Maddiyatçı bir nesil!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yeşilay” ödül merasiminde yaptığı konuşmayı kaçırdıysanız, mutlaka sâkin bir vaktinizde “tam metnini” lütfen okuyunuz...
“İnancından kopuk, tarihini bilmeyen, medeniyet değerlerinden bihaber nesiller bu ülkenin kıyametinin işaretidir!”
“Pozitivist, maddiyatçı bir hayat anlayışıyla yetişen insanlar için zararlı alışkanlıklar ve bağımlılık, bir el uzatımı mesafededir. Niçin? Çünkü, oraya yaklaşmasını engelleyen, araya bariyerler dizen, uçurumlar koyan, duvarlar ören hiçbir şey yok. Her şeyi araçsallaştıran, her şeyi metalaştıran, eşya gibi gören bir zihin dünyası, her türlü zaafa, her türlü kötü alışkanlığa kapıyı sonuna kadar açmış demektir.”
“Tabiat boşluk kabul etmez. Siz insanların kalplerini, zihinlerini boş bırakırsanız, gelir orayı her türlü kötü alışkanlık, bağımlılık işgal eder. Biz evlatlarımızın kafalarıyla birlikte kalplerini de beslemeliyiz, mutmain etmeliyiz, doyurmalıyız.”
Şuurlu bir gençlik...
Yeşilay merasimindeki konuşmasında büyük bir yaraya parmak bastı Sayın Cumhurbaşkanı.
Son yıllarda, birçok alanda muhteşem atılımlara imza attık ülke olarak.
Türkiye birçok alanda gerçekten de çağ atladı.
Mesafeleri kısalttık, treni hızlandırdık, 12 yıl öncesine kadar hayli “lüks” sayılan uçakla seyahati minibüsle seyahat kolaylığına taşıdık, çocuklarımızın gençlerimizin çoğu, bizlerin hayal bile edemediği rahatlık içinde...
“Bayramlık elbise” alışverişi neredeyse tarihte kaldı...
Bayram’ın alâmetlerinden biri de “yeni elbise” almak ise, bize adeta her gün bayram!..
Maddi sıkıntı içinde olan birçok aile var ama devletin sağladığı imkânlar sayesinde, neredeyse her aile bir şekilde gelire sahip olabiliyor.
İşsizlik var ama bugün iş bulabilme imkânları çok daha fazla; alanında biraz nitelik sahibi olan, biraz da çevresi olan işini halledebiliyor.
Eskiden bir piknik tüpü, iki halı, birkaç kap kacak bir karyola ile yuva kurulurdu; şimdiki gençler, ailelerini borca sokmak, evliliklerinin en güzel günlerini borç ödeyerek geçirmek pahasına tam tekmil ev döşetiyor.
Vesaire, vesaire...
Dün hayal edemeyeceğimiz birçok imkâna bugün sahibiz ama...
Nedense, “şükürsüzlük” hali var üzerimizde.
İşsizlikten şikâyetçi olan genç, işi bulduğunda birkaç hafta içinde iş beğenmemeye başlıyor.
Ev sahibi olmanın sevinci en fazla birkaç ay sürüyor.
Elimizdeki olanlar için değil de olmayanlar için dertleniyoruz.
Böyle olunca da, elimizdeki imkân ne kadar çok olursa olsun hep daha fazlasını istiyoruz.
Ve daha fazlasını elde edebilmek için birbirimizi kırıyoruz.
Şükürsüzlük...
Sayın Cumhurbaşkanımız, “maddiyatçı bir anlayış ile yetişen bir gençliğin” tehlikelerine dikkat çekmekte yerden göğe haklı.
Son vakitlerde, bu sıkıntıdan uzak bir gençliğin yetiştirilmesi yönünde büyük gayretler var...
Kesintisiz eğitim saçmalığına son verilmesinin ardından “Kur’an eğitimi” alma imkânına kavuştu çocuklarımız.
Okullardaki “maneviyat telkin eden” derslere ilgi her geçen gün artıyor...
Sivil toplum örgütlerimizin bu alandaki katkılarının artmasını sağlayabilirsek, inşallah çok daha hızlı mesafe alacağız.
Bunu yapmak zorundayız.
Zira, bilmem katılır mısınız, ben “Dindarların yaşlandığını” gözlemliyorum.
Yaş ortalaması yükseliyor.
Birçok faktörün etkisiyle “olmadık” yerlere savrulan gençlerin oranı hayli fazla.
Bu gidişi durdurmamız lâzım...
Yaptığımız “güzel yollar” bizi hayra götürür inşallah.
ŞÜKÜRSÜZLÜK
Bahsini açmışken...
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den son derece faydalı bir nakil ile bitirelim:
- Hayat yollarının kıvrımları ve iniş-çıkışları döne dolaşa kabre varır. İnsanlar, yaşadıkları hakîkat ve niyetler üzere ölürler. Bu dünya hayatında vicdan huzûru içinde yaşamanın, îman ile son nefese kavuşabilmenin ve nihâyet ebedî âlemdeki ilâhî neş’e ve safâlara kavuşmanın en emin yolu, kulun “hamd”, “sabır”, “şükür” ve “zikir” hâlinde istikamet üzere bulunmasından geçer.