THY - İstanbul

Milli Yürekler

02 Ağustos 2017 Çarşamba

Hep şunu söyledik, söylüyoruz: Türkiye, Türkiye’den ibaret değildir. Yaşadığımız toprakların, sınırların ve şahısların üstündedir.

Türkiye, Edirne’den başlayıp Kars’ta bitmez. Saraybosna’dan, Kırım’dan, Kudüs’ten, Halep’ten ve Buhara’dan başlar. Mazlumların, gariplerin ve İslâm kalmakta ısrar edenlerin bulunduğu bütün coğrafyalara uzanır.

Türkiye’nin neye karşılık geldiği, 15 Temmuz gecesi net bir şekilde görüldü. O gece komşu ülkelerde ya da uzak coğrafyalarda yaşasalar bile, Türkiye’yi de vatan bilen milyonlarca insanın olduğu ortaya çıktı. 

Eskiler, zor zamanlarda, “kalkın ey ehli vatan” dermiş. Vatanın hayırlı evlatları, tehlike anında, Bosna-Bursa-Buhara hattında harekete geçtiler. 

Bakınız: Meydanlara çıkan Boşnaklar, Araplar, Arnavutlar ve Afrikalılar. Suriye’den, Pakistan’dan, Bangladeş’ten okumak ya da çalışmak için gelip hainlere meydanı dar edenler. 

Yine bakınız: Balkanlar’daki İslâm milletinden yükselen sesler. Burkina Faso’dan, Sudan, Somali, Filistin gibi beldelerden gelen anlamlı destekler.

Yahya Kemal’in ifade ettiği gibi: “Vatan ve millet ismi değişmiştir, lakin ifade ettiği şey anıdır. Millet-i İslamiye dendiği zaman millet neyse, Türk milleti deyince de odur. Şimdi Türkiye diyoruz.” (Süheyl Ünver, Yahya Kemal’in Dünyası, Sayfa 91)

Zorluklar, musibetler ve tehditler milletin fertlerini birbirine yaklaştırır. Zorluk derecesi yüksek bir imtihandan geçtik. Başımıza gelen musibetten, daha yakın ve kuvvetli çıktık. Ancak tehlike sönmüş, tehdit tamamen bertaraf edilmiş değildir. 

15 Temmuz’la birlikte mesuliyetimiz ve mecburiyetimiz iyice artmıştır. İhanet tekrar yaşanmasın, olan ve bitmeyen daha iyi anlaşılsın diye elimizden geleni yapmalıyız. Hatta daha fazlasını.

Son okuduğum bir haberin başlığı: “Türkiye-İnterpol arasındaki krizi bitiren adım.” (Yeni Akit, 28 Temmuz Cuma) 

Haberin özeti: İnterpol heyeti, FETÖ’cülerin bombaladığı TBMM’yi gezdi. Heyettekiler “Biz böyle bilmiyorduk, şimdi durumun nasıl vahim olduğunu daha iyi anladık” dediler. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’nin veri girişini engelleme krizi de böylece çözüm yoluna girdi.

Bu haberin ardından şunu hatırladım: 15 Temmuz’dan birkaç ay sonrası idi. Telefonum çaldı. Arayan, yurtdışında faaliyet yürüten kuruluşlardan birinde çalışıyordu. Şunu soruyordu: “İçimizdeki hainlerin dışardaki işbirlikçilerine karşı ne yapılabilir?”

Soruyu cevapsız bırakmadım. Önce kadim kuralı hatırlattım: “Derdini söylemeyen / anlatmayan, derman bulamaz” dedim. Ardından ilave ettim: Bize, dertli isimler gerekli. İddia sahibi değil, dert sahibi, yerli ve milli yürekler. İnancımız şudur: “Derdimiz; davamızdır, devamızdır.”

Nihayetinde, görüşmenin üzerinden bir yıl geçti. İşgal girişimine sessiz kalan bazı insanların heyecanlı cümlelerini duyuyor, okuyoruz. 15 Temmuz gecesi ortalıkta görünmeyen bazı kişiler, şimdi bize direnişi anlatıyorlar. Üstüne bir de yüklü telifler alıyorlar. Tek bir şey söyleyebiliriz: Onlar da ibret için gereklidir. 

Araziyi bilen, dertli ve meziyetli isimleri dikkate almadan atılacak adımların, yapılan işlerin karşılıksız kalma ihtimali yüksektir. Konuyu kazanç kapısı olarak görenlerden bir şey çıkacağına inanmıyoruz. Geride kalan bir yılın sonuçları zaten ortadadır. 

Bir örnek: İhanet çetesinin yaptıklarından sonra Türkiye’ye en büyük destek, Bosna Hersek’ten, Sayın Bakir İzzetbegoviç’ten geldi, geliyor. Şimdi soru şu: Bu ülkedeki hainlerden kaçı iade edildi, kaç okulları kapatıldı ya da Maarif Vakfı’na devredildi?

Hiç kuşku yok ki mühim işler yapıldı, yapılıyor. Yürüyüşler, sergiler, basın toplantıları, salon programları, gece nöbetleri. Bunlardan ayrıca bahsedeceğiz inşallah.

 

YORUM YAZ