THY- Euroleague

Dünyayı değil, kendi geleceğimizi mahvediyoruz

16 Temmuz 2017 Pazar

Önce haberi verelim. Anadolu Ajansı’nın Çarşamba günü geçtiği haber şöyle: “Galler’deki Swansea Üniversitesi’nden bilim adamları, Batı Antarktika’dan İngiltere’nin başkenti Londra’nın dört katı büyüklüğünde bir buz dağının koptuğunu bildirdi. Swansea Üniversitesi araştırma ekibi, uzun zamandır gözlemledikleri Antarktika’daki Larsen C buz sahanlığından 5 bin 800 kilometrekarelik buz dağının kopuşunun Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Aqua uydusu tarafından görüntülendiğini kaydetti. Trilyon tonluk buz dağının kopmasıyla Larsen C buz sahanlığının büyüklüğünün yüzde 12 azaldığı belirtildi. Swansea Üniversitesinden Prof. Adrian Luckman, yaptığı açıklamada, ‘Bu kopuşu uzun zamandır bekliyorduk. Buz dağını takip etmeye devam edeceğiz. Şimdiye kadar kopan en büyük buz dağlarından biri’ ifadelerini kullandı.”

Kuzey ve Güney kutuplarındaki buz varlığı, iki açıdan önemli... Bunlardan biri, denizlerdeki sıcak ve soğuk su akıntılarının meydana gelmesini sağlayarak dünyanın iklimini dengelemeleri.

Bu mekanik aynı zamanda, okyanus derinliklerinde ısınan suyun yüzeye doğru çıkarak soğuması ve soğuyan suların aşağı yönlü hareketleri ile sürekliliği sağlanan oksijen naklinin da katalizörlerinden biri...

İkinci önemli husus da, buz halindeki suyun belli yerlerde toplanarak deniz seviyesinin yükselmesini önlemesi... 

Mevcut durumda, deniz seviyelerindeki 20 santimetrelik bir artışın, tuzlu deniz suyunun tatlı sulara karışması, tarım ve yaşam alanlarının su altında kalması gibi sebeplerle dünya ekonomisine her yıl 1 trilyon dolarlık zarar vereceği tahmin ediliyor...

Peki dünyaya ne oluyor? Neden ısınıyoruz?

Bu sorunun birden çok cevabı var...

Öncelikle, dünyanın sıcaklığını nelerin belirlediğini bilmemiz gerekiyor...

Bir gezegenin sıcaklığını şu unsur belirler: Sisteminin merkezindeki yıldıza olan uzaklığı, yıldızının enerji salma karakteristiği, gezegenin dönüş hareketleri ve gezegenin varsa atmosferindeki sera gazları.

Güneşe olan uzaklıklığımız aslında sürekli değişiyor ama, bu değişim yüzde 3 gibi bir rakamda kaldığı için sıcaklığa çok fazla etki etmiyor.

Yaz ve kış mevsimlerini yaşamamızı sağlayan, dünyanın eğikliği. Dünya yaklaşık 23 derecelik bir eğikliğe sahip. Bu eğiklik, yılın belli dönemlerinde güneş ışınlarının geliş açısında farklılığa sebep olduğu için, mevsimleri yaşıyoruz...

Bir de dünyanın dönüşü var tabii, bu da gece ve gündüz sıcaklık farklarını meydana getiriyor. Eğer daha uzun gece ve daha uzun gündüzler yaşasak, gündüzleri daha sıcak ve geceleri daha soğuk olacaktı.

Şimdi asıl iki meseleye gelelim. 

Bunlardan biri, güneşin enerji salma karakteristiği... Güneşin çeşitli döngüleri vardır, yaydığı enerji her zaman sabit değildir. Sadece bu sebeple bile bazı dönemlerde dünyada buzul çağları veya uzun süren kuraklıklar yaşanabiliyor...

İkinci önemli mesele ise atmosferdeki sera gazları... 

Aslında bu sera gazlarının fazlası da, azlığı da zararlı. Azlığında gezegen atmosferi sıcaklığı tutamıyor, gece ve gündüz ısı farkları çok yükselebiliyor. Bunun örneğini Merkür’de görebiliyoruz; gece ve gündüz sıcaklık farkları 600 dereceye kadar çıkabiliyor.

Fazla olması durumunda ise, güneşten gelen sıcaklık sürekli atmosferi ısıtıyor ve bu gazlar soğumaya imkan vermiyor... Bunun örneğini ise Venüs’te görüyoruz; gece ve gündüz sıcaklık neredeyse hep aynı: 470 derece civarı...

Dünyanın atmosferindeki sera gazlarının iki kaynağı var; volkanizma ve fosil yakıtların tüketilmesi...

Sanayi devriminin ardından, fosil yakıtları tüketmeye başlayarak atmosfere ciddi oranda sera gazı saldık. 1750 yılında tahmini olarak milyon partikülde 280 olan karbon varlığı, 2017 başlarında milyon partikülde 406’ya ulaştı... Yani yaklaşık yüzde 40’lık bir artış yaşandı...

Eğer bu hızla devam edersek, 2050 yılında dünya tarihinde hiç olmadığı kadar ısınacak ve bu artış dünya üzerindeki yaşama, biz insanoğlu da dahil, ciddi anlamda zarar vermeye başlayacak...

Çözüm nedir peki? Öncelikle fosil yakıt tüketimini azaltmanın yollarını aramalıyız... İkinci olarak, evlerimizin, araçlarımızın, iş yerlerimizin karbon salınımını kontrol altında tutmalıyız... 

Bu konu, uzak bir gelecekteki tehdidi barındırdığı için maalesef insanlar yeterli hassasiyeti göstermiyor...

Arabanızdan bozulduğu için söktüğünüz katalitik konvertörün yenisini çok pahalı diye takmamak, fabrikanızın bacasına gerekli filtreleri koymamak, binanıza yalıtım yaptırmamak gibi önemsiz görünen şeyler bütçeniz için kısa vadede faydalı olabilir. 

Ama çevreye verdiğiniz zararın sağlığınıza etkilerini yaşamaya başladığınızda, paranın pek bir kıymeti kalmayacak...

 

YORUM YAZ