--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yaşadıklarımızı düşünerek değerlendirelim

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Bu milletin varlığına kast eden alçakça girişimle bu ülkenin ilk defa meclisi bombalandı, tanklarla masum insanlar katledildi. Tarihte benzerine az rastlanır bir direniş örneği gösteren asil milletimiz, devletini kurtardı. Ülkede bütün darbelerin gerisindeki çevreler, Kemalist askerler, darbeci-zihniyetli tipler, bu Devletin düşmanlarının emir erleri, zihniyetlerini hiç değiştirmiyorlar, değiştirmezler.

Milletimizin yazdığı 15 Temmuz destanını  basitleştirmeye çalışıyor, sinsi oyunlar tezgâhlıyorlar. Bu toplumun bütünleşmeye, kenetlenmeye, kardeşliğin kıymetini bilmeye, yekvücut olmaya, müşterek bir geleceğe birlikte yürümeye ihtiyacı var. Hem de âcilen. Bütün darbelerin birinci derecede sorumluları; İslâm düşmanları ile Kemalizm ve laikliği kutsayanlardır. Dinimizin/dindarların kötülenmesi ve tehlikeli gösterilmesidir. Televizyonlardan Kemalizm propagandası yapılıyor; mutlaka yaptıklarının cezasını görecek katliamı yapanlar aklanmaya çalışılıyor. 

Milletin burnundan getiren kaskatı militan bir laiklik ve Kemalizm ideolojisi pompalanıyor! Ortam biraz normale dönünce ilk yapacakları da “Türkiye laiktir, laik kalacak!” sloganları atmak ve bu millete kök söktürmeye başlamak! Bu müzmin hastalık değişmiyor/değiştirilmiyor. Hep devam eden bu tasallut karşısında biz ne yapacağız/ne yapmamız gerekir? 15 Temmuz’da bu asil millet bir destan yazdı, devleti kurtardı; ama bu millet devletini, kendi değer ve mukaddesleriyle kurup, yanlışların, tahriplerin, kendi mukaddesleri yerine uydurma kutsