O, krizleri fırsata çevirmekten önce, değerleri korumayı ilke edinmişti. “İyi ürün”, onun için sadece kalite standardı değil, millete verilen bir sözdü. Üretim onun için sadece sanayi değil, aynı zamanda ahlaki bir duruştu. İşte bu yüzden, bugün dünyaya açılan bir markadan bahsederken, bu markanın sadece makinelerle, finansal yatırımlarla, dağıtım ağlarıyla değil; yürekle, inançla ve millî hassasiyetle inşa edildiğini görmek gerekir. Ülker işte böyle sağlam temeller üzerine inşa edilmiş, imanlı ve yürekli bir ekibin ürünü.. Bugün “marka olmak” üzerine sayfalarca konuşma yapılır. Ama Sabri Ülker bunu, ne reklam kampanyalarıyla ne de sosyal medya stratejileriyle yaptı. Onun en büyük kampanyası, dürüstlüğüydü. En etkili mesajı ise işine duyduğu saygıydı. En değerli mesajı da vatanseverliğiydi. Sabri Ülker’in ortaya koyduğu bu anlayışı, bugünün Türkiye’sinde ne yazık ki pek çok alanda göremiyoruz. Siyasette hesaplar, çoğu zaman milletin menfaatinin önüne geçiyor. Sanayide kısa vadeli kazançlar, kalitenin ve ahlakın yerini alıyor. Medyada sorumluluk yerine sansasyon, bilgi yerine spekülasyon tercih ediliyor. Oysa Sabri Ülker gibi düşünen, üretirken değerleri koruyan, ülkesinin itibarını kendi kazancından önde tutan insanlar çoğalsa, Türkiye çok daha güçlü bir noktada olurdu. Sabri Ülker’in bize bıraktığı asıl miras, bir holding değil; bir duruştur. Ahlak, sadakat, çalışkanlık, tevazu ve en önemlisi vatan sevgisidir bu mirasın taşları. Onun gibi insanlar sayesinde bu topraklara bereket geldi. Emek karşılık buldu, üretim kutsal sayıldı. Bugün o değerlerin üzerine yeni şeyler inşa edebiliyorsak, temelleri sağlam attığı içindir.