Evlilikte mutluluğu bozan şeyler 

16 Nisan 2017 Pazar

Değerli okuyucularım; dışa dönük, hareketli, sempatik ve konuşkan kişilikler olduğu gibi, içe dönük, duygusal, alıngan, utangaç, kırılgan kişilikler de vardır. Dışa dönük eş ister ki; eşimle oturup her şeyi konuşabileyim; gezmeye, eş dost ziyaretine gidebileyim. 

İçe dönük eş ise evden uzaklaşmak istemez, orada vakit geçirmeyi sever. Bu durum da evlilikte sorunlara yol açar, huzursuzluk yaratır. 

- Fazla yaş farkı ve fiziksel uyumsuzluk. Genç insan coşkuludur, çocuksu davranışlarda bulunmak ister; yaşlı insan ise ondan olgun tavırlar bekler. İstekler karşılanmayınca sorunlar çıkar. Her iki taraf da birbirini suçlar. 

Eşlerden birinin diğerine göre güzel olması veya eşinin kafasındaki güzel eş modeline oturmaması da zamanla sorun olabilir. 

- Ailesine aşırı düşkün, her dediği yapılmış, özellikle babaya düşkün kızların kendi yuvalarına alışması hayli zaman alır.. Sürekli babasıyla eşini kafasında karşılaştırır. “Benim babam bana böyle davranmazdı. Eşim hiç babam gibi değil” diye düşünür durur. Bunları da farkında olmadan eşine yansıtır; hem kendini hem eşini huzursuz eder. 

- Erkeklerde sinirlilik, alkol bağımlılığı, kadınlarda ise titizlik, kronik yorgunluk ve hastalık hastalığı olarak kendini gösteren gizli depresyon, tedavi edilmezse aile dağılır. Erkeklerde sinirlilik, öfke patlamaları, tahammülsüzlük şeklinde kendini gösteren örtülü depresyon, kimi zaman yıllarca anlaşılamıyor. 

Erkeklerin gizli bir depresyonda olup olmadıkları içkiye veya sigaraya olan aşırı bağımlılıkları ve unutkanlıklarıyla da anlaşılıyor. Yetiştirilişi nedeniyle gizli depresyonu bağırma çağırma, öfke patlamaları nedeniyle gösteremeyen kadın ise kendini temizliğe adıyor. Böylece kendini rahatlattığını sanıyor. 

- Çiftlerden biri depresyonda ise, çift arasındaki duygusal katılımda azalma söz konusudur. Bu ailelerde, azalmış sevgi ifadesi, artmış eleştiricilik, suçluluk doğuracak biçimde diğer eşi kontrol etme eğilimi sıklıkla rastlanan bulgulardır. Bir eş depresyonda iken, iletişim tarzı da bozulmaktadır. Olumsuz rol dağılımı ve aşırı koruyuculuk söz konusudur. Çiftlerde, sıklıkla ebeveynlikte zorlanma, boş zaman faaliyetleri ile ilişkili sorunlar, ev içinde ve dışında görev yapma kapasitesinde azalma ve cinsel sorunlar göze çarpar. 

- Evlilikte uyumlu beraberliği bozan nedenlerden bir başkası da hiperaktiflik ve hastalık boyutundaki kıskançlıktır. Aceleci, beklemeye tahammül edemeyen, mükemmeliyetçi hiperaktif erkekler de olmadık nedenlerden kavga çıkarıp huzursuzluğa sebep oluyor. 

İletişimde birbirini dinlemeye, anlamaya çalışmamak ve ön yargılarla hareket etme; kendini yeterince ifade edememe devreye girdiğinde sorun karmaşık hale gelir. Eşler arasında evliliği bitirmeye kadar varabilen iletişim ve davranış hataları oluşur. İletişim hatalarını şöyle sıralayabiliriz; 

1) Eşinin, kişiliğine karşı yıkıcı eleştiride bulunma: “Sen hep böylesin, zaten bir gün de olsun beni dinlemedin, hep bağırıyorsun, beceriksizsin. Komşunun eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun” şeklindeki ifadeler eşi suçlayıcı, yargılayıcı, kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde; Ben Dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: “Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım.” Bu ifade daha ince, yumuşaktır ve olayın kişide oluşturduğu duyguyu yansıttığından eşini olumlu etkileyebilir. 

