Barzani olayı ve sempozyuma davet

30 Eylül 2017 Cumartesi

Devletin kendine göre bir iç mantığı vardır; bu iç mantık devlete ait sabitelerden, değişmez ilkelerin bütününden oluşur. Bu sabiteler ve bu sabiteleri harekete geçirecek bilgiler bilinmeden veya anlaşılmadan devlet hamleleriyle ilgili yapılacak her yorum ve değerlendirme eksik olur, yanlış olur, yanıltıcı olur. 

Bu yanıltıcılığı, stratejik ve taktiksel bağlamda bazen devlet de isteyebilir; işte o zaman ya bilinçli iç unsurlar ya da maksattan habersiz dış unsurlar kullanılır; bunlar bilgilendirme ve yorumlarıyla toplumu mevcut devlet stratejisine ya da taktiğine uyumlu olma noktasında şekillendirirler. Ne ki, hasım ya da rakip güçler de bazen aynı stratejiyi veya taktiği karşı atak bağlamında kullanabilirler; o zaman da yine iç veya dış unsurlar devreye girer ve toplumu ona göre şekillendirirler.

 Bu iç ve dış unsurlar daha çok gazeteci, düşünür ve akademisyenlerden seçilir. Denilenlerin, söylenenlerin toplumda karşılık bulması için de mutlaka algı yönetimine başvurulur. Yani, sosyolojik literatürümüze yanlışlıkla algı operasyonu diye geçen işlem yapılır. Toplum, denilenlerin, söylenenlerin doğruluğuna sadece inandırılmaz, aynı zamanda olumlu- olumsuz bütün sonuçları kabule de şartlandırılır.

Son örneğini Kuzey Irak’ta, Barzani marifetiyle gerçekleştirilen ve ne siyasi, ne hukuki, ne de Barzani’nin on altı yaşından bu yana kurduğu hayal dışında hiçbir temeli, anlamı ve sosyolojik karşılığı olmayan referandum etrafında söylenen sözler, takınılan tavırlarda gördük.  Kimisi bir kaşık suda fırtınalar kopararak bu algı operasyonuna iştirak etti; kimisi itidal adı altında vurdumduymaz davranılmasını yeğledi. Kimisi ifrat dalgalarına kapılıp, savaşın en öncelikli seçenek olmasını dillendirdi; kimisi tefritin cezrine düşerek burnumuzun dibindeki olayları sadece seyretmekle yetinmemizi, ekonomik, diplomatik, askeri hiçbir yaptırıma gidilmemesi gerektiğini savundu.

Şükür ki, devletin kolektif aklı devreye sokuldu, eldeki bütün bilgi, belge ve veriler değerlendirildi, en tutarlı, en gerçekçi kararlar alınarak yaptırımlar sıraya kondu. Ve özellikle Barzani’nin dedesine, babasına, amcalarına, kardeşlerine dönük geçmişteki yanlışlara, ihanetlere uzanılarak intikam anlamına gelecek cezalandırmalara ya da Irak’ın İngiliz oyununa gelerek Osmanlı’dan kopuşunun geçmişe dönük faturasını şimdiki yönetime kesmek anlamına gelebilecek bir ilgisizliğe, bir duyarsızlığa düşülmedi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti empati yaptı; kendi ülke bütünlüğüne ne denli hassas davranıyorsa sınır komşusu Irak’ın bütünlüğüne de aynı şekilde hassas davrandı. Ülke bütünlüğü adına Irak için ne istiyorsa diğer bir komşusu olan Suriye için de aynı şeyleri istediğini her vesileyle ve her mahfilde dillendirdi.  

Gayr-i meşru referandumla Barzani’nin kendi ikbal ve geleceğini sonlandırdığında kuşku yok. Bu arada kendi halkına en büyük kötülüğü yaptığını da söylememiz mümkün. Ne ki, uluslararası ilişkiler, ne ebedi dostluk ne de ebedi düşmanlık paradigmaları ile sürdürülemezler. Bizim arzumuz, Barzani’nin yanlışın neresinden dönülürse kârdır, mantığıyla hareket etmesi; üzerine çökmeye yüz tutmuş bela ve musibetlerin zararını en aza indirmeye gayret göstermesidir. Bir de, deneme yanılma metoduyla devlet kurulamayacağını, devlet kurmanın bir özenti, bir heves meselesi olmadığını, genetik bazı özellikler gerektirdiğini bu vesileyle bir kez daha öğrenmiş olmasıdır.

SEMPOZYUMA DAVET

Peygamberimiz Efendimiz: Daima doğru, daima dengeli olun, buyurur. Sevdiğini  ölçülü sev, belki bir gün, o kişi kızdığın, öfkelendiğin biri olur; kızmanda, öfkelenmende de ölçülü ol, belki bir gün o sevdiğin kişi olur, sözü de yine Efendimize ait ölçülü davranma kriterini gösteren ölümsüz sözlerden biridir.

Fatiha Suresinde, Cenab-ı Hak’tan talep ettiğimiz en önemli ihsan, bizi dosdoğru yola hidayet etmesi değil midir? O yol ki, Allah’ın nimetine, Allah’ın rahmetine ermiş olanların yoludur; sapıtanların ve gazaba uğramışların yolu değildir. Çünkü gazaba uğramışların yolu ifrat ve tefrit “gel- git”leriyle doludur. İstikamet üzere olan yolda ise bütün hayat itidal üzerine kuruludur.

Bediüzzaman Hazretleri, ifrat ve tefritten arındırılmış bu yolu şu tek kavramda toplayarak bütün hayata yorumlar: Müspet hareket. Yani ifrat ve tefritin her çeşidin arındırılmış, dengeyi şiar edinmiş aksiyonların bütünü. Orada negatife uyarlı, yıkıcılığa ayarlı, reaksiyona kilitli hiçbir düşünce ve davranışa yer yoktur. Olumluluk elzemdir, ıslah ve tamir esastır, hamleci bir ruhun adımlarına ayak uydurmak olmazsa olmaz şarttır.

FETÖ ile Nur hizmetinin en temel ayrılıklarından biri de olan bu konunun enine boyuna tartışılacağı 11. Uluslararası Risale-i Nur sempozyumu 1 Ekim 2017 Pazar günü İstanbul Haliç Kongre Merkezinde saat 10.30’da gerçekleşecek açılışla başlayacaktır. Hepimiz davetliyiz.. 

 

  • ahmetahmet1 ay önce
    Türkiye en azından Barzaniyi "bir darbe sizi bekliyor " konusunda uyarmalıdır.Barzani'ye karşı bir SİSİ yolda. Akit'te de iş düşüyor