• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Osmanlı medeniyetinde insanlar ve hayvanlar

20 Ocak 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Eğer “Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevme” kuralına inanıyorsanız, yalnız insanları değil, hayvanları ve bitkileri de sevgiyle kucaklayacaksınız.

Onların da “yaşama hakkı”na saygı gösterecek, “insanî zekâ”nızı “hayvanî” bir öldürme güdüsüne kurban etmeyeceksiniz.

Hatırlayalım ki biz, “Nil kıyısında kuzuyu kurt kapsa, hesabı Ömer’den sorulur” şeklinde bir “yönetim ahlâkı”nın da mirasçılarıyız.

İşte bu sebeple geçmişimizde hayvanlara “eziyet” yoktur. Tam tersine “ilgi” ve “şefkat” vardır. O kadar ki, 18. yüzyılda Osmanlı ülkesini gezmiş olan Fransız hukukçu Guer, kedilerle köpeklerin tedavisine ait bir hastanenin varlığından söz etmektedir… 

“Osmanlı Devleti’nde kasaplar her gün belirli sayıda kedi ve köpek beslemekle yükümlüdürler… Şam’da (Şam o tarihte bir Osmanlı kentidir) hastalanan kedilerle köpeklerin tedavisi için bir hayvan hastanesi mevcuttur.” (Moeurs et usages des Turcs).

Şam’daki hayvan vakıflarıyla ilgili olarak Prof. Sibai ise şu bilgileri veriyor: 

“Eski vakıf geleneğinde hasta hayvanları tedavi ve otlatma yerleri vardır… Bu hayvanlar ölünceye kadar orada otlanır. Şam Vakıfları arasında, kedilerin yiyip uyuyacağı ve gezineceği yerler de bulunurdu.”

Şimdi de Elisee Recus’un, 1880’lerde yayınladığı “Küçük Asya” isimli eserinden bir paragraf okuyalım: 

“Osmanlılardaki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır.” 

Ünlü Fransız şair Lamartine’den de bir tespit aktaralım:

“Osmanlı Müslümanları canlı ve cansız mahlûkatın hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere, velhasıl Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler… Bütün sokaklarda sokak köpekleri için muayyen (belirli) aralıklarla su kovaları sıralanır.”

Pere Jehannot: “Türkler, evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine veyahut telef olmalarına (ölmelerine) meydan vermemek üzere, her gün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler. Çünkü köpeklere et dağıttırarak sevap işlediklerine inanırlar.”

Şimdi de onyedinci yüzyılda Osmanlı Devleti’ni gezen ve anılarını “Les voyages du sieur Du Loir” isimli bir seyahatnamede toplayan meşhur Batılı seyyah Du Loir’dan birkaç tespit aktaralım:

“Türkiye’nin bazı şehirlerinde kediler için özel binalar yapılmış, onların hizmetine bakıcılar verilmiş, hattâ tedavileri ve beslenmeleri için vakıflar vücuda getirilmiştir.

Atları ağır yüklerden kurtarmak suretiyle gösterdikleri insaniyeti ve Türk adliyesinin hayvanlara taşıyabildiklerinden fazla yük taşıtanlara karşı o yükleri kendi sırtlarında taşımak cezasını tayin eden kararlarını yerecek değilim, ama birçok kibar adamın büyük meydanlarda kediler için ciğer vesaire satan kebapçı dükkânlarından kebap alıp dağıtmalarını tamamen gülünç sayarım.”

Görüldüğü gibi, hayatın “sevap”la çerçevelendiği asırlarda, yalnız insanlar değil, hayvanlar da mutluymuş.

Şu soğuk kış günlerinde, sokak hayvanlarını hatırlayarak, “Sünnet Medeniyetinden kopuşumuzun faturasını sadece insanlar değil, hayvanlarla bitkiler de ödüyor” diyebiliriz!

Yarın sokak köpeklerinin Hayırsız Ada macerasına bakalım. 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23