2) Genellemede bulunma: “Hep böylesin, böyle yaparsan, zaten senden başkası da beklenemez ki, bencilsin, hiç değişmiyorsun, bu huyunu annenden, babandan kapmışsın” tarzındaki sözler eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksak olarak düşündüğümüzde mademki eşiniz söylediğiniz gibi hep öyle, yıllardır değişmiyor, peki siz ne oranda değiştiniz? Örneğin siz de yıllardır eşinize aynı cümleleri ve yargılamaları tekrarlayıp duruyorsunuz. O halde, siz de hep öylesiniz, kendinize dönün ve işe kendinizi değiştirmekle başlayın. 

3) Eşinin aklını okuma: Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri kendi dünyasına itebilir. Fakat burada sözlü iletişim yerine, sözsüz yani davranışlardan anlamlar çıkarıp eşini yargılama süreci başlar. “Hah yine kızdın, bakışlarından anladım, sen öyle demek istemedin” tarzındaki yaklaşımlar eşin jestlerinden davranışlarından anlamlar çıkarmaya yöneliktir. Böylece bunlardan yola çıkarak onun düşüncelerini okuma gibi bir yanlışlığın içine girilmiş olunuyor. 

4) İşi yokuşa sürme: Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “yirmi yıldır sana söyledim ama beni dinlemedin, sonunda dediğime geldin başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen tarzdadır, oysa “bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim gel beraber plan yapalım. Başka nelerimizi değiştirebiliriz konuşalım, birbirimize yardımcı olalım” tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişmiş ve devamı için de teşvik edilmiş olur. 

5) Sürekli geçmişi gündeme getirme: Herkesin evliliğinde geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunların pekişmesine neden olur. “Evliliğin ilk yıllarında bana yaptıklarını hiç unutmuyorum, seni affedemiyorum, annen, baban şöyle yapmıştı ve sen beni yalnız bırakmıştın…” biçimindeki iletişimsizlik yerine varsa olumlu bir davranış şöyle söylenebilir: “Evliliğin ilk dönemlerine göre daha farklısın ben de hatalarımı düzelttim ve daha iyi bir noktadayız.” Bu yaklaşımda olumlu olana dikkat çekiliyor, pozitif ortam oluşuyor ve motivasyon artıyor. 

6) Hep kendini haklı görme: Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı adeta, “mahkeme” kuruluyor: “Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, bütün sorunlar senden kaynaklanıyor…” Bu tarz kalıp sözler tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve ben nerede hata yapıyorum diye düşünmek gerekir. 

7) Eşin sorumluluk almaması: Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokar ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortak yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan ilişkideki bozulmadan dolayı “sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun, bu yüzden öfkemi kontrol edemiyorum” tarzında konuşulsa kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor. Böylece eşini suçlamıyor var olan soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajı veriliyor. 

8) Mantıksal yaklaşmak onu silah olarak kullanmak: “Bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt yoksa beni kabul et” yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Kendimizde kusur aramıyorsak biz değişime kapalı bir insanızdır. Veya kendimize güvenimiz eksiktir. Kendimizle yüzleşmekten korkuyor olabiliriz. 

9) Konuşurken sözlerin kesilmesi ve ses tonunun yükseltilmesi: İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemek, kişiyi baskı altına almamaktır. 

Sağlıklı mutlu günler duasıyla Allah’a emanet olunuz. 

PSİKOTERAPİST 

DNŞ. TEL: 0212 503 79 95-0506 401 79 91 

 

  • Hatice AgicHatice Agic7 ay önce
    Yazi cok güzel ama uylamaya gelindeKimsenin uyguladigini zannetmiyorum.biz Türk millet olarak fazla degisimdenYana Agziniza Saglik
  • Ebru özEbru öz7 ay önce
    Cok güzel bir yazı
  • şahinşahin7 ay önce
    Allah cc razı olsun evet inadına tersine asılmak yerine koqanı eklemek düşeni toplamakyıkılanı tamir etmek hastalıklara hekim edasıyla tedavi maksadıyla yaklaşılırsa ve hepsindenönemlisi Allaha tevekkül edilirse meselelere aklı selimle yaklaşılırsa yuva cennet köşküne dönüşürİnşaAllah.
  • SeçimSeçim7 ay önce
    Seçim günü yazdığı yazıya bak
  • efeefe7 ay önce
    İnsanı yönlendirebilen güzel bir yazı, elinize ve bilginize sağlık.
  • Mehmet Yozbatıran Mehmet Yozbatıran 7 ay önce
    Güzel tespitler .... Huzurlu bir aile kurmak ve yürütmek için yol gösterici yazılarınızın devamını bekleriz