• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

NATO ülkeleri sıraya girdi, rakamlar ağızları açık bıraktı! Türkiye savunma sanayii ihracatında dünyayı kasıp kavuruyor

NATO ülkeleri sıraya girdi, rakamlar ağızları açık bıraktı! Türkiye savunma sanayii ihracatında dünyayı kasıp kavuruyor

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

DÜN SİLAH ALMAK İÇİN KAPISINDA BEKLEDİĞİMİZ ÜLKELER, BUGÜN TÜRKİYE'NİN KAPISINI ÇALIYOR! Bir milletin kaderi, başkalarının merhametine sığınarak değil, kendi aklına, emeğine ve iradesine güvenerek değişir. Türkiye'nin savunma sanayiinde ortaya koyduğu başarı, işte bu gerçeğin en güzel örneklerinden biridir. Tarih bazen milletlere öyle dersler verir ki, o dersleri unutanlar aynı acıları tekrar yaşamaya mahkûm olurlar. Biz de geçmişte bu dersleri fazlasıyla almış bir milletiz. Hatırlayınız... Bir zamanlar kendi güvenliğimiz için ihtiyaç duyduğumuz silahları satın almak üzere başka ülkelerin kapısında beklerdik. Paramızla almak istediğimiz savunma sistemleri için bile türlü şartlarla karşılaşır, siyasi hesapların gölgesinde bırakılırdık. Kimi zaman ambargolarla karşılaştık, kimi zaman teknoloji transferi taleplerimiz geri çevrildi. Kimi zaman da en fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerde müttefik bildiklerimizin tereddütlerine şahit olduk. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanan Amerikan silah ambargosu, bu milletin hafızasına kazınmış acı tecrübelerden biridir. İşte o günlerde anlaşılmıştı ki, başkasının silahına güvenerek bağımsızlık korunamaz. Çünkü savunmasını başkasına emanet eden bir ülke, gün gelir siyasi iradesini de başkalarının insafına bırakmak zorunda kalabilir. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda ise bambaşka bir Türkiye görüyoruz. Dün silah almak için kapısında beklediğimiz ülkelerin bir kısmı, bugün Türk savunma sanayii ürünlerini satın almak için masaya oturuyor. Üstelik yalnızca gelişmekte olan ülkeler değil, NATO üyesi devletler de Türk savunma teknolojilerine ilgi gösteriyor. İnsanın göğsü kabarmasın da ne yapsın? İnsanın gözleri dolmasın da ne yapsın? Ama burada asıl alkışı hak edenleri unutmamak gerekiyor. Bu başarının arkasında gecesini gündüzüne katan mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, bilim insanlarımız, fabrikalarda alın teri döken işçilerimiz ve yıllardır bu alana emek veren nice isimsiz kahramanımız var. Onlar yalnızca uçak, gemi, füze veya insansız hava aracı üretmiyorlar. Onlar aynı zamanda Türkiye'nin özgüvenini inşa ediyorlar. Bir milletin başını dik tutabilmesinin ne anlama geldiğini bütün dünyaya gösteriyorlar. Bugün BAYKAR'ın insansız hava araçları, ASELSAN'ın elektronik sistemleri, ROKETSAN'ın füze teknolojileri, TUSAŞ'ın havacılık projeleri ve diğer savunma sanayii kuruluşlarımızın ortaya koyduğu çalışmalar, ülkemizin teknolojik kabiliyetinin hangi noktaya ulaştığını gösteriyor. Elbette her projenin ayrı bir geliştirme süreci, her teknolojinin aşılması gereken eksiklikleri ve her ihracat anlaşmasının kendine özgü şartları vardır. Fakat büyük resmi görmemek mümkün mü? Türkiye artık yalnızca savunma teknolojilerini kullanan değil, onları tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke olma yolunda önemli mesafeler katetmiştir. İşte gerçek bağımsızlığın en önemli dayanaklarından biri budur! Dostlarım, mesele yalnızca milyarlarca dolarlık ihracat rakamları değildir. Mesele, bir ülkenin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olabilmesidir. Mesele, gerektiğinde kendi güvenliğini sağlayabilecek teknolojik altyapıya sahip olmasıdır. Mesele, gençlerimizin başka ülkelerin ürettiği teknolojilere hayranlıkla bakmak yerine, kendi geliştirdikleri teknolojilerle dünyaya örnek olabilmeleridir. Düşünebiliyor musunuz? Bir zamanlar yurt dışından gelen en küçük teknolojik parçaya bile bağımlı kalabilen bir ülkenin evlatları, bugün dünya pazarlarında rekabet eden sistemler geliştiriyor. Bu, sıradan bir ekonomik başarı değildir. Bu, yılların emeğinin, sabrının ve kararlılığının eseridir. Ancak burada özellikle üzerinde durmak istediğim bir mesele var. Savunma sanayiindeki başarıyı günlük siyasi tartışmaların dar kalıplarına hapsetmek, bu ülkeye yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü savunma sanayii bir partinin değil, seksen altı milyonun ortak meselesidir. Bugün ulaşılan noktada geçmişte atılan temellerin, farklı dönemlerde alınan kararların, devlet kurumlarının, özel sektörün ve son yıllarda hızlanan yatırımların payı vardır. Emeği geçen herkese hakkını teslim etmek gerekir. Doğru yapılanı alkışlamak, yanlış yapılanı eleştirmek birbirine engel değildir. Bir hükümetin ekonomi politikasını eleştirebilirsiniz. Adalet anlayışını sorgulayabilirsiniz. Yolsuzluk iddialarının üzerine yeterince gidilmediğini düşünebilirsiniz. Ama bütün bunlar, Türkiye'nin savunma sanayiinde elde ettiği başarıları görmezden gelmeyi gerektirmez. Aynı şekilde savunma sanayiindeki başarılar da ekonomideki sıkıntıların, gelir adaletsizliğinin veya kamu yönetimindeki yanlışların üzerini örtmek için kullanılmamalıdır. Benim anlayışıma göre gerçek vatanseverlik budur. Başarıya başarı, yanlışa yanlış diyebilmek! Çünkü devlet başka, hükümet başka, milletin ortak menfaatleri bambaşkadır. Bizim sevincimiz bir siyasi partinin başarısından önce, Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlenmesinedir. Elbette güçlü bir savunma sanayii kurmak kolay değildir. Yüksek teknoloji, büyük sermaye, uzun vadeli planlama ve her şeyden önemlisi yetişmiş insan gücü ister. Bir mühendis yetiştirmek yıllar alır. Bir uçak geliştirmek, bir motor üretmek, bir savunma sistemini uluslararası pazarda kabul ettirmek ciddi bir bilgi birikimi gerektirir. Bu yüzden bugün elde edilen başarıların yarın da devam etmesini istiyorsak eğitime, bilime, araştırmaya ve liyakate daha fazla önem vermeliyiz. Üniversitelerimizi güçlendirmeli, genç araştırmacılarımızı desteklemeli, yetenekli evlatlarımızın bu topraklarda çalışabilecekleri imkânları artırmalıyız. Çünkü bir ülkenin en büyük savunma gücü yalnızca sahip olduğu füzeler değildir. O füzeleri tasarlayan akıldır. O uçakları geliştiren bilimdir. O fabrikaları ayakta tutan alın teridir. Şunu da unutmamak gerekiyor: Savunma sanayiinde ihracatın artması, beraberinde çok önemli sorumluluklar getirir. Kaliteyi korumak, uluslararası hukuka uygun hareket etmek, teknolojik bağımsızlığı derinleştirmek ve dışa bağımlı olunan kritik bileşenleri yerli imkânlarla geliştirmek zorundayız. Başarı sarhoşluğuna kapılmadan daha çok çalışmalıyız. Çünkü dünyada teknoloji yerinde saymıyor. Bugün ürettiğiniz bir sistem yarın eskimiş olabilir. Bugün elde ettiğiniz üstünlük, yarın başka bir ülkenin geliştirdiği teknolojiyle aşılabilir. Dolayısıyla mesele bir defa başarılı olmak değil, başarıyı kalıcı hâle getirmektir. Ve hepsinden önemlisi, savunma sanayiinden elde edilen ekonomik kazanımların milletimizin refahına da katkı sağlamasıdır. İhracat artsın, fabrikalar çoğalsın, gençlerimize yeni iş kapıları açılsın. Mühendisimiz, teknisyenimiz, işçimiz emeğinin karşılığını alsın. Bu başarıdan doğan bereket ülkemizin dört bir yanına yayılsın. Çünkü güçlü devlet olmanın anlamı yalnızca dışarıya karşı caydırıcı olmak değildir. Kendi vatandaşına da huzur, güven ve refah sağlayabilmektir. Ben Türkiye'nin savunma sanayiindeki yükselişine işte bu gözle bakıyorum. Gurur duyuyorum. Umutlanıyorum. Ama daha yapılacak çok işimiz olduğunu da biliyorum. Bir zamanlar bize ambargo uygulayanların bugün Türk savunma teknolojilerine ilgi göstermesi elbette tarihî bir değişimin işaretidir. Fakat asıl büyük başarı, yarın hiçbir ülkenin ambargo tehdidiyle Türkiye'nin iradesini etkileyemeyeceği bir teknolojik yeterliliğe ulaşabilmektir. İşte o gün, geçmişte yaşadığımız acı tecrübelerden gerçekten ders çıkardığımızı söyleyebiliriz. Son sözüm şudur: Bu milletin evlatlarına güvenelim. Onların aklına, zekâsına, çalışkanlığına ve üretme kabiliyetine inanalım. Gençlerimize yalnızca geçmişimizin zaferlerini anlatmakla yetinmeyelim. Onlara geleceğin zaferlerini kazanabilecekleri bilimsel ve teknolojik imkânları da sunalım. Çünkü tarih yalnızca geçmişte kazanılan zaferlerle övünenleri değil, geleceği inşa edenleri de yazar. Bugün savunma sanayiinde çalışan gençlerimiz, yarının güçlü Türkiye'sinin temellerini atıyorlar. Ve ben inanıyorum ki bu millet, yeter ki adaletle yönetilsin, liyakate önem verilsin, çalışanın hakkı teslim edilsin; yalnızca savunma sanayiinde değil, bilimde, teknolojide, tarımda, sanayide ve ekonominin bütün alanlarında dünyaya örnek olacak başarılar ortaya koyabilir. Dün başkalarının kapısında bekleyen Türkiye'den, bugün kendi teknolojisini dünyaya sunan Türkiye'ye uzanan bu yolculuk, hepimizin ortak gururudur. Bu başarıda emeği bulunan geçmişten bugüne bütün devlet adamlarına, mühendislerimize, bilim insanlarımıza, teknisyenlerimize ve alın teri döken emekçilerimize gönülden teşekkür ediyorum. Allah devletimize güç, milletimize birlik, gençlerimize ilim ve irfan nasip etsin. Unutmayalım: Güçlü Türkiye, yalnızca güçlü silahlarla değil; güçlü bilimle, sağlam ahlakla, adaletle ve dürüst insanların omuzlarında yükselecektir! Ne mutlu bu ülke için üretene, ne mutlu alın teri dökene, ne mutlu milletinin geleceğine bir tuğla koyabilene!
  • 2 Saat Önce

....

Makale, köşe yazısı uzunluğundaki yorumu istisnai de olsa okuyan illaki vardır, Lakin ben okumadım, okuyamadım!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23