Dini araçsallaştırmak ne demek?
Son yazımızda ‘dini araçsallaştırma’ tehlikesine dikkat çekmeye çalışmıştık. Bazı okurlardan gelen sorular ve yorumlar bir yazı yazmayı daha gerekli kıldı. Zira bazı hususların muğlak kaldığı ve yanlış anlamalara sebep olduğu anlaşılmaktadır.
Bir okurum, daha yakın geçmişte katı laiklerin kamusal hayatta başörtüsü yasağını savunurken, “dindarların dini, siyasi hedeflerine alet ettikleri” ithamlarını hatırlatıp bizim yazdıklarımızla bu duruşun örtüşüp örtüşmediğini sormuş.
Yazımız dikkatle okunursa böylesi bir sonucun çıkarılmasının mümkün olmadığı görülecektir. Ama yine de biz inancımızı açıklığa kavuşturalım: İslâm’a göre, Allah’ın (c.c) emrettiği başörtüsü nâmahremin bulunduğu her alanda giyilmek zorundadır. Müslüman hanımlar kamusal hayatta da başörtüsü başta olmak üzere değerleriyle varolmalıdırlar.
Bu meyanda zamanında Merve Kavakçı hanımın TBMM’deki dürüst ve ilkeli duruşunu desteklemiştik. Eğer Kavakçı, meclise seçildikten sonra başörtüsünü çıkarmış olsaydı o zaman dini araçsallaştırmış olurdu.
Öyle yapsaydı MHP eski milletvekili Nesrin Ünal’ın yaptığı yanlışı yapmış olurdu. Zira o seçmenden başörtüsüyle oy istemiş, halk da onu başörtüsüyle meclise göndermişti. O ise seçmenine sâdık kalmayarak başörtüsünü çıkarmıştı.
Dinin istismarına bir örnek de, Cuma namazı kılmadığı hâlde seçim dönemlerinde kimi siyasilerin göstere göstere Cuma namazı kılması realitesi. Dinin vazettiği gibi yaşamak mü’min olmanın gereği iken olmadığı hâlde öyle gözükmek nifaktır.
Bir Müslümanın gayesi Kelimetullahı yüce kılmaktır. Adaletin, hürriyetin, hukuk karşısında eşit olmanın sağlanması için mücadele etmektir. Sömürünün, zulmün, despotizmin engellenmesine katkı sunmaktır. Allah (c.c) ile kulları arasındaki engellerin ortadan kaldırılmasını temin etmektir. Bunların tamamını elde edemese de vazgeçmez, yapabildiği kadarını yapar.
İslâm sadece insanın kendi derûnuna yolculuk sadedinde kişisel manevi tecrübesi değildir. Ahiret için dünyayı da tanzim etmesi gerekir. Ama bunu yaparken prensiplere bağlı kalmalı, meşru hedeflere ancak meşru yollarla gitmelidir.
Casusluk ve hıyanet kapsamına girmeyen nifakın bu dünyada bir cezası yoktur, ahiretteki cezası ise küfürden daha şiddetlidir. Münafıkların inanmasalar da Müslüman gözükmek istemelerinin sebebi Müslüman olmanın maddi avantajlarından faydalanmaktır. Sözün özü maddi avantajlara sahip olmak amacıyla dini istismar etmeleri sebebiyledir.
Bazı okurlarım, dini araçsallaştırmak Müslümanlara fayda getirecekse bunda bir mahzur görmüyorlar.
Meselâ parlamento seçimlerinde oy elde edebilmek uğruna Müslümanlara şirin gözüken ve onların bazı sıkıntılarını giderme sözü veren siyasilerin yaptıkları, kendilerine ahirette bir şey kazandırmasa da bu dünyada Müslümanlara kazandırabilir, diyorlar.
Dinden kazanmak isteyen kimi muhterislerin yaptıkları bu dünya cihetiyle Müslümanlara fayda verebilir elbette. Ama prensipler pragmatizme kurban verilmemelidir.
Biz geçen yazımızda, ülke yeniden yapılandırılırken, dini istismar eden İran ve S. Arabistan gibi ülkeleri taklit etme teklifinin sakıncalı olduğunu beyan etmiştik.
Bu coğrafyanın mayasında medeniyetimizin kök değerleri vardır. Bize göre kök değerlerimiz yeniden yapılandırılan devlet mekanizmasında üst referans ilkeleri olmalıdır. Temel paradigmanın ulus devletin kaldıraç gücü kılınarak araçsallaştırılmasına gönlümüz razı olmaz.
Dine, ümmete ve ümmetin birliğine kazanmakla kişinin dinden kendisine kazanması arasında fark vardır. Dinden kazanmak bazen dine kazanmak manasına da gelebilir ama bu Müslümanlar arasında yozlaşmayı da kaçınılmaz kılar...