• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sözcü gazetesi 50 çalışanının kapının önüne koydu!

Muhalefetin yayın organı Sözcü gazetesinde 'yeniden yapılanma ve küçülme' kılıfı altında büyük bir kıyım dalgası başlatıldı. Gazete yönetiminin aldığı ani kararla tam 50 çalışanın işine son verilirken, tenkisat dalgasının önümüzdeki günlerde de artarak devam edeceği ve yönetim kadrosunun tamamen çalkalandığı öğrenildi.

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Ali Ozugur

İBB ve diğer para muslukları kesilince
  • 19 Dakika Önce

sdk

daha beter olsun
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın Sosyal Bilimci

SÖZCÜ'DE İŞ, EKMEK, HÜRRİYET NEREDE KALDI? İşçiye gelince hak, kendilerine gelince tenkisat! Yıllardır iktidarı eleştiren, işsizliği gündeme taşıyan, emekçinin hakkından ve vatandaşın geçim sıkıntısından söz eden Sözcü gazetesinden gelen haber doğrusu beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Haberlere göre gazete yönetimi, yeniden yapılanma ve küçülme gerekçesiyle yaklaşık 50 çalışanının işine son vermiş. Üstelik işten çıkarmaların devam edebileceği de konuşuluyor. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Yahu arkadaş, sizin toplam kaç çalışanınız vardı ki bir çırpıda 50 kişinin işine son verdiniz? Gazetenin toplam çalışan sayısını bilmiyoruz ama 50 kişinin azımsanacak bir rakam olmadığı ortada. Hele ki her birinin arkasında bir aile, bir ev, bir geçim mücadelesi olduğunu düşünürsek meselenin ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Şimdi gelelim işin düşündürücü tarafına. Sözcü, muhalif yayın çizgisiyle tanınan bir gazete. İşsizlikten, hayat pahalılığından, emekçinin yaşadığı sıkıntılardan sık sık söz ediyor. Elbette bunları yazmak gazeteciliğin görevidir. Ancak insan ister istemez soruyor: Başkalarının işçileri işten çıkarılınca kıyameti koparanlar, kendi çalışanları işsiz kalınca neden yeniden yapılanma gerekçesine sığınıyor? Hani iş, ekmek, hürriyet? Hani emekçinin alın teri? Hani çalışanların haklarını korumak? Yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir işletmenin ekonomik sıkıntıya düşmeyeceğini iddia etmiyorum. Gazeteler de ticari kuruluşlardır. Onların da giderleri, gelirleri, ekonomik problemleri olabilir. Gerektiğinde küçülme kararı almaları da mümkündür. Fakat mesele yalnızca ekonomik değildir. Mesele, başkalarına öğütlediğiniz ilkeleri kendi kapınızın önünde de uygulayıp uygulamadığınızdır. İşte benim itirazım tam da buradadır. Bir gazete, iktidara yakın bir kuruluşta 50 kişi işten çıkarıldığında bunu manşetine taşıyorsa, kendi bünyesinde yaşanan aynı olay karşısında da çalışanlarının hakkını gözetmeli ve kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmalıdır. Çünkü adalet, yalnızca siyasi rakiplerimizden beklediğimiz bir erdem değildir. Adalet önce kendi davranışlarımızda kendisini göstermelidir. Bir de işin insani boyutu var. Bugün işten çıkarılan o 50 kişinin arasında belki ev kirasını ödemekte zorlananlar, çocuk okutanlar, yaşlı anne babasına bakanlar vardır. Belki yıllarını o gazeteye vermiş, gecesini gündüzüne katmış insanlar vardır. Onların siyasi görüşleri beni ilgilendirmiyor. Benim için önemli olan, alın teriyle geçimini sağlayan insanların mağdur edilmemesidir. Çünkü benim anlayışıma göre emekçinin sağcısı, solcusu olmaz. Alın terinin partisi, ekmeğin ideolojisi olmaz. Ancak burada muhalif çevrelere de bir çift söz söylemek istiyorum. İşçi haklarını savunmak güzel, sosyal adaletten söz etmek güzel, emeğin kutsallığını anlatmak güzel. Fakat bunlar yalnızca meydanlarda atılan sloganlardan ibaret kalmamalıdır. Söylediğiniz sözlerin samimiyeti, kendi çalışanlarınıza gösterdiğiniz muameleyle ölçülür. Bugün Sözcü yönetimine sormak gerekir: Bu 50 kişinin işten çıkarılması gerçekten kaçınılmaz mıydı? Başka tasarruf tedbirleri düşünüldü mü? Çalışanların kıdem ve ihbar tazminatları eksiksiz ödenecek mi? Yıllarca gazeteye emek veren insanların mağdur olmaması için hangi tedbirler alındı? Bunlar cevabını bekleyen sorulardır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Bir gazetenin yaptığı yanlış, bütün sol görüşlü insanların samimiyetsiz olduğunu göstermez. Fakat kendisini emekçinin savunucusu olarak gören herkesin, sözleriyle davranışları arasındaki tutarlılığı sorgulaması gerekir. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, kendi yaptığımızı başkaları yaptığında eleştiriyorsak ortada ciddi bir çelişki vardır. Benim yıllardır savunduğum bir anlayış var: İnsan olmak, yalnızca güzel sözler söylemek değil, o sözlerin gereğini yerine getirmektir. Dürüstlük, merhamet ve adalet, insanın kendisine menfaat sağladığı zaman değil, gerektiğinde fedakârlık yapabildiği zaman değer kazanır. Son sözüm Sözcü yönetimine olsun: Başkalarının kapısının önünü süpürmeden önce insan kendi kapısının önüne de bakmalıdır. Gazetenizin adı Sözcü olabilir ama önemli olan kimin sözcüsü olduğunuzdur. Emekçinin sözcüsü olduğunuzu söylüyorsanız önce kendi emekçinizin sesini duymalısınız. Unutmayalım, işçinin hakkını savunmak gazete manşetlerinde kolaydır. Asıl marifet, o işçi kendi kapımızın önüne geldiğinde hakkını teslim edebilmektir. Çünkü adaletin sağı solu olmaz. Adalet, herkese lazım olan bir erdemdir.
  • 1 Saat Önce

Ogün

hayırdır, gavur düşman Almanlar vanayı kestiler mi yoksa?
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23