Bir zihniyet teşhiri
Türkiye’de, kendi dinini, kendi tarihini, kendi milletini, kendi milliyetini küçümseyen, “Biz adam olmayız”cı bir zihniyet var...
Bu zihniyet, “Su akar, Türk bakar” safsatasından yola çıkar, “Meclis anayasa yapamaz”a kadar gelir...
“Yeni anayasaları Kurucu Meclisler yapar!”
Yani?..
“Ya rejim değişmeli ya da darbe olmalı!”
Ki, yeni rejimin banileri yahut darbecilerin iradesi bir “Kurucu Meclis” teşekkül ettirip silah zoruyla bir anayasa yaptırsın.
Bir taraftan “Başkanlık sistemi olmasın, parlamenter sistem devam etsin, diğer taraftan parlamento anayasa yapmasın!”
Kendine güvensizlik diz boyu!..
“Kurtarıcı” beklemek, olursa ancak bu kadar olur!
¥
Öte yandan; bu zümre, tuhaf bir biçimde, bütün dünya milletlerinin kökünün Türk olduğunu, tüm dillerin Türkçe’den çıktığını öngören Güneş Dil Teorisi’ne inanır...
Bandırma vapurunun “çürük-çarık” olduğuna inanır...
Kemal Paşa’nın kendi kendisini “kurtarıcılık”la görevlendirdiğine ve tek başına Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi başlattığına inanır...
“Nutuk”un “mutlak gerçek” olduğuna inanır...
Hattâ ve hattâ, Türkiye’yi CHP’nin kurtaracağına dahi inanır...
Gelin görün ki, Türkiye’nin “bölgesel güç” haline geldiğine ve bölgesinde söz sahibi olduğuna inanmaz...
“Fırat Kalkanı” operasyonuyla DAEŞ’i silip süpürdüğümüze inanmaz...
Gerekirse “Dicle Kalkanı” operasyonu başlatacağımıza ve 1926 Ankara Andlaşması’na kadar hukuken zaten “bizim” olan “Musul Eyaleti”imize kadar uzanabileceğimize inanmaz (aynı andlaşmaya göre) Musul-Kerkük havzasından çıkarılacak petrollerden yüzde 10 hisse sahibiyiz ki, tüm petrol ihtiyacımızın yüzde ellisine tekabül ediyor. Konu ile ilgili, ilgili 14. Madde şu şekilde tanzim edilmiştir:
“Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30. maddesi mucibince ‘Turkish Petroleum Kumpanyası’ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin % 10’unu Türkiye Hükümeti’ne ödeyecektir...)”
Bunu hatırlattığınızda “Yurtta sulh, cihanda sulh”u dayarlar.
Çünkü devletlerine, milletlerine inançları yoktur.
Bu milletin göğsünü siper ederek 15 Temmuz isyanını bastırabileceğine de inanmamışlardı.
Zaten Sayın Erdoğan’ın Başbakan olacağına da inanmamışlardı...
Cumhurbaşkanı olacağına da inanmamışlardı (ama başkanlık yoluna girdi bile)...
Yeni boğaz köprülerinin, barajların, bölünmüş yolların, uzun tünellerin, Marmaray’ın, Avrasya Tüneli’nin ve Üçüncü Havalimanı’nın yapılabileceğine de inanmamışlardı...
İMF borçlarının ödenebileceğine ve borç almadan yaşanabileceğine de inanmamışlardı: Çünkü hayalleri yok. Oysa “insan hayal ettiği müddetçe yaşar”...
Ve devletler ancak hayal ettikleri yere kadar gidebilirler.
Ey milletim: Biz Musul’u hayal etmeye devam edelim!