“Yunan Galip Gelseydi” Tartışmalarına Çipras da Karıştı

30 Kasım 2017 Perşembe

Kanal D Haber, Türkiye’nin en provokatif haber bülteni

Hatta haber programı değil adeta bir propaganda programı…

Ahmet Hakan geçtiğimiz günlerde bu bültende, Türk-Yunan Harbine dair bir tespitinden dolayı Kadir Mısıroğlu’nu hedef gösterdi. 

Mısıroğlu’nun “Batı Trakya’da Yunan esiri Türkler var… Ne yazıları değişti… Ne kıyafetleri değişti… Ne medreseleri kapatıldı… Ne tekkeleri kapatıldı… Ne de şer’iye mahkemeleri lağvedildi… Yunan galip gelseydi Hilafeti mi kaldırırdı…?” şeklindeki sözlerini cımbızlayıp çarpıtarak izleyicileri her zamanki gibi kışkırttı…

İstediği, daha 66 yılında “Yunan Mezalimi” kitabını yazan Kadir Mısıroğlu’na ‘Yunan sempatizanı’ imajı yaftalamaktı.

Doğan medyası Ana Haber bülteninde bu mahut kampanyayla ilgili hem yargıçlık hem de cellatlık yaptı uzun süre.

Ancak Ahmet Hakan’ın başını çektiği karalama kampanyasına Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras da dahil oldu.

Hem de Kadir Mısıroğlu’na cahilane taarruz eden şebekenin canını sıkacak ve bazı tarihi hadiselere başka bir boyut katacak şekilde…

Nasıl mı?

Şöyle izah edeyim…

Başbakan Çipras, Tarımsal Kalkınma Projelerini anlatmak üzere gittiği Gümülcine kentinde Batı Trakya’daki Türkleri kastederek, "Azınlık toplumu hukuki işlemler için medeni hukuktan yararlanma yani devlet mahkemelerine başvurma hakkına sahip değildiler(Çünkü kendi şeriat mahkemeleri var). Biz bunu değiştirmeye karar verdik ve azınlık üyelerine bir seçim hakkı sunmak istiyoruz." dedi.

Habere göre Yunanistan’da yasal bir düzenleme yapılacak. Bu düzenlemeye göre, şimdiye kadar Batı Trakya'da aile hukukunu ilgilendiren miras, evlenme ve boşanma gibi konularda şeriat esaslarına göre karar alınıyorken, istenmesi halinde artık medeni hukuka da başvurulabilecek.

Kişiler buna kendileri karar verecek.

Demek ki Yunanistan şu kadar zaman tebaasının kendi dinince muhakeme olmasına hiçbir müdahale de bulunmamış.  

Çipras’ın yeni yasal düzenlemeyle ilgili sözleri Kadir Mısıroğlu’nun yıllardır dillendirdiği tarihsel perspektifin haklılığını ortaya koydu.

Doğan medyası, ana muhalefet gibi dünyadan haberi olman bir kısım Kemalistlerin savunmalarını ise yerle bir etti.

Ancak bu taş gibi gerçeğin bile Kemalist kanattaki peşin kabulleri sarsması mümkün görünmüyor.

Çünkü var olan bir fikir değil, bir inanç…

DİNDARLARIN VURDUMDUYMAZLIĞI

Son günlerde toplumun verdiği tepkileri ihtilaç içinde kıvranan hasta bir bedeni izler gibi izliyorum. İki hassas toplumsal meselede sergilenen tutum hakikaten çok ilginç ve tahlile değer…

Stil Programlarının modacılığıyla maruf bir jüri üyesi ne söylediği anlaşılmaz bir biçimde Ne yapayım Allah Allah! Şehitler, mehitler, aman yeter!" deyince şehit dernekleri başta olmak üzere bazı kesimler haklı olarak tepki gösterdiler. Fakat en ciddi tepkilerden biri ise popüler kültürün ikonalarından popçu bir bayan tarafından verildi. Bayan, ‘jüri üyesiyle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu’ dahası ‘hangi kanal ya da firma onunla çalışırsa onları da dava edeceğini’ söyledi.

Durum tamamen reklam olabilir ama olmayabilir de, bilemeyiz…

Diğer tutum ise “Beyaz Futbol”da patlak veren ROK skandalıyla alakalı.

