ABD ve AB akbaba yöntemi kullanıyorlar
Biliyorsunuz akbabalar önemli ölçüde leşle beslenir. Bunun için müthiş bir işbirliği örneği sergilerler…
“Kara Akbaba”nın gagası diğer akbaba türlerinden daha güçlüdür. Bu yüzden ormanda bulunan leşin gövdesine delikler açma görevi onundur…
Güçlü gagasıyla leşin muhtelif noktalarına delikler açar. O arada pek tabii yiyebildiği kadarını da yer…
Ondan sonra sıra “Kızıl Akbaba”ya gelir: Kafasını açılan deliklerden içeriye sokup leşin iç organlarını tüketir…
Başka bir akbaba türü olan “Küçük Akbaba”, leşin etrafına saçılan küçük kırıntıları toplar…
Artık sıra “Sakallı Akbaba”ya gelmiştir…
O zamana kadar sıranın kendisine gelmesini sabırla bekleyen “Sakallı Akbaba” kemikleri kırabildiği kadar kırıp iliklerle karnını doyurur…
Şimdi sıra “Kel Akbaba”dadır: Kel Akbaba da tıpkı Sakallı Akbaba gibi kemik iliği yemeye bayılır, ne var ki gagası Sakallı Akbaba kadar güçlü değildir, kemikleri kırmakta zorlanır...
Yine de kendine kemik iliği ziyafeti çekmekten asla vazgeçmez.
İliğini yemek istediği kemiği gagasına alıp yükseklere çıkar…
Sert kayaların üzerine gelince gagasındaki kemiği bırakır…
Kemik hızla düşüp kayalara çarpar…
Eğer parçalanmışsa, Kel Akbaba, çok sevdiği ziyafete konar. Ama bazı kemikler çok serttir ve Kel Akbaba’nın bu işlemi üç, hatta beş kez tekrarlamasını gerektirmektedir...
Hiç çekinmeden, umudunu yitirmeden işlemi tekrarlar. Sonunda, çok sevdiği iliğe ulaşır, armağanını alır.
Ortada artık “leş”ten eser yoktur: Akbabaların karınları ise aşırı toktur.
***
Dün Avrupalı büyüklerin…
Bugün Avrupa Birliği’nin, az gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkelere uyguladıkları yöntem, tamı tamına bu “Akbaba Yöntemi”dir!..
Türkiye ise buna açıkça isyan eden tek ülkedir…
Bu mücadelede yerimizi almak zorundayız…
Leş kargalarının (akbaba anlamında) yanında mı olacağız, insanımızın yanında mı?
***
Bilin ki dostlarım, herkese demokrasi ve insan hakları nutku atan Avrupa ve Amerika hâlâ vahşidir…
İnsan hakları sabıkalısıdır…
Milletlerin iliğini kurutan bir yapıdır…
Sadece kendi çıkarını gözeten bir nalıncı keseridir…
Gücünü hukuktan değil, silahtan alır…
Hukukunu uluslararası normlarla değil, namlularla yazar…
Kendisinden olmayan uluslardan da sadece “itaat” ister…
İtaat edilmezse, darbe yapar…
Ambargo koyar…
Ekonomik ablukaya alır…
Kriz çıkartır.
Türkiye ilk kez bu yapıya karşı çıkıyor…
Hatta meydan okuyor…