• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'den ‘Fon krizi’ açıklaması: Bu tezgahı kuranlar da bulunacak! Çünkü Tayyip Erdoğan bunu istiyor

Erzurum’da konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Biz 2002 yılında iktidara gelirken sizlere dedik ki: 'Milletin parasını çalan herkesten hesap soracağız.' Bu hesabı da bugüne kadar sorduk. Bu fon soruşturmasında da yanlışı yapanlar, vesile olanlar kadar bu tezgahı kuranlar da kimse en kısa zamanda bulunup hepsinden hesap sorulacak. Çünkü Tayyip Erdoğan bunu istiyor” dedi.

5 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Muco

Devletin kasasını bosaltandan değil yonlendirenlerden hesap sormayı düşünüyorlar ipin ucunu fetöye bağlayıp konuyu kapatacaklar anlaşılan
  • 17 Dakika Önce

Emaneti ehline tevdi edilmezse kıyametinizi bekleyiniz.

Liyakat yerine, adam kayırma ile gelinen nokta bu!?
  • 1 Saat Önce

Tezgahcı

25 yıldır o tezgahın içindesiniz.
  • 1 Saat Önce

Halk

Uzaklarda aramayın hepsi içinizde hepsini biliyorsunuz da minareye kılıf hazırlama derdindesiniz
  • 1 Saat Önce

Vay vay

Liste sizde değil mi..
  • 1 Saat Önce

Hamit güleç

Fonu kim yönlendirebilir tabiki para babaları ve spk yöneticileri..tüsiad baş şüpheli..fetöcü işadamları da buna dahil..yabancı sermayeyi unutmayın..
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