Özellikle Boşnak kökenli insanlar programda yapılan olağanüstü terbiyesizliğe son derece kararlı bir reaksiyon gösterdiler. Ne kanal ne de gazete bu tepkinin önünde durabilirdi. Mesele çok nazikti çünkü.

Sonuç, ROK aforoz edildi.

Beni düşündüren bu ve benzeri toplumsal konularda tepkinin hep başka yerlerden yükselmesi ve özellikle dindarların meselenin hiçbir tarafında yer almamaları. Oysa her zaman ve toplumda çözülmelerle ilgili ilk itiraz hep dinden gelmez mi?  Bu tepkisizlik, dindarların her geçen gün daha da bencilleştiğini, vurdumduymazlaştığını ortaya koymuyor mu?

Düşünün…

Kanaat önderi gibi davranan pek çok Ak Partili siyasi var değil mi?  

Şehitlerle ilgili programlar yapan, “Sosyal Belediyeciliği” dilinden düşürmeyen bir sürü belediye başkanı var.

Namazı bozan şeyler, cennet ve huriler söz konusu olunca ekranlardan inmeyen Hoca Efendiler var.

Sonra, sivil toplum kuruluşları var futbolla ilgili bile konuşan…

Ama konu ahlaki çürüme olunca nedense kimseden “çıt” çıkmıyor bu memlekette!

İnsanlar meselelerini Beştepe’ye havale etmenin kayıtsızlığıyla olan biteni uzaktan izlemekle yetiniyorlar anlaşılan. Sanki bu meseleler Fransızların, İngilizlerinmiş gibi bir vurdumduymazlık sergileniyor.

Allah’ın dinine, toplumun değerlerine her gün aralıksız saldırılıyor ama ülke dindarlarından en küçük bir tepki, bir tavır bile görülmüyor.

Aksine, saldırganlara sempati besleniyor, onların şarkıları dinleniyor, programları seyrediliyor, gazeteleri okunuyor ve dizileri izleniyor…

Yani düşmanla işbirliği yapılıyor…

Biz, “Televizyon ve internet negatif yayınlarıyla gençlerimizi zehirliyor.” diyoruz; muhafazakar insanlar ise attıkları mesajlarda sıkılmadan konuyu “Sen de izleme kardeşim” e getiriyorlar. Sanki din münferit kurtuluşu öneriyormuş gibi…

Oysa ailemiz, komşularımız, akrabalarımız ve toplum izledikten sonra bizim kişisel olarak kaçınmamızın ne anlamı var?..

Bu tablo da gösteriyor ki maalesef bu ülkede dindarlar çizilen arabalarını, ticaretlerini, siyasetlerini dert ettikleri kadar Allah’ın dinini dert edinmiyorlar…

Tek başına bu bile yeterli bir beladır…

RTÜK’TEN 18 GÜN SONRA GELEN CEVABA CEVAP

RTÜK, 9 Kasım’da yaptığımız başvurumuzu birkaç teknik formaliteyi öne sürerek 27 Kasım’da reddetmiş. (Reddetmek için bir hayli beklemiş.)

RTÜK’ü hukuki titizliği dolayısıyla kutluyor aynı titizliği 6112 sayılı kanunu dizilere tatbik ederken de göstermesini diliyorum.

Öyle ya, RTÜK bir devlet kurumu ise evvela vatandaşın hukukunu koruması lazım gelir, hem de “titizlikle”.

Bizler vatandaşlar olarak RTÜK’e “Açık tuttuğunuz kapaktan hanemize boz bulanık seller hücum ediyor, az sonra boğulacağız!” diye haykırıyoruz RTÜK ise sesimizin detone çıktığını söyleyerek feryadımıza kulak asmıyor.

Yahu boğulacağız!

Bırak sesimizin nasıl çıktığını da yasal görevine bak ve şu kapağı kapat, RTÜK!

 

Not: Cumartesi günü saat 12:00’de Sinema ve Medya ilişkisini konuşmak üzere, Sultanahmet’te, Türkiye Yazarlar Birliğinde olacağım. Müsait olan dostları beklerim…

  • Tarık EreganTarık Eregan1 ay önce
    Aynen öyle..umumi bir bela gelmeden uyanmak çok zorlaştı...