• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Aaaah ah!

23 Ocak 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Biz “Şapka için adam mı asılır?” diye sorup duruyoruz, ama “devrimci” kadro açısından şapka bir simgedir ve onsuz “kurtuluş” imkânsızdır. 

Buyurun, Adliye Vekili (Adalet Bakanı) olarak, “devrimci” ekibin “adalet” kanadınıtemsil eden Mahmut Esat Bozkurt’un şapka değerlendirmesine bakın:

“Şapka giymek ne demek? Bütün ilerlemelerin başında bu mu gelir? Evet ve bunda hiç şüphe edilmemelidir… Şapka giymekle, ilerlemelere mâni olan bu kara engel söküldü, yıkıldı, yerin dibine geçirildi. Büyük yürüyüş yolları açıldı.” 

“Atatürk İhtilâli” isimli hatıratında (s.154-155) şöyle bir olay naklediyor: 

“Atatürk bir gün, lütfen, bu husustaki fikrimi sormuşlardı. O sırada Musul işi, aleyhimize sonuçlandığı için, rahmetli hayli sıkıntılı idi. 

Şu cevabı vermek cesaretinde bulundum: ‘Şapka giymek, bu millet hesabına bir Musul fethinden üstündür!’

Atatürk hafifçe gülümsedi ve başını bir kaç defa eğerek beni taltif etti.”

İyi de, Musul, Misak-ı Millî sınırları içinde yer alan ve kanayan bir yara hâlâ. 

¥

Tek parti iktidarının teorisyenlerinden biri olan meşhur Abdullah Cevdet, bir Fransız gazetecinin “İslâm Dünyası Nasıl Kurtulur?” şeklindeki sorusuna, aşağıdaki cevabı verdiğini gururla naklediyor:

“Kur’ân’ı kapa, kadınları aç!” (Umûm Müslümanlar Kongresi, İçtihad, s:4, sh:287, Eylül 1907).

¥

CHP Yedinci Kurultay tutanağından: 

“Muhterem arkadaşlarımızdan bazıları köylerin imama ihtiyacı olduğunu söyledi. Arkadaşlar; en yakın misalini arz edeyim; bu, Büyük Millet Meclisi’nde de mevzuubahis oldu, bu münakaşadan sonra dışarıya çıktığım zaman altı tane Meclis Hademesi yanıma geldi, gözleri yaşlı olarak şunları söyledi: ‘Vallahi, billahi, altı köyümüzde bir tek imam kaldı. Ölülere nöbet bekletiyoruz. Ondan kalkıp bu köye geliyor ve boyuna köy değiştiriyor. Eğer, bize imam ve hatip vermezseniz, ölülerimizi köpek leşi gibi toprağa gömeceğiz.”

Nitekim vaktiyle Süleymaniye Camii’ne tayin etmek için imam bulunamamış…

“Yıl 1930. Bu tarihte İstanbul Müftüsü Fehmi Ülgener, yardımcısı Ömer Nasuhi Bilmen’dir. Bir akşam Müftü Efendi evine gelir. Sedirin üzerine yığılıp kalır. Bitkin ve ölgündür. Hanımı telaşlanır, merak eder, niçin böyle bitkin olduğunu ısrarla sorar. Ne kadar gizlemek istese de muvaffak olamaz Fehmi Hoca. İçinin sıkıntısını, yüreğini kavuran yangını şöyle anlatır hayat arkadaşına: “Bugün Süleymaniye Camii’ne mahalle bekçisini imam tayin ettim.” (Geçmişten Geleceğe Işıklar, İbrahim Refik, Albatros Yayınları)…

¥

Sebilürreşad Dergisi sahibi Eşref Edip Bey’in sualine cevap…

“T.C Dâhiliye Vekâleti Matbuat Umum Müdürlüğü…

Hülâsa: ‘Hazreti Muhammed’e dair…

Sayı: 653 Ankara, 17 Mayıs 1943…

Muhterem efendim, mektubunuzu aldım. Biz her ne şekil ve suretle olursa olsun memleket dâhilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dinî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.

Zatı âlilerinin herkesçe müsellem olan ilim ve faziletinize hürmetkârız ancak günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz. Bilvesile saygılarımı tekrarlarım efendim.

Matbuat Umum Müdürü, Vedat Nedim” (Sebilürreşad, c. 7, sayı: 155, sayfa: 96, Temmuz 1953).

Ne diyeyim ki? “Aaah ah!” diyeyim olsun bitsin. 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23