Öğretmenler, öğrenciler ve KYK
Bu ülkede her şey çabucak unutuluyor, ama Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın, Öğretmenler Günü münasebetiyle külliyede ağırladığı öğretmenlere yaptığı “eğitim manifestosu” niteliğindeki konuşması unutulacak gibi değil…
O gün orada bulunan Milli Eğitim Bakanımız, umarım bu konuşmanın içeriğini hayata geçirecek, eğitim sistemini ve ders kitaplarını en kısa zamanda gözden geçirip eğitimi, “Yeni Türkiye”yi taşıyacak nesiller yetiştirecek bir kalite ve kapasiteye kavuşturacaktır.
Sayın Erdoğan şöyle diyor: “Muallimlerine, müderrislerine gerekli hürmeti sunmayan, onların fedakârlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen bir ülkenin geleceği karanlıktır. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa, çaresizliğe sevk eden bir milletin benlik bilinci de medeniyet tasavvuru da gelişmez, gelişemez. Böyle ülkelerin yerinde sayması mukadderdir.”
Onu dinlerken aklıma, Fatih Sultan Mehmed’in hocası Ak Şemseddin hakkında söyledikleri geliyor: “Bu pîre (ihtiyara) hürmetim ihtiyarsızdır. Yanında ellerim titrer, sözlerimi şaşırırım.”
Ve Sadrazam Mahmud Paşa’ya söyledikleri: “Bu ferah ki bende görürsüz; yalnız bir kal’a (İstanbul) fethine değildür. Ak Şemseddin gibi bir pîr-i aziz, benum zamanumda olduğuna sevinurum.”
Hocasıyla övünen bir padişah portresi, hocaya hürmetle birlikte hocanın kıymetini de unutmuş yeni nesillere herhalde çok şey ifade eder.
Sayın Erdoğan devam ediyor: “Biz terör örgütlerinin kanlı eylemlerinde kullanacağı sarf malzemeleri değil, ülkemizin istikbalini kurtaracak ‘Asım’ın Nesli’ gibi gençler yetiştirmek istiyoruz.”
“Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş, gerçek,
“İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Nasıl çiğnetmediğini 15 Temmuz’da bir kere daha gördük.
Sayın Erdoğan en vurucu tespitini yapıyor: “Özellikle FETÖ, zamanın gerisinde kalan, toplumun temel değerlerinden uzak, jakoben, baskıcı bir eğitim politikasının ürünüdür.”
Bunun üzerine biraz fazla durmam lâzım…
***
Mehmed Âkif: “Asım’ın Nesli” diyor… Bediüzzaman: “Nesl-i âti” ve “Nesl-i Cedid”… Necip Fazıl: “Büyük Doğu Nesli…
Bendeniz onların ayak tırnağı bile olamazken, iki hasret soluğu arasında yıllardır “Yürek Adam” diye sayıklayıp duruyorum. Hasret aynı hasret…
Mehmed Âkif’e İstiklal Marşı’nı ilham eden de, Bediüzzaman’ı zindanlara meydan okur hale getiren de, Necip Fazıl’ı seksen küsür yaşında diri tutan da hep o hasrettir… O muhteşem hasretin çocuğu olarak, bir vicdan borcumu hemen sözlerimin girişinde ödemek istiyorum…
Pek kimse farkında değil, ama Gençlik ve Spor Bakanlığı Sayın Akif Çağatay Kılıç’ın rehberliğinde muhteşem işler yapıyor…
Bakanlığa bağlı olarak faaliyet gösteren Kredi ve Yurtlar Kurumu, bir yandan beş yıldızlı yurtlar inşa ederek öğrencilerin barınma problemlerini yeni Türkiye’ye yaraşır biçimde çözerken, bir yandan da yurtlarda barındırdığı üniversiteli gençlere, folklordan elişlerine, resimden hat sanatına, ebrudan kültür eğitimine kadar envai çeşit hizmetler sunuyor.
İl ve ilçelerde çok iyi organize olan Kredi ve Yurtlar Kurumu, hem çocuklarımızı ihanet şebekelerinin yurtlarına muhtaç durumdan kurtarıyor, hem de ebedi hasretimize uygun şekilde yetişmeleri için büyük çaba harcıyor.
Seslerinin çok çıkmamasına bakmayın: KYK müthiş bir başarı öyküsü yazıyor.
Bendeniz de, birçok ilim ve fikir adamımız gibi, bu konuda elimden geleni yapıyor, KYK yurtlarında kalan üniversite öğrencilerine, “Asırlardır Sönmeyen Kandiller” başlığı altında “Padişah Hocaları”nı anlatıyorum.
Gerçekten de onları tanımaya ve ilham almaya muhtacız. Hele aralarında ikisi var ki, derinlemesine incelenmesi ve bilinmesi lâzım. Bunlardan biri meşhur tarihçimiz Hoca Sadüddin Efendi, ikincisi ise Sultan IV. Murad dönemi allamelerinden Koçi Bey’dir.
Yarın bunlardan birine kısaca bakalım…