Dokuzlu çete görüntüsü…
Kur’an diyor ki: “O ülkede dokuz çete / örgüt vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, iyileştirme ve düzeltme cihetine gitmiyorlardı.
Kendi aralarında Allah’a yemin ederek şöyle konuştular: Gece baskınıyla onu ve ailesini öldürelim, sonra velisine “Biz Salih ailesinin öldürülmesi sırasında orada değildik, gerçekten doğru söylüyoruz diyelim” dediler.
Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk.
Bak işte tuzaklarının sonu ne oldu: Onları da topluluklarını da toptan helak ettik.
İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir topluluk için elbette bunda ibret vardır.
İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınanları ise o felaketten kurtardık.” (Neml Suresi, 48-53)
Allah’ın tekvini kanunlarında değişiklik yoktur. O, fesatçılara fırsat verir, mühlet verir ama asla ihmal etmez. Önce onları cezaya müstahak hale getirir. Tuzaklarının içine tuzak yerleştirir. Sonra da müstahak oldukları sonuç ile onları baş başa bırakır. Onlar kurdukları tuzakların içine kendi kötü akıbetlerinin taşlarını döşediklerinin farkında değillerdir. Şımarıklıkları ondandır, gururları, kibirleri ondandır.
Fesatlarının ana maddesi yalandır onların… Bütün hayatları yalan üzerine kurgulanmıştır. Yalanın en çirkini, en vicdansızı olan iftiraya sarılırlar rakip gördükleri insanlar karşısında daima. İftira onların hiç değişmeyen sığınaklarıdır.
Konuştuklarında yalan konuşur, söz verir sözlerinde durmazlar, kendilerine güvenilip verilen bütün emanetlere ihanet ederler… Bu üç olumsuz hal onların ayrılmaz vasıflarıdır.
Sınır tanımayan yalanları sebebiyledir ki, yapmadıkları iyi şeyleri yaptıklarını iddia ederler; yapmaları imkansız vaatlerle muhataplarını oyalar bundan zehirli bir haz duyarlar. Elbette bu sefih davranışın Allah’ın öfkesine çıkarılmış bir davetiye olduğundan habersizdirler.
“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” ( Saff Suresi, 2-3)
Ayetteki “Ey iman edenler” ifadesini muhatapları açısından iki ana gruba ayırmak mümkündür. Gerçekten iman edenlere bu ayet, söz ile fiilin tutarsızlığından kaçınmayı amirdir. Gerçek müminin sözleri ile davranışları arasında en ufak bir çelişki olmamalıdır.
İkinci grup münafıklardır. Ey iman etmiş gibi görünenler, demektir. Onlar, yapmadıkları halde yapmış gibi görünerek iyi işleri sahiplenirler. Ve yine onlar asla yapmayacakları şeyler hakkında söz verirler. Bunların çelişkileri sadece söz ve eylem arasında değildir, sözleri ve eylemleri kendi içlerinde de çelişkilerle doludur. Dün ak dediğine bugün kara, dün doğru dediğine bugün yanlış demek bunlara ait en belirgin özelliktir. İyi-kötü, hayır-şer arasındaki sonsuz mesafedeki bu savruluş ne kötü bir akıbettir.
“Onlar iman edenlerle karşılaşınca kendilerinin de mümin olduklarını söylerler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise ‘Biz sizinleyiz, biz onlarla alay ediyoruz’ derler.
Asıl onlarla alay eden ve azıp saparak dolaşmalarına izin veren Allah’tır.
Doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar işte onlardır. Bu sebeple ticaretleri kâr etmemiş ve doğru yolu da bulamamışlardır.” (Bakara Suresi, 14- 16)
Bilmem ki, konuyu somutlaştırıp günümüz örneklerine taşımaya gerek var mı?