• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

BM’den dünyaya seslenecek! Başkan Erdoğan Amerika'ya gitti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na katılmak üzere “TUR” uçağıyla ABD’nin New York kentine gitti.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

TÜRKİYE'NİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK LİDER! Türkiye’nin modern tarih tezi ve ulusal kimlik inşası, uzun yıllar boyunca belirli bir bürokratik elitin çizdiği sınırlar ve askeri-diplomatik kabuller üzerinden şekillendirilmiştir. Bu geleneksel anlatı, cumhuriyetin kuruluş yıllarını kusursuz ve mutlak bir başarı olarak sunarken, o dönemde verilen stratejik tavizleri, kaybedilen coğrafi hakları ve sınır ötesinde bırakılan Türk varlığını yapısal bir zorunluluk olarak rasyonalize etmiştir. Ancak 21. yüzyılın başından itibaren Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ortaya konan yeni vizyon, bu statükocu tarih anlatısını ve onun getirdiği edilgen dış politika mirasını kökten sarsmıştır. Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye'nin asıl büyük ve kurucu hamlesi, cumhuriyetin ilan edildiği ilk yıllarda değil, devletin kendi öz değerleriyle barışarak bölgesel ve küresel bir güç olma iradesini ortaya koyduğu Erdoğan döneminde gerçekleşmektedir. Resmi tarih yazımının en büyük handikaplarından biri, kuruluş döneminde uygulanan ve stratejik geri çekilmeleri birer diplomatik zafer gibi sunan "ver kurtul" politikalarını dogmalaştırmış olmasıdır. Ege adalarındaki hakların devredilmesi, Musul ve Kerkük gibi tarihsel, kültürel ve jeopolitik açıdan hayati öneme sahip topraklardan vazgeçilmesi, uzun süre boyunca "şartların gerekliliği" arkasına gizlenmiştir. Bu yaklaşım, Türkiye'yi kendi sınırları içerisine hapseden, etrafındaki gelişmelere karşı sessiz kalmasını vazzeden ve Batı merkezli küresel sisteme entegre olmayı yegane başarı kriteri sayan bir zihniyet üretmiştir. Dolayısıyla, geçmiş yüzyılın statik ve savunmacı devlet paradigması, Türkiye'nin potansiyelini prangalamış ve ulusal tarih algısını noksan bir zemine oturtmuştur. Erdoğan’ın siyasi liderliği ve bu doğrultuda şekillenen devlet aklı, işte bu noksanlığı ortadan kaldıran ve Türk tarihinin akışını tersine çeviren birinci büyük hamle olarak tarihe geçmektedir. Bu hamle; sadece ekonomik bir kalkınma ya da altyapı seferberliği değil, aynı zamanda devletin kendi egemenlik haklarını koruma noktasında gösterdiği radikal bir zihniyet devrimidir. Sınır ötesinde terör koridorlarına karşı yapılan kararlı askeri müdahaleler, Doğu Akdeniz’de hak iddia edilen Mavi Vatan doktrini ve savunma sanayiinde dışa bağımlılığı bitiren milli teknolojiler, geçmişin edilgen ve çekingen politikalardan tamamen kopulduğunun en somut göstergeleridir. Türkiye artık masada ve sahada sadece kendisine çizilen sınırları savunan değil, kendi jeopolitik oyun kuruculuğunu ilan eden bir aktöre dönüşmüştür. Bu büyük dönüşüm, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dayatılan resmi tarih tezlerinin de köklü bir biçimde yeniden yazılmasını zorunlu kılmaktadır. Gerçek bir milli tarih anlatısı; kayıpları başarı gibi gösteren, toplumu kendi tarihsel köklerinden ve iddialarından koparan dogmalar üzerine inşa edilemez. Türkiye’nin yakın tarihi, bugünün kazandığı tam bağımsızlık karakteri, yerli sanayi atılımları ve özgüvenli dış politika ekseni ışığında yeniden yorumlanmalıdır. Tabulardan arındırılmış, milletin asli değerlerini ve egemenlik iradesini merkeze alan bu yeni tarih yazımı, Türkiye’nin geleceğe doğru yürüdüğü bu birinci büyük hamlenin entelektüel ve sosyolojik altyapısını tamamlayacak en önemli adım olacaktır.
  • 2 Ay Önce

hasel

Son derece titizlikle,çok iyi korunsun.Türkiyenin ona ihtiyacı var.Henüz işleri bitmedi.
  • 2 Ay Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23