaptığı ayrımcılıklar hiç öyle hafife alınır gibi değil; bunlar artık tamamen açığa çıktı. Ben bunu şöyle ifade ediyorum: PKK’yı koruyan, Hayır’cılara izin veren, ama Evet’çilere engel tanıyan bir Avrupa artık safını netleştirmiştir. Avrupa’nın takkesi düşmüş keli görünmüştür. Çünkü bugüne kadar eğer Avrupa’nın gerçekten Türkiye’de bir diktatörleşme, Türkiye’nin demokrasisini kaybetme gibi bir kaygısı olsaydı, 80 ihtilalinde ses çıkaran bir Avrupa olurdu.
Tepki gösteren bir Avrupa görmek isterdim, çok çok küçük yaptırımlar uygulandı o zaman Türkiye’ye ve çok cılız bir ses çıktı. 15 Temmuz’da biz hiçbir tepki görmedik Avrupa’dan. 15 Temmuz’da bu ülkede demokrasiyi savunan insanlar, yalnızca bayrağı olan insanlar, elinde hiçbir şeyi olmayan, bayrağı ve imanından başka hiçbir şeyi olmayan bir millet sokağa döküldü, tanklarla ezildi, vücutları parçalandı, kurşunlandılar, ama Avrupa ülkelerinin hiçbirisinden adam gibi tepki gelmedi.
Bugün artık kartların açık oynandığını söylediğiniz. Neden açık oynanıyor? Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, bir Haçlı-Hilal şeyi artık meydana çıktı mı yani?
Türkiye’nin önündeki engellerin teker teker kalktığını görüyorlar, bu engeller kalkınca tüm perdeler teker teker iniyor ve Türkiye’de taşeronlarını işletebilecekleri mekanizmaları biz tüketiyoruz şu anda. Bugüne kadar PKK’yı gizlice kullandılar, FETÖ’yü gizlice kullandılar, ‘Bizim çocuklar başardılar’ derken bunları hep gizlice kullandılar, biz bunları unutmadık. Ama artık onların çocukları bu ülkede olmayacak ve onların çocuklarının iş tutabilecekleri bir mekanizma kalmayacak bu ülkede, sistem değişiyor çünkü. Ne oldu bu defa? İşte her şey ortaya çıktı. Biz yıllardan beri mücadele ederken ülkemizde sebebini anlayamadığımız pek çok şey vardı, ama bugün artık her şeyin nereden güdümlendiği, bu motivasyonlarının nereden, geldiğini hepimiz çok net görmeye başladık.
Muhalefet konusunda hem şanslı hem şansızız
Her seçimin bir magazin tarafı vardır. Kemal Kılıçdaroğlu gaflarıyla sanki biraz onu temsil ediyor bu süreçte…
Tabii ki çok yazık. Ben aslında her zaman iyi ilişkilerden yanayım. Biz bölgemizdeki CHP’li milletvekilleriyle hiçbir zaman kötü ilişkiler içinde olmadık ve hep önceliğimiz memleket oldu. Her zaman bir diyalog içinde bulunduk. İşin doğrusu siyasetin de güzel bir üslupla yapılması taraftarıyım, güçlü bir muhalefetin olmasını isterim. Neden? Güçlü bir muhalefet bir iktidar için en güzel şeydir, motive edici güçtür, güçlü bir muhalefet sizi motive eder, size güç kazandırır aslında. Aynı zamanda sizi denetler ama maalesef bizim böyle bir talihsizliğimiz var. Biz muhalefetten yana hem çok şanslıyız, hem de çok şansızız. Muhalefet o kadar beceriksiz, o kadar böyle toy ki; kimse demez CHP’ye cumhuriyetimizin ilk kurulmuş partisi demez. O köklü geleneğe yakışmayan bir liderleri var ne yazık ki.
Kenan Yasan- Oğuzhan Kipoğlu