SIKI PARA POLİTİKASI VATANDAŞA, BOLLUK HARAMİLERE Mİ? Millet kemer sıkarken, milletin parasına kimler göz yumdu? Türkiye'de son zamanlarda gündeme gelen fon soruşturması, yalnızca bir mali usulsüzlük iddiası olarak değerlendirilemez. Bu mesele, devletin parasının nasıl yönetildiği, kamu kaynaklarının kimlere emanet edildiği ve bu emanetin ne ölçüde denetlendiği konusunda ciddi soruları beraberinde getirmektedir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in Erzurum'da yaptığı açıklamalar dikkat çekicidir. Sayın Bakan, bu tezgâhı kuranların da bulunacağını, kim olursa olsun hesap sorulacağını ifade ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bunu istediğini söylemiştir. Elbette bu açıklama önemlidir. Ancak benim üzerinde durmak istediğim başka bir mesele var. İyi de kardeşim, bu tezgâh kurulurken devletin denetim mekanizmaları neredeydi? Bu derece yüksek meblağların söz konusu olduğu bir sistemde, böylesine büyük yetkiler nasıl olur da yeterli kontrol olmadan bürokratların inisiyatifine bırakılabilir? Devletin kasası kimsenin şahsi kasası değildir. Oradaki her kuruş, bu milletin alın teridir. Rahmetli Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı döneminde uygulanan kamu havuz sistemini hatırlıyorum. O sistemin temelinde kamu kaynaklarının merkezî bir disiplin içerisinde yönetilmesi anlayışı vardı. Büyük meblağların kontrolsüz biçimde el değiştirmesini önlemek amaçlanıyordu. Bugün de sorulması gereken soru şudur: Milyonların, hatta milyarların konuşulduğu işlemlerde siyasi ve idari denetim hangi aşamada devreye girmektedir? Bu işlemleri kimler onaylamış, kimler denetlemiş, kimler görmezden gelmiştir? Bir yanlışın ortaya çıkarılması elbette kıymetlidir. Fakat asıl başarı, o yanlışın meydana gelmesini önleyecek sistemi kurabilmektir. İşin beni en fazla düşündüren tarafı ise bütün bunların sıkı para politikasının uygulandığı bir dönemde gündeme gelmesidir. Vatandaşa yıllardır sabır tavsiye ediliyor. Enflasyonla mücadele edileceği, harcamaların kısılacağı, ekonomik disiplinin sağlanacağı söyleniyor. Esnaf yüksek finansman maliyetleri altında ayakta kalmaya çalışıyor. Sanayici üretimini sürdürmekte zorlanıyor. Borcunu çeviremeyen işletmeler kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Emekli pazara çıkarken iki defa düşünüyor. Asgari ücretli ay sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor. Bir baba çocuğunun ihtiyacını karşılayamadığında mahcubiyet duyuyor. Peki, millet böylesine ağır bir ekonomik imtihandan geçerken kamu kaynakları üzerinde usulsüzlük iddiaları nasıl ortaya çıkabiliyor? Yoksa sıkı para politikası yalnızca vatandaşa mı uygulanıyor? Vatandaşın cebindeki üç kuruşun hesabı yapılırken, devletin imkânlarından haksız menfaat sağlamaya kalkışanların karşısında aynı hassasiyet neden gösterilemiyor? Burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Ben AK Parti'yi destekleyen bir insanım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkemize kazandırdığı hizmetleri de inkâr edecek değilim. Ancak bir siyasi hareketi desteklemek, o hareketin yönetimi altında meydana gelen yanlışlara göz yummayı gerektirmez. Tam tersine, insan sevdiği ve desteklediği siyasi hareketin yanlışlardan arınmasını ister. Çünkü devlet başka, makam başka, şahsi menfaat başkadır. Devletin malına el uzatan kişi hangi partiden olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kimin yakını olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir. Burada yalnızca parayı haksız yere aldığı iddia edilen kişilerin değil, usulsüzlükleri mümkün kılan denetim zaaflarının da araştırılması gerekir. Bir bürokratın görevden alınmasıyla mesele kapanmamalıdır. O bürokratın hangi yetkiyle hareket ettiği, kimlerden onay aldığı ve hangi denetimlerden geçtiği de açıklığa kavuşturulmalıdır. Şunu unutmayalım: Bir devletin büyüklüğü yalnızca güçlü ordusuyla, gelişmiş savunma sanayisiyle veya yaptığı yollarla ölçülmez. Devletin gerçek büyüklüğü, milletin bir kuruşuna dahi sahip çıkabilmesindedir. Bizim inancımızda devlet malı emanettir. O emanete ihanet etmek yalnızca hukuki bir suç değil, aynı zamanda ağır bir ahlaki sorumluluktur. Yetim hakkının, gariban hakkının, millet hakkının bulunduğu bir kasaya el uzatmak öyle hafife alınacak bir mesele değildir. Benim asıl itirazım da buradadır. Millet fedakârlık yapacak, emekli sabredecek, esnaf dayanacak, sanayici yüksek maliyetlere katlanacak; fakat birileri kamu imkânlarını kendi çıkarları için kullanabilecek! Böyle bir anlayış kabul edilemez. Sayın Bakan, Cumhurbaşkanımızın sorumluların bulunmasını istediğini söylüyor. Bundan memnuniyet duyarız. Ancak adaletin gereği, sorumluların yalnızca siyasi irade istediği için değil, hukuk devletinin gereği olarak bulunmasıdır. Üstelik mesele sadece suçluları yakalamakla da bitmez. Bu büyüklükteki işlemlerin hangi mekanizmalarla gerçekleşebildiği milletin anlayacağı açıklıkta ortaya konulmalıdır. Kimlerin ihmali varsa araştırılmalı, kimlerin kastı varsa delilleriyle belirlenmeli, suç işlediği mahkeme kararıyla sabit olanlardan hukuk çerçevesinde hesap sorulmalıdır. Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli, fakat hiç kimse de makamının gölgesine sığınarak denetimden kaçamamalıdır. Çünkü vatandaşın devlete güveni, yalnızca suçluların cezalandırılmasıyla değil, benzer olayların tekrar yaşanmayacağına inanmasıyla güçlenir. Sözlerimi çok açık bir ifadeyle bitirmek istiyorum: Sıkı para politikası uygulanacaksa önce kamu kaynaklarının korunmasında sıkı disiplin uygulanmalıdır. Vatandaştan tasarruf bekleyenler, devletin kasasındaki her kuruşun hesabını verebilmelidir. Bu millet fedakârlıktan kaçmaz. Yeter ki fedakârlığın yükü yalnızca garibanın omuzlarına bırakılmasın. Ve unutulmasın ki; Haramilerin rahat ettiği, dürüst insanların geçim mücadelesi verdiği bir düzene milletin gönlü razı olmaz. Devletin malı milletin malıdır. Milletin malına sahip çıkmak ise yalnızca bir yönetim görevi değil, aynı zamanda bir namus ve vicdan meselesidir.
  • 1 Saat Önce

Ali

❗️Bulunundan hesap soruludumu..
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23