--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Âyetler ışığında yılbaşına hazırlanmak!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Her tarafta yılbaşı hazırlıkları yapılıyor. Sokaklar, caddeler, vitrinler, mağazalar, alış veriş merkezleri süslenmiş, yılbaşı dekorları her tarafı istila etmiş. Toplum bu hazırlıklarla çalkalanıyor. Freni tutmayan arabadaseyahat edenler gibiyiz. Alt kattaki yangından habersiz üst katta neşe ve eğlence içinde hayatına devam edenler gibi. Biz de âyet ve hadisleri hatırlayıp, üzerinde tefekkür ederek beraber yaşadığımız bu cemiyette ‘ne yapabiliriz?’ sualine cevap arayalım.

*

Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu, müttefikidirler, birbirlerinin tarafını tutarlar. Sizden kim onları dost tutarsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah zalim topluma hidayet etmez.”  “Ey imân edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi eğlence konusu edinip alaya alan, oyuncak yerine koyanları ve bir de kâfirleri dostlar edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz, Allah’tan korkup (bu gibi dostluk ve yakınlıktan) sakının.” (5 Mâide 51, 57)

Onlar kendi dinlerini oyun-oyuncak ettikten sonra sizin dininizi haydi haydi oyun-oyuncak ederler. Eğer onlarla dost olursanız siz de onlar gibi dininizi hafife almaya, onun emir ve yasakları karşısındaki hassasiyetinizi kaybetmeye başlarsınız. Kendilerine Tevrat ve İncil verilenler, bu kitaplara karşı nasıl lâubali olmuşlarsa, siz de Kur’an’a karşı lâubali olmaya başlarsınız. İşte o zaman Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma (gâvurlaşma) tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Ehl-i Kitap da başlangıçta sizin gibi Ehl-i Tevhid idi. Onlara da vahyi taşıma emaneti verilmiş, insanlar içerisinden seçilerek bu göreve getirilmiştiler. Aradan geçen zamanla tahrif sürecine girdiler ve kitaplarını tahrif ettikleri için bu süreçten çıkamadılar. Düşmanlarını taklit edecek kadar nankörleşen maymun tabiatlı İsrailoğulları’nın başına büyük bir bela geldi. İçlerinden bazı boylar, diğerlerine ibret olsun için, cismen de maymuna dönüştürüldü, Kur’an’ın ifadesiyle “meshedildi.” Âyetlerde de “Aşağılık maymunlar olun!” dendi. (36 Yasin 67) (2 Bakara 65) ve (7 A’raf 166)

Allah’ın İsrailoğulları’na verdiği cezanın maymunlaşma biçiminde tecelli etmesinin hikmeti, İsrailoğulları’nın tıpkı bir maymun gibi etraflarındaki putperest kavimleri körü körüne taklit etmeleriydi. Peygamberleri tarafından uyarılmalarına rağmen her seferinde düşmanlarının inancını ve kültürünü taklit etmişler, bunun sonucunda da öz kimlik ve kişiliklerini terk etmişlerdi. Kur’an’da bu ceza bütün taklitçi toplumlara bir ibret vesikası olarak takdim edildi/ediliyor/edilecek. Ümmeti Muhammed, fizikî boyutuyla maymunlaşmayacak bile olsa, tabiatı maymunlaşan bütün toplumlar gibi ‘aşağılık’ damgası yiyecektir. Maymunlaşan İsrâiloğullarının âkıbeti, diğerlerini de beklemektedir. Bir toplum, eğer taklit yolunu seçmişse, Allah o toplumun dünya toplumları arasındaki bütün saygınlığını, şerefini ve izzetini alır/almıştır. Taklitçiler, körü körüne taklit ettikleri kimseler tarafından dahi sevilmemektedir. Bunun en tipik örneği bugünkü Türkiye ile iki yüz yıldır bilfiil gölge gibi peşine takıldığı ve bir maymun sadakati içerisinde her şeyini taklit ettiği ‘Batı’ arasındaki ilişkidir. Ne taklit ettiğimiz milletler gibi olduk, ne de kendimiz olarak kalabildik. Çünkü şahsiyetini kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybederler. Tarih, bunun çarpıcı örnekleriyle doludur. Bugün kendi değerlerimizi (her şeye rağmen) yaşama, yaşatma, özümüze dönme yolundaki direnmelerimiz, (yara/bere içinde de olsak) imanımızı korumanın tezahürüdür.

Allah Rasulü, Medine’de daha önce Mekke’de bulunmayan farklı bir dini cemaatle Yahudilerle karşılaştı. Müslümanların Yahudileri taklidinin önüne geçmek ve onlarda bir kimlik oluşturabilmek için bir takım tedbirler aldı. Müslümanların taklit batağına saplanmalarına da kesinlikle karşı çıktı. Yahudilerin Medine toplumuna kabul ettirdikleri adetleri bir bir söküp attı. Hatta bu hususta en basit gibi görünen şeklî konularda dahi “farkın” vurgulanmasına gayret ediyordu. Bu konuda aldığı ilk tedbir Müslümanların onlarla düşüp-kalkmasının, dostluk kurmasının önüne geçmekti. Bu sebeple Rasûlullah, İslâm toplumunu oluştururken, önce müstakil/bağımsız bir Müslüman kimliği oluşturdu. Müslümanlardaki kimlik bilincini diri tutmak için sadece “farklılığı” vurgulamakla kalmadı. Bu cümleden olarak, saç tarama şeklinden, ibadet şekillerine varıncaya kadar, gerek şeklî, gerekse itikadî ve amelî bakımdan Müslümanları Yahudi ve Hıristiyanlara benzetmemeye azamî hassasiyet gösteriyordu. Yahudi modasının reddedilip saçlarını arkaya taranmasının teşvik edilmesi, yine o günkü Yahudi sakal-bıyık modeline muhalefet eden Rasulullah’ın bıyığın kısaltılıp sakalın uzatılmasını tavsiye etmesi, taklit suretiyle ‘kimlik kaybı’nın önüne geçmeyi hedeflemişti. Hatta ‘benzememe ilkesi’nden hareketle Peygamberimiz “Namaza durduğunuzda sekîne (tam bir hareketsizlik) içinde olun. Yahudiler gibi sallanmayın” buyurması, keza Yahudilerin âşûra günü tek tuttukları orucu, (onlara benzememek için) “dokuz ile onu yahut on ile on biri birleştirin!” emri hep ‘Mü’min Şahsiyet’ oluşturma derdindendi. Ya biz?..

Her su, kendi yatağını oluşturuncaya kadar başka yataklarda akar. Aslolan, taklitte ısrar etmemek, onu tahkike ulaşmada bir araç kabul etmektir. Tahkik, bir şeyin hakikatine ermek, sırrını kavramak, aslını bulmak için araştırmak, ondan sonra iyi ise kabul etmek, kötü ise reddetmek; ya da iyi tarafını kabul, kötü tarafını reddetmektir. Çirkin olan taklit, genellikle kişiliği yok eden, musallat olduğu kişi ve toplumları şahsiyet zaafına uğratan, kimlik kaybına sebep olan taklit cinsidir. Bu tür bir taklit, maymunlaşmaktır.

Peygamberimiz, bu ümmetin sonu Yahudileşmeyle bitecek olan taklit serüveninin haberini şöyle veriyordu: “Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Eğer onlar bir sürüngen deliğine girse, siz de gireceksiniz.” “Ey Allahın Rasulü, Yahudilerin ve Hıristiyanların yolunu mu?” diye sorulunca da “Başka kim olacak?” cevabını verdi. 

Allah Rasulü’nün “Yahudilerin ve Hıristiyanların yolunu adım adım, karış karış izlemek’ olarak dile getirdiği tehlike, bizim Yahudileşme ve Hıristiyanlaşma dediğimiz tehlikenin ta kendisiydi ve bu tehlike taklitle başlıyordu. Bütün bu tedbirler, ikazlar iç-içe yaşayan iki toplumun, şeklen de olsa birbirinden ayrılması için alınıyordu. Yahudilerin propagandaları karşısında aşağılık kompleksine kapılan Medine Araplarına, bazı ortak noktalarına rağmen İslam’ın Yahudilik olmadığını anlatmak, yeni dini bu sapık cemaatin tahrif ve tahribinden korumak gerekiyordu. Taklit önce giyim, kuşam, yeme, içme gibi basit şeylerle başlayıp, daha sonra hal ve hareketlere yansır. Kişi ya da toplum, taklit ettiği kişi ya da toplumların tabiatını almaya başlar. Onlar gibi davranmaya, onlar gibi düşünmeye yol açar. Eylemleri, düşünceleri, duyguları benzeşir. En sonunda da âyette zikredildiği gibi “artık kalpleri birbirine benzemiştir.” (Bakara sûresi 118)

Bütün bu âyet ve hadislerin ışığında Rabbimizin haber verdiği tehlikeli gidişata karşı dikkatli olmayı, Peygamberimizin hassaslık gösterdiği hususlarda hassasiyet göstermeyi, Mü’min olmamızın asgari şartı olarak değerlendiremez miyiz? Peygamber Efendimizin bu uygulamalarından, Müslüman toplumun “taklitçi” bir toplum olmaması gerektiği sonucunu çıkaramaz mıyız? Hâkim unsuru Müslümanlar olan fakat farklı yaşayışların da bulunduğu bir ortamda İslâm cemaatini oluşturan fertlerin kendi kimlik ve kişilikleri için gösterdikleri direnci, verilen mücadeleyi imanımızın bir başka boyutu olarak göremez miyiz? Netice de toplum olarak, “Yılbaşı hazırlıkları”na bir de bu açıdan bakamaz mıyız? 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle