• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

8 Mart şaklabanlığını bitirecek yorumlar... "Dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür!"

Yeniakit Publisher
2019-03-09 16:30:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
8 Mart şaklabanlığını bitirecek yorumlar... "Dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür!"

Sosyolog Alev Erkilet'in 2018'deki bir söyleşisinde aktardığı "güçlü kadın"a dair izlenimlerini, kadın hakları şaklabanlığına tepki olarak yayınlıyoruz. Dünyada 'ideal' gösterilen güçlü kadın tanımını sorgulayan Erkilet, sorunun sistemle ilgili olduğunu savunuyor. Erkilet, "Allah karşısında dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür. İster evde oturur, ister işe gider, isterse yazar, konuşur. Kocaya ve babaya muhtaç olmadan dikiş dikerek hayatını idame ettiren kadın güçlü değil midir?" diye soruyor.

Müslüman sosyolog Alev Erkilet, dünya kamuoyuna dayatılan "güçlü kadın" tanımını eleştirip, "Dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür" yorumunu yaptı. Erkilet'in, Bilimevi Kadın dergisinin 4'üncü sayısında verdiği söyleşi şu şekilde:

Kadınlar güçlerini hep erkekler üzerinden tanımlıyor. Erkeğin fiziksel özelliklerine ve kabiliyetlerine göre bakıldığında ‘kadın güçsüzdür’ tanımı ortaya çıkıyor. Kadının ‘kadınsal’ gücü ortadan kalkıyor böylece. Bu algı nasıl oluştu?

Bu toplumsal cinsiyet algılarımızla ilgili bir mesele. Kadın veya erkek olarak doğuyorsunuz. Bunun üzerine toplumun eklediği ikinci bir katman var ki o da cinsiyetlere göre farklılaştırılmış “toplumsal iş bölümü”. Bu ise toplumdan topluma farklılaşan bir şey. Bana göre İslâm’ın kendisi ve Hz. Peygamber’in (s.a.) uygulamaları bu güç eşitsizliklerini tanımamış. Onları reddetmiş ve onları aşan uygulamalar ortaya koymuş. Daha sonra geleneksel toplumlar “kadın şunu yapmalı, şunu yapmamalı” diye ikinci bir görev dağılımı dayatmış. Bu açıdan bakarsak İslâm’dan uzaklaştıkça bu eşitsizliklere daha fazla maruz kalmışız.

Bir örnek vereyim: Sosyolog Mehmet Birekul’un sahabe kadınlarının meslekleriyle ilgili bir çalışması var. Hz. Peygamber döneminde yaşamış sahabelerin yaşam öyküleri üzerinden kadınların sosyal hayatlarını derlemiş. Doktorluk, hemşirelik, zabıta olarak görev yapma, toplumla ilgili kararlara katılma gibi pek çok alanda sahabe kadınların yer aldığını görüyoruz. Geleneksel toplumun dayattığı eşitsizlikleri yıkıyor. Cinsiyetler arası, ırklar arası eşitsizlik ortadan kalkıyor. Peygamberimiz, erkekler arasındaki eşitsizliklerin de karşısında olmuş. “La” diyerek yeryüzündeki putları yıkma yönündeki devrimci müdahale, erkeğin erkekle, kadının kadınla olan ilişkilerini de düzenliyor. Ebeveynlerin çocuk ile ilişkilerini de düzenliyor.

Bugün peygamber dininden söz edebiliyor muyuz?

Dine karşı bir din oluşturuldu. O eşitsizlik bugün dönüp “dinî” olduğu iddia edilen argümanlarla dindenmiş gibi meşrulaştırılıyor.

Kadın sorunu neden bitmiyor sizce?

Çünkü Müslümanlar kendi doğalarına uygun tavrı koymuyorlar. Kadın sorunuyla sadece feministler ilgileniyor. Müslüman kadın yeteri kadar kadın sorunlarına eğilmiyor.

Peki neden?

Çünkü biz problemlerin sadece modernitenin kendisinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu bir yanılgı. Moderniteden kaynaklanan çok ciddi sorunlar var. Biz onları yaşıyor ve mücadele ediyoruz. Fakat geleneksel toplumun İslâm’la ilgisi olmayan pek çok yükü var. Müslüman kadın bu sorunlarla yeterince yüzleşmiyor. Kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olduğu, kadının bir çeşit mülk olarak algılandığı bir sistemde, aslında Müslümanların seslerinin daha güçlü bir şekilde çıkması lazım. Hem Hz. Peygamber döneminde hem de 20. yüzyılda Müslüman dünyada kadını en fazla özgürleştiren İslâmî toplumsal hareketler olmuş. Cezayir Bağımsızlık Savaşı, İran Devrimi, İslâm coğrafyasının harekete geçmesi, İhvan örneği, Türkiye’de 28 Şubat başörtüsü mücadelesi gibi dünyanın farklı yerlerinde devrimci olaylar yaşandı. Burada, “Allah’ım, senin kulunum, seninle benim arama giren bütün engelleri sonuna kadar ortadan kaldırmaya kararlıyım, diz çökmüyorum, boyun eğmiyorum, mücadeleye devam ediyorum.” diyen devrimci kadınlar gördük. Özne hâline gelmiş, aktif kadınlar ortaya çıktı. Cumhuriyet bu başarıyı elde etmemişti. Çünkü zorla kadını kamusal alana başörtüsüz olarak çıkarmaya çalışıyordu.

Yeni nesil bu gücü devam ettirebiliyor mu?

Ben genç kızların belli bir geleneğe hapsedildiklerini düşünüyorum. Erkek egemen bir söylem çıktı ortaya. “Yapma, etme” söylemi bu. Bunu hep erkekler kadın bedeni üzerinden dillendiriyor. Aynı Cumhuriyet seçkinleri gibi… Cumhuriyet seçkinleri kadını zorla kamusal alana çıkarıp, “şöyle giyin böyle davran” deyip yönetmeye çalışıyordu. Yeni muhafazakâr bir dalga var. O da kadının üzerinde tahakküm kurmak istiyor. Gençlerin işi zor. Çünkü bu muhafazakârlık din olarak takdim ediliyor. Geride durmanın din olduğuna dair bir söylem geliştiriliyor. Başörtüsü yasaklarına maruz kalmadıkları için belki şanslı görünüyorlar ama öbür taraftan bakıldığında “büyük bir kapanma” var.

Dünyada bize ideal olarak gösterilen güçlü kadın modeli var. Bize cazip gösterilen güç, bizim kadınsal özelliklerimizi yitirmemize neden olmuyor mu?

Güç yoğunlaşması aslında erkek için de iyi değil. Hz. Peygamber’in örneğinde düşünelim. Vahiyler dışında her şeyi etrafındaki insanlarla istişare ediyor ve uyguluyor. Bugünkü toplumda böyle kaç patron, kaç siyasetçi var. Erkeksiliği bile boğan bir güç yoğunlaşması var. Benim itirazım sisteme. Erkekler de bu sistemden kurtulmalı. Erkekler de daha insanca yaşama hakkına sahip olsun. Biz sistemi olduğu gibi kabul ediyoruz. İçinde kadın olacak mı olmayacak mı onu tartışıyoruz. Hâlbuki biz o sistemi insani hâle getirmeliyiz. Zaten öyle olduğunda şefkat, merhamet ve adaletten söz edebiliriz. Seyid Kutub döneminde profesyonel bir iş sahibi olmayan ama İhvan için çalışan kadınlar güçsüz müydü?

Gerçek gücü nasıl tanımlıyorsunuz?

Allah karşısında dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür. İster evde oturur, ister işe gider, isterse yazar, konuşur. Kocaya ve babaya muhtaç olmadan dikiş dikerek hayatını idame ettiren kadın güçlü değil midir? Fakat İslâmî hayat tarzına bütün şiddetiyle karşı çıkan ailesine tâbi olmak zorunda kalan bir kadın boyun eğdiği için güçsüzdür. Bunu yapmak zorunda kalan kadınlara da kabahat bulacak değiliz. İslâm’ı doğru anlatarak bizim onlara destek olmamız lazım.

Güç ile kadın kelimesi yan yana geldiğinde “acımasızlık- merhametsizlik” akla gelir. Tarihte de böyle örnek kadınlar vardır. Güç merhametsiz midir?

Tarihte Hürrem gibi karakterler erkek bakış açısıyla yorumlanıyor. Kanuni’yi bağrımıza basıp Hürrem’i harcıyoruz. Şehzade öldürülmesi ile ilgili sistemi tartışmıyoruz. Orada kendi şehzadesi ayakta kalsın diye mücadele eden kadına “zalim” diyoruz. Bir benzerini erkek yapsaydı “adil sultan” olacaktı. Ama kadın olunca zalim oluyor. Merhamet sadece kadının özelliği mi? Kadının toplumsal cinsiyet tanımında, “Kadın kırılgandır, duygusaldır” ibareleri yer alıyor. Hâlbuki erkek de duygusaldır. Bazı erkekler duygusaldır, bazıları hiç değildir. Bazı erkekler yine yumuşak ve merhametliyken bazıları acımasızdır. Kadın veya erkek olarak değil, insan olarak bakmamız gerekiyor. Çünkü Allah böyle istiyor. Hz. Peygamber şefkatsiz ve merhametsiz miydi? Neden bir erkek olarak Peygamber Efendimiz örnek alınmıyor. Bugün kadınlara atfetmeye çalıştığımız pek çok sevgi dolu davranış ondan zuhur etmiş. Hz. Peygamber’i daha sonraki dönemin sultanlarına benzeterek okumaya kodlanmışız. Erkek egemen dönemlerin yönetici sultan modeline benzetiyoruz. Hâlbuki onlar kendilerini peygambere benzetmedikleri için birçok hata yapıldı.

Kadın kendi gücünü nasıl keşfedecek?

Gerçekten İslâm’la tanıştığı zaman tüm dünyevi putları yıkar. Akıl, iman, vicdan. İmanın sana zaten “akletmiyor musun?” diyor. Bütün olan bitenlere senin aklın razı mı? İman olunca kadını kimse tutamaz. Allah rızası için dünyayı değiştiren özne kadın olmaktan bahsediyorum. Gerek Türkiye’deki gerekse dünyadaki bağımsızlık mücadelelerinde yer almış kadınlar buna en iyi örnektir. Onlar sadece Allah rızası için bağımsızlığı ve ülkelerini savunmuşlardır. Daha sonra birileri, tarihi erkekler üzerinden okumayı ve yazmayı tercih ediyor. Maço erkek yapısı yine galip geliyor. ‘‘Cezayir Bağımsızlık Savaşı ya da Kurtuluş Savaşı“ aslında bu kadın kahramanlar tarafından da kazanıldı” denmediği sürece kadınlar tarihte yerlerini alamayacaklardır. Biz kendi çocularımızdan böyle bir mücadeleyi bekliyorsak, o zaman kız çocuklarına da güzel örnekler göstermemiz lazım.

Kadınlar son dönemde erkeklerinde rollerini üstlenmeye başladı. Erkekler kendi toplumsal görevlerini kadınlara yüklüyor. Cinsiyetler arasındaki fark gittikçe azalıyor. Dünya nereye doğru gidiyor?

Erkeklerin normal hayat akışında üstlenmeleri gereken şeyi üstlenmek istemediklerini görüyoruz. “Eşit değiliz, eşit olmamalıyız” diyen bir grup insan da var. Bu da çok tehlikeli. Küresel ölçekte kadınların hâlâ köle derecesinde çalıştırıldığı, yoksulluğun “kadınsı” olarak görüldüğü bu çağda, kadının durumunun iyileştirilmesi bir lüksmüş gibi davranmamalıyız. Kadınların erkeklerin görevlerini üstlenmeleri de eşitlik getirmiyor. Tam tersi kadının üzerine beş kat daha fazla yük bindirmiş oluyor. Nasıl eşit olunur? Mutfağa beraber giriliyorsa, çocuklara beraber bakılıyorsa o zaman eşit olunur. Bu eşitlik talebi feminizm değil. İslâm’ın kalbidir. Burjuva toplumunun iş bölümünü bize gelenek diye sunuyorlar.

Feminizm kadınları daha güçlü kıldı mı?

Feminizm kadına dönük adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için girişilmiş iyi niyetli bir harekettir. Bu bağlamda Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda kitabını muhakkak anmak isterim. Woolf bu kitapta sadece kadın olduğu için bir üniversite kütüphanesine girişinin engellenmesinden bahseder. Aktardığına göre, o dönemde kadınlar ancak bir öğretim üyesi eşliğinde ya da bir tavsiye mektubu ile geldikleri takdirde kütüphaneye girebilmektedirler. Bunun gibi, toplumsal cinsiyet meselesini derinlemesine irdelemiş olan Simone de Beauvoir’ın üç ciltlik İkinci Cins kitabına değinebiliriz. Onlar haklı gerekçelerle haksızlıkları gidermeye çalışan düşünür ve eylem insanlarıydı. Peki, amaçlarına tamamen ulaşabilmişler mi? Bunu maalesef söyleyemiyoruz. Çünkü onların çabalarına karşılık, hegemonyacı güçler de direniyorlar.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23