--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zulmedenlere meyletmeyin! 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
13

 

Son yaşadığımız aktüel olaylar ve bu olayların gündeme oturup düşmemesi bana bu yazıyı yazdırttı. Hiç ses çıkarmayıp “Tayyip Düşmanlığı” ile yatıp kalkanların halleri de ibret almaya muhafazakâr/dindar siyasilerin bu duruma düşmeleri de ayrı bir ibretlik olay. Hatırıma gelen ayeti ve mealini okuyunca yazma ihtiyacı hissettim. 

Nankörlüklerini vefasızlıklarını, siyasi kimlik haline getirenleri, hırs ve ihtirasları uğruna beraber hareket ettikleri CHP’ve HDP ile ittifak edenler bu milletten nasıl oy isteyecekler? Bayanın faslı da hepten hezeyan. (Ona da hanım kelimesi fazla)

Yüce Rabbimiz zulmün her türlüsünü haram kılmış, Müslüman kâfir ayırımı yapmaksızın zulmü her kim yaparsa yapsın bunun cezasını mutlaka çekeceğini açıkça belirmiştir. “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (11 Hûd 113) Zulmedenlere meyletmek; onların arzularına boyun eğmeyi, onlarla beraber olmayı, yaptıklarına rıza göstermeyi, kabullenip tepkisizliği de içine alır. ‘suç ortaklığı’dır. Onlara yardımcı oluyor, destek çıkıyor, değerlerimize dil uzattıkları halde bile sessiz kalıyorsak zalimlerle birlikteliktir bu!  

İnanç boyutu esas alınmak kaydıyla meselenin hayata bakan kısmında da zalimlerin yaptıklarına en küçük bir şekilde olsa bile meyletmemek gerektiği anlaşılmaktadır.  

‘Zalimler bizdense, zalimi içimizde barındırmamalı, ona karşı tepkili/tavırlı olmalıyız. Dünyanın neresinde ve kim tarafından kime yapılıyor olursa olsun Müslümanın gönlünde hayatında ve gündeminde hiçbir şekilde zulüm yer almamalıdır. Müslümanlar zalimlerle birlikte olmamalı, onlara destek vermemeli, onları hiçbir şekilde sevmemelidir. Çünkü zulüm; fıtrata ve vicdana savaş açmaktır.  

Türkiye’deki Müslüman dindarlığın en önemli sembollerinden biri olduğu için İHL, hedef seçildiğini söylemeye gerek yok. Destek verip beraber oldukları yuvarlak adamlarla oturdukları yuvarlak masada oturanlar; değerlerimize dil uzatan partisindekileri uyardılar mı? 4-6 yaş çocuklarına dini eğitim aldırdığı için ‘ortaçağ’ diyen ortaçağda kalmışa haddini bildiren oldu mu? Bu zihniyetin siyasi temsilcileri var, medyada sözcüleri var, sivil toplum örgütleri var. Ve bunlar kendilerini milletin üstünde gören, değişen lider Türkiye’yi hâlâ okuyamayan, anlayamayan, etkileri tükendiği halde hâlâ borularının öttüğünü zanneden dışardan emir bekleyen, kendi değerlerinden nasipsiz zihniyet mensupları. 

Demokrasi de insan hakları da özgürlükler de onlara mahsus haklarmış gibi hareket ederler. 

Bu zihniyetin siyasi temsilcisi sicili bozuk, din düşmanlığı tescilli, camileri satmaktan tut, şefkatin/merhametin kaynağı İslâm medeniyetini dünyaya öğreten, Osmanlı Devletinin padişahlarını ülkesine sokmayan zalim/despot din düşmanlıklarını parti tüzüklerine kadar yerleştiren CHP’dir. İktidarları döneminde yeni bir ulus yaratmak için milletin bütün değerleriyle savaşmıştır. O partinin başındaki zat; İmam Hatip camiasına ‘sapık’ diye hakaret eden şahsın tutuklanması üzerine şunları söyledi: “Sanatçıyı hemen serbest bırakın. Farklı hayat tarzlarına sahip gençlerin arasında uzun bir zamandır barış rüzgârları esmektedir. Amacını aşmış bir şakayı alıp, gençlerimizi birbirine düşürmektir hedef.” Şu söylediğine bakar mısınız? Sanatçı diyerek, şaka diyerek nefret dilini savunup yargıya talimat veriyor, ‘Derhal serbest bırakın’ diyor. Hakarete uğrayan seküler kesimse putperestliklerine bir şey söylense kıyameti koparırlar, hakarete muhafazakâr kesim maruz kalmışsa kılları kıpırdamaz. Aksine hakaret edeni sanatçı diyerek şaka yaptı diyerek savunurlar. Bu zihniyetin talebi, sadece kendileri için istedikleri adalet ve özgürlüktür. 

CHP (lideri demiyorum) başındaki adam, önce şahsın İmam Hatip camiasına yaptığı hakaretin kabul edilemez olduğunu söylese sonra da tutuklamayı eleştirse helalleşme iddiasında samimiyetinin bir delili olurdu. Hakareti kınayıp tutuklamayı eleştirenler olur. Ama seküler/laik kesimin genel yaklaşımı, hakarete değinmeden tutuklamayı kınamak şeklinde tezahür ediyor. Sanki ortada bir nefret söylemi yokmuş da sadece sanatçı olduğu için tutuklanmış gibi bir algı yürütülüyor. Dindar olmasalar da, amelleri yerine getirmese de inanç değerlerine saygısızlıktan ve hakaret edilmesine mutlaka tavır konup bunu yapanlara hadleri bildirilmeliydi. Sanatıyla değil bedeniyle ve LGBT bayrağını sallayarak görünmeye çalışan birinin sanatla alakası olmayan ne idüğü belirsizlerden olup muhafazakâr kadınlara ‘bize katılın’ çağrısı yapan CHP’nin başı, peşinden de muhafazakâr kadınların reddettiği İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkarak yeni bir çelişkiye daha imza attı. Bu milletin değerleriyle ilgili hassasiyetinin ne kadar zayıf olduğunu göstermedi mi?  

Ayet-i kerîme, zulüm ve haksızlık yapanlara herhangi bir şekilde destek vermek, yakınlık gösterip yaltaklanmak şöyle dursun, onlara meyil bile etmeyi, yüz vermeyi ve alaka göstermeyi yasaklamaktadır. Âyet-i kerîme şu mânalara işaret etmektedir: “Onların amellerini işlemeyin, Onların yaptıklarına rıza göstermeyin, amelleri sebebiyle onları övmeyin. Onlara iyilikleri emri terk etmeyin. Onların haram mallarından herhangi bir şey almayın. Kalpleriniz onlarla birlikte sukûnete ermesin. Meyledildiği nispette meyledenlere ateş dokunacaktır. Bu gibi kimseler, kendilerini ateşten kurtaracak bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklar, Allah’ın yardımından da mahrum kalacaklardır. Ortak hareket, ortak tavır, ortak siyasi buluşmalar; memleket, millet, devlet için olsaydı tebrik ederdim.  

Müslümanlara, dindarlara hakaret edenlerin, nefret söylemi sarf edenlerin arkasında koca koca yabancı devletler, siyasî partiler, büyük sermaye ve kültürel elitler kenetleniyorken bu kesimlerden hiç kimse Müslümanlara yönelik nefret suçlarına tepki göstermiyor? Devlet millet düşmanlarıyla, teröristlere bile ‘terörist’ diyemeyenlerle, başlarındaki ihanet şebekesinin başına özgürlük isteyenleri, başörtüsü düşmanlığını mahkemelere koşarak gösterenleri merhum Erbakan hocamıza her siyasi dönemde ağızlarından düşürmedikleri demokrasinin gereği olarak birinci parti çıkıp kurduğu hükümete dahi tahammül edemeyip askeriyenin emrine girip 28 Şubatları yaşatanların devamı olanlarla yapmadıkları ‘şer ve zillet ittifakı’ kalmadı. Yazıklar olsun yuvarlak masanın yuvarlak adamlarına…

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle