• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Güzellik yarışmalarından evlilik programlarına: Aile yapımızı nasıl bozdular?(3)

11 Nisan 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Yeni “Güzellik Müsabakası”na ilişkin ilk haber, CHP iktidarının “yarı resmi” organı Cumhuriyet’in 04 Şubat 1929 tarihli nüshasında yayınlandı: 

“Bütün dünyada güzel kadınlar seçilir ve memleketlerinin güzellik kraliçesi intihap edilirken, bizim böyle bir kraliçemiz niçin olmasın? Türkiye’nin en güzel kadını acaba kimdir?” 

Bu haberin durup dururken neden yapıldığı, aynı gazetenin birinci sayfasında iki gün sonra yayınlanan bir ilânla ortaya çıktı: “Türkiye’nin güzellik kraliçesini bulmaya karar verdik... 16-25 yaş arasındaki hanımlar arasında mühim ve ciddi bir müsabaka yapılacaktır.” 

“Mühim” ve “ciddi” kelimeleri elbette boşuna kullanılmamıştı: Akıllarda daha önceki fiyaskonun tortuları vardı. Bunları gidermek gerekiyordu.

Gazetenin işi ne kadar önemsediği ve sıkı tuttuğu, konunun “başyazı” seviyesinde ele alınmasından anlaşılıyordu. 

Bir hafta sonra, gazetenin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi, güzellik yarışmasını köşesine taşıyarak ballandıra ballandıra işliyor, “milli görev” ve “muasır medeniyet” kavramlarını da kullanarak genç kızları ikna etmeye çalışıyordu. Yunus Nadi’nin aynı zamanda milletvekili olduğunu sanırım zikretmeme gerek yok.

Bu arada müsabıkların (yarışmacılar) mayo ile jüri önüne çıkacaklarını da özenle vurguluyor, bunu “gayri ahlakî” bulanlara ise “gerici” damgasını vurmakta hiç tereddüt göstermiyordu. 

Müsabıklara ait ilk fotoğraf 07 Mart tarihli Cumhuriyet’te arz-ı endam etti. Onu diğerleri takip etti. Konu ülke gündemine oturdu. Tartışmalar aldı başını gitti. Övgüler, eleştiriler ayyuka çıktı. Yarışmadan yana olanlar “çağdaş uygarlık” diyor, muhalifler ise “ahlâk” üzerinden vuruyordu. 

Yarışmanın arkasında iktidar desteği vardı. O zamanın iktidarının dediği dedik, çaldığı düdüktü! Arkasında durduğu bir olayı eleştirmek her babayiğidin harcı değildi. Gür kaşlar hemen çatılır, parmak sallanırdı. Tabii yergiler de “vardır bir hikmeti” denilerek anında “övgü”ye dönüştürülürdü.

Bu sebeple muhalifler ya sustular ya da şekle ilişkin eleştirilere ağırlık vermek zorunda kaldılar. “Ahlâk” sorgusu ve vurgusu bıçak gibi kesildi.

125 yarışmacının fotoğraflarının yayınlanması 21 Haziran 1929 tarihinde tamamlandı. Sonuçlar ise 1 Ağustos’ta açıklandı: Muallâ Suzan isimli genç kız halkın oylarıyla birinci gelmiş, 48 finalist ise “büyük jüri”nin önüne çıkmaya hak kazanmıştı. 

Yarışmacılar 2 Eylül günü jüri önüne çıktılar. Feriha Tevfik isimli kız birinci seçildi. Cumhuriyet, yarışmanın birincisini, “Orta boylu, kıvırcık lepiska saçlı, altın gözlü, beyaz tenli, zarif endamlı” olarak takdim ediyor, öve öve bitiremiyordu. Semine Nihat ikinci, bundan önceki fiyasko yarışmanın birincisi Matmazel Araksi ise üçüncü gelmişti.

Fakat birincilik Feriha Tevfik’e yaramayacak, hayatı altüst olacaktı. Önce filmlerde rol aldı, ardından tiyatroya geçti ama 1939’da bir daha dönmemek üzere, evine kapandı. Hiçbir gerekçe göstermedi, hatta bu konular üzerine hayat boyu hiç konuşmadı. Sadece kırgın olduğunu söyleyip durdu. 22 Nisan 1991’de, Cerrahpaşa Hastanesi’nde beyin kanamasından hayata gözlerini kapatana dek sustu, hep sustu.

Bu yüzden başına nelerin geldiğini bilmiyor, sadece tahmin yürütebiliyoruz.

Ne tesadüf: Ondan bir süre sonra “Dünya Güzeli” seçilen Keriman Halis de macerasını anlatmadan suskun ölecektir.

Yarın: İlk Dünya Güzeli “Türk kızı Keriman Halis Ece”…

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23