• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

24 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
24 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (24 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١٣) وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ فٖي عُنُقِهٖؕ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً
(١٤) كِتَابَكَؕ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسٖيباًؕ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(13) Her insanın sorumluluğunu omuzuna yükledik. Kıyamet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız.

(14) “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!”

(İsrâ Suresi, 17/13-14)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


 TEFSİRİ:

“Sorumluluk” diye çevirdiğimiz 13. âyetteki tâir kelimesi sözlükte “kuş” demek olup burada mecaz olarak sorumluluk anlamında kullanılmıştır. İslâm’dan önce Araplar, bir işi yapmanın hayırlı olup olmayacağını anlamak için bir kuşu salıverirlerdi. Kuşun sağ tarafa doğru uçması hayra, sol tarafa doğru uçması şerre işaret sayılırdı. Bu sebeple tâir kelimesi “şans, uğur, talih” anlamında da kullanılmaya başlandı. Buradan hareketle tefsirlerde tâir kelimesine “kader” mânası verildiği gibi, “hayır ve şer, mutluluk ve mutsuzluk, amel, rızık, yükümlülük” gibi değişik açıklamalar da getirilmiştir (bk. Kurtubî, X, 233-234).

Bize göre bunlar içinde tercihe en uygun olanı “amel ve yükümlülük” anlamıdır; bunu “sorumluluk” diye ifade etmek daha uygun düşmektedir. Âyetin devamında gelen “kitap” yani amel defteri kavramı da bunu desteklemektedir. Buna göre herkes kendinden sorumludur; her insan yaptığı ile kendini bağlamış, sorumluluk altına girmiştir, sonucunu da önüne amel defteri konularak görecektir.

Bundan önceki âyetlerde İsrâiloğulları’nın tutumlarına, ardından da Kur’an’ın işlevine atıfta bulunuldu; İslâmî literatürde tevhid, nübüvvet ve âhiret şeklinde özetlenen dinî hakikatler üzerinde durularak inanıp iyi işler yapanların büyük ecir alacakları, inanmayanları da “elem verici bir azap” beklediği; Allah’ın, bildirilmesi gerekli her konuyu ayrıntılarıyla açıkladığı ifade edildi. Bütün bunlardan sonra 13. âyette artık insanlar için mazeret kalmadığı belirtilmek üzere, mahşer meydanında toplanan herkesin sorumluluğunun kendi omuzunda olacağı; 14. âyette de her insana, “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!” denileceği bildirilmektedir.


 Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 469


KUDSİ HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

Bir bedevî geldi: “Ya Resulallah, dedi, ben rüyada başımın vurulup yuvarlandığını gördüm, ardından koştum."

Allah’ın Elçisi buyurdu ki: “Şeytanın, uykunda seninle oynamasını halka söyleme!”

Kaynak: Müslim, Ru’yâ, 15

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Amel Defterini Kıyamete Kadar Açık Tutan Ticaret: Sadaka-i Cariye! Zamanı Aşan Ölümsüzlük İmzası: İnsanoğlunun bu fani dünyadaki en büyük yanılgısı, zamanı ve hayatı sadece kendi nefes alıp verdiği süreden ibaret sanmasıdır. Doğduğumuz an başlayan ve o kaçınılmaz son nefesle nihayete eren dünya hayatı, aslında ebediyet okyanusunda sadece küçük bir damladır. Oysa İslam inancında ölüm bir yok oluş değil; kul için sadece bir mekân değişikliği, fani olandan baki olana geçiş köprüsüdür. Göçüp gidenlerin ardından derin bir sessizliğe bürünen bu yerkürede, öyle ihtişamlı izler vardır ki zamanın akışını durdurur, toprağın altındaki yalnız ruhlara her an taze bir nefes gibi cennet müjdeleri taşır. İşte kabrin o soğuk ve karanlık iklimini nura, mahşer gününün dehşetini ferahlığa çeviren bu muazzam ilahi formülün adı; Sadaka-i Cariye’dir. Sadaka-i cariye; durmayan, tükenmeyen, zaman geçtikçe kurumak yerine daha da coşkuyla çağlayan kesintisiz bir hayır pınarıdır. İki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v.), insan aklının sınırlarını zorlayan bu muazzam hakikati bizlere şu sarsıcı ve ümit dolu hadis-i şerifle müjdelemektedir: “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye (kalıcı hayır eserleri), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” Bu ne büyük bir lütuftur ki, kul toprağın altında sessizliğe gömülmüşken, dünyadaki sevap fabrikası onun adına harıl harıl çalışmaya devam eder. Mülkü Allah’a Borç Vererek Ebedileştirmek Bir çeşme yaptırmak, sadece taştan bir oluktan su akıtmak değildir. O çeşme; kuruyan bir toprağın, susuzluktan kavrulan bir kuşun, yoldan geçen yorgun bir müminin hararetini dindirirken, aslında sahibinin mahşerdeki o en büyük, o en çetin susuzluğunu gidermektedir. Akıp giden her damla su, sahibinin mizanına sevap olarak akar. Bir okul, bir medrese veya bir Kur’an kursu inşa etmek; sadece tuğlaları üst üste koymak değil, cehaletin zifiri karanlığına karşı nesiller boyu sönmeyecek bir iman meşalesi yakmaktır. O ilim yuvasında Kelamullah’ı öğrenen her bir çocuğun her bir harfinde, vatana ve ümmete hayırlı birer nefer olan her bir gencin amelinde, o müessese hayatta kaldığı müddetçe banisinin amel defterine sevap nehirleri akmaya devam eder. Bir caminin kubbesini yükseltmek ise yeryüzünde secdeye varan her alnın huzuruna, semaya yükselen her amin nidasına ortak olmaktır. Gökyüzüne ezanlarla çekilen o tevhid nişanı, kurucusu toprağa karışsa bile inananları bir araya getirmeye, İslam’ın mührünü o toprağa vurmaya devam eder. İşte bu, fani ve geçici olan dünya malını, Allah Teâlâ’ya borç vererek (Karz-ı Hasen) baki ve sonsuz olan ahiret mülküne çevirmenin yegane yoludur. İnsan geride bıraktığı mirasıyla dünyada kalanları zenginleştirebilir ama sadaka-i cariye ile doğrudan kendi ahiretini imar eder. Et ve Kemikten İnşa Edilen Canlı Abide: Hayırlı Evlat Sadaka-i cariyenin belki de en yaşayan, en dinamik ve en tesirli formu, vatana, millete ve İslam ümmetine hayırlı bir evlat, yani "hayırlı uzuvlar" yetiştirmektir. Bugün anne ve babaların evlatlarına lüks evler, arabalar ve banka hesapları bırakma yarışına girdiği bir çağda yaşıyoruz. Oysa bir anne-babanın çocuğuna bırakacağı en büyük, en sarsılmaz ve en korunaklı miras, Allah korkusu ve güzel ahlaktır. Taş binalar zamanla yıkılabilir, çeşmelerin suyu kesilebilir, vakıflar şekil değiştirebilir; fakat kalbine ihlas, merhamet ve adalet tohumları ekilmiş bir çocuk, yeryüzünde yürüdüğü müddetçe anne babasının adını arş-ı âlâda yaşatan canlı bir anıttır. Bir müminin yetiştirdiği hayırlı evlat, sadece kendi soyunu sürdüren bir bağ değildir; o çocuğun kuracağı aileye, yetiştireceği yeni nesillere ve dokunacağı topluma kadar uzanan muazzam bir hayır silsilesidir. O evladın yaptığı her dürüst ticaret, anlı secdede ettiği her samimi dua, zulme karşı gösterdiği asil ve dik duruş, mazluma uzattığı merhametli el, onu yetiştiren, ona helal lokma yediren anne babasının kabrine birer nur hüzmesi olarak yağar. Bir insan, yetiştirdiği ahlaklı nesiller vasıtasıyla yüzyıllar sonrasının dünyasına bile yön verebilir. Bu yönüyle hayırlı evlat, nesilden nesle devredilen ölümsüz bir iman enerjisidir. Kapitalist Çağda Osmanlı Vakıf Ruhunu Kuşanmak Bugünün modern ve seküler dünyası, insanı sürekli bencil olmaya, sadece nefsi için yaşamaya, biriktirmeye ve tüketmeye zorlamaktadır. Adeta "benden sonrası tufan" anlayışını dayatan bu kapitalist girdaba karşı Müslüman’ın en büyük kalkanı, ecdadımız Osmanlı’nın da dünyaya nizam verdiği o asil "Vakıf Medeniyeti" ruhudur. Sadaka-i cariye, insanı bu sığ ve bencil döngüden çıkararak diğerkamlığın, yani başkalarını yaşatmak için yaşama mefkûresinin zirvesine taşır. Kendinden sonrasını düşünmek, hiç tanımayacağı, yüzünü bile görmeyeceği yetimlerin, mazlumların ve gelecek nesillerin dualarında yer almayı arzulamak, imanın en saf ve en asil tezahürüdür. Bugün Anadolu topraklarında bastığımız her yerde, kubbesi altında saf tutup huzur bulduğumuz her mabetten içeri girdiğimizde, aslında yüzyıllar önce yaşamış fedakar bir yüreğin, bir vakıf insanının dokunuşunu hissederiz. O mübarek insanlar göçüp gitmiştir ama bıraktıkları sevgi, merhamet ve iman mirası hala dimdik ayaktadır. Şimdi sıra bizdedir. Bizden sonraki nesiller bu dünyadan geçerken yollarını aydınlatacak, ruhlarını ısıtacak bir kandil de biz bırakmak zorundayız. Unutmayalım ki, dünya hayatının perdesi bir gün elbet ansızın kapanacak; arkamızda bıraktığımız dünyalıkların, geçici makamların ve şatafatlı yaşamların hiçbir hükmü kalmayacaktır. O çetin hesap gününde bizi yalnız bırakmayacak, elimizden tutacak olan yegane şey; biz bu dünyadan ayrıldıktan sonra bile yeryüzünde çağlamaya, İslam’a ve insanlığa hizmet etmeye devam eden bir iyilik pınarı, yani sadaka-i cariyemiz olacaktır. Gelin, dünya döndükçe sevap hanemizin açık kaldığı, adımızın gök kubbede hoş bir seda olarak yankılandığı ölümsüz ve ebedi izler bırakmak için acele edelim.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Dünyaya gelişiyle kalplerimizi eriten, hayatımıza tarifsiz bir derinlik ve anlam katan güzel Niran bebek, hoş geldin.Sen daha ilk nefesini alırken, canım kardeşim Bahri’yi sevgi dolu bir dede, minik Ahmet Buğra’yı da ömrün boyunca en güvenli sığınağın olacak aslan bir abi yaptın. Senin o minicik ellerin, sadece bir bebeğin doğuşunu değil, ailemizin bağlarının ne kadar güçlü ve kutsal olduğunu bir kez daha derinden hissettirdi bize.Dilerim ki bu yalan dünyada her zaman iyiliklerle, güzelliklerle karşılaşır; kalbin gibi berrak, huzurlu ve sevgi dolu bir ömür sürersin. Attığın her adımda, aldığın her nefeste seni canından çok seven, seninle gururlanacak ve her anında arkanda dağ gibi duracak kocaman bir ailen var. Rabbim seni korusun, ömrünü aydınlık ve bahtını her daim açık eylesin.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23