• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

10 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
10 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (10 Ekim 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١١٦) وَاِنْ تُطِـعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِؕ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(116) Yeryüzünde bulunanların çoğu, kendilerine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.
         Çünkü onlar zandan başka bir şeye tâbi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.

(En'âm Suresi, 6/116)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


TEFSİRİ:

Kur’an dilinde zan, çoğu yerde “delile dayanmadığı, bu yüzden de hatalı olduğu halde sahibinin gerçek ve sahih saydığı inanç” anlamında kullanılır. Müfessirler genellikle âyet metnindeki yahrusûn fiilini “yalan söylerler” mânasında anlamışlarsa da İbn Âşûr kelimenin buradaki mânasının “temelsiz tahminde bulunurlar” anlamına geldiğini savunmuştur.

Kur’an’da arz kelimesi hem bütünüyle “dünya” hem de belli bir “ülke” veya “şehir” (bk. Mâide 5/21; İsrâ 17/104) anlamında kullanılır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre buradaki arz ile bütün dünya kastedilmiştir; ancak bu âyette sadece Mekke’nin ve Mekkeli müşriklerin söz konusu edildiği görüşü de vardır (Şevkânî, II, 179). Asıl vurgulanan husus, dinî ve dünyevî meselelerde insanların çoğunluğunun belli bir görüş, inanç ve yaşayış biçimini seçtiğine bakarak, sadece buradan hareketle bunun doğru olduğunu zannetmenin ve onlara uymanın her zaman isabetli olmayacağıdır.

Zira bu çoğunluk, inançlarını ve hayat tarzlarını oluşturup belirlerken aklıselime, gerçek bilgiye ve temiz vicdana dayanmak yerine –Mekke müşriklerinde görüldüğü gibi– kuruntulara, zan ve tahminlere de dayanıyor olabilirler. Bu sebeple Hz. Muhammed’in şahsında müslümanlar, inanç ve yaşayışlarını, nefsânî meyil ve güdüler, zan ve tahminler veya yalanlar üzerine kuran çoğunluğu taklit edip onlara uymaktan sakındırılmıştır.


 Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 460

 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun.

Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur."


Kaynak: Tirmizî, Birr 86, (2035); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4813, 4814)

 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:

 

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

İnsanın Üç Büyük Hülyası: Nefis, Servet, Şöhret ve Çürümenin Kaçınılmazlığı Dünya sahnesi, kurulduğu günden beri insanı düze çıkaran değil, uçurumlara sürükleyen aldatıcı tuzaklarla doludur. İnsanoğlu, varoluş gayesini unutup bu sahnede körü körüne bir mülkiyet ve üstünlük yarışına girdiğinde, kendi felaketinin de baş mimarı olur. Kadim hakikatlerin ve asırların tecrübesinin bize açıkça ihtar ettiği üzere; insanın bu dünyadaki en acımasız, en sinsi üç düşmanı nefsi, serveti ve şöhretidir. Bu üç bela, zincirlerinden boşandığı ve iradeyi esir aldığı an, insanı insan kılan tüm ahlaki mukavemeti yerle bir eder. O andan itibaren kişi, kendi hırslarının kölesi, şeytanın elinde evirip çevirdiği, parmağında oynattığı bir maskara haline gelmekten kurtulamaz. Nefis, insanın içindeki o doymak bilmeyen, arsız ve kör kuyudur. Sınır tanımaz, kural kabul etmez; her daim fıtratın temiz yanını kemirmek için pusuda bekler. Şayet akıl ve vicdan bu ilkel canavara teslim edilirse, felaketin kapısı ardına kadar aralanmış demektir. Nefsine boyun eğen insan için artık servet, helal ve haram gözetilmeyen, kör bir biriktirme çılgınlığına dönüşür. "Daha çok kazanayım, gücüme güç katayım" derken gözü dönenler, hırsın dehlizlerinde yollarını kaybederler. Zirvede kalabilmek, o sahte ihtişamı sürdürebilmek adına sergilenen açgözlülükler, makam gücüyle fonları fondipleyen, hak ve adaleti çiğneyen hamleler, aslında sahibini büyütmez; aksine cüceleştirir. İnsanın paraya taparak kurduğu o gösterişli kuleler, ahlaki bir çürümenin üzerinde yükseliyorsa, yıkılmaya mahkumdur. Şöhret ve makam ise bu karanlık tiyatronun en aldatıcı makyajıdır. İnsan, nefsine uyup servet hırsıyla gözünü kararttığında, oturduğu yüksek koltukların parıltısıyla kör olur. Kendini yasaların, ahlakın ve toplumsal vicdanın üstünde görmeye başlar. Oysa unuttukları mutlak bir kural vardır: Zirvedeyken sergilenen ahlaksızlığın ve düşüşün gürültüsü çok daha dehşetli olur. İtibarda ve makamda zirveye ulaşmış, toplumun emanetini omuzlamış figürlerin, nefislerinin şehvetine kapılarak sergiledikleri rezaletler, onları bir anda o fildişi kulelerinden söküp fırlatır. Büyük bir itibar sermayesiyle oturdukları o yüksek mevkilerden, kendi hırslarının pisliğinde boğularak aşağı yuvarlanırlar. Zirvede yaşanan bu rezalet ve maskaralık, hayata dürüstçe tutunan sıradan bir insanın kaybıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir yıkımdır. Çünkü bu dünyada insana asıl lazım olan, hiçbir borsa değerine endekslenmeyecek, parayla pullarla, çekle senetle satın alınamayacak tek bir sermaye vardır: İtibar sermayesi. İtibar, bir insanın ömrü boyunca onuruyla, dik duruşuyla ve dürüstlüğüyle ilmek ilmek ördüğü kutsal bir zırhtır. Kaybedilen para yeniden kazanılır, altınızdan kayıp giden koltukların yerine yenileri bulunur; fakat lekelenen, ayaklar altına alınan bir itibarı geri getirebilecek hiçbir yeryüzü gücü, hiçbir servet yoktur. İtibarını kaybeden bir insan, daldaki çürük bir armuttan farksızdır. Özü çürümüş, içi koflaşmış bir meyvenin ağacın en yüksek dalında durması ile toprağın çamuruna düşmesi arasında zerre kadar fark yoktur. Armut çürükse ha dalda olmuş ha yerde, ne fark eder? Dalda durması ona ne bir asalet kazandırır ne de içindeki kokuşmuşluğu gizlemeye yeter. Neticede; nefsini ilah edinen, servet ve şöhret sarhoşluğuyla gözü dönen herkes, en nihayetinde bu ağır ve utanç verici bedeli ödemeye mahkumdur. Önemli olan hayatta hangi basamakları tırmandığınız değil, o basamaklarda yürürken arkanızda nasıl bir iz bıraktığınızdır. Parıltılı dünyaların, geçici güçlerin ve makamların büyüsüne kapılıp ruhunu satanlar, zirveleri fethettiklerini sandıkları o kirli anda aslında kendi aciz çöküşlerini ilan etmektedirler. Hayat sahnesi kapandığında geriye kalan yegane hakikat; paranın ezemediği bir karakter, şöhretin bozamadığı bir istikamet ve lekelenmemiş temiz bir isimdir. Sözün özü; nefis, servet ve şöhretin sahte ışıklarıyla gözü kamaşanlar, parıldayan her şeyi altın sanan ahmaklar gibi kendi karanlıklarına yürürler. Unutulmamalıdır ki, itibarını paraya tahvil eden, şerefini makam koltuklarında meze yapan her insan, daldaki o çürük armut gibi düşeceği günü bekleyen bir zavallıdan ibarettir. İster sarayların burçlarında otursunlar, ister kudretin zirvesinde kibirle kasılsınlar; ahlakı kokuşmuş olanların varacağı yer, tarihin ve vicdanların çöplüğüdür. Hayatın amansız muhasebesi bittiğinde, geriye ne kasanın büyüklüğü kalır ne de unvanların ihtişamı; sadece rüzgarın bile kirletemediği temiz bir isim ve eğilmemiş bir baş kalır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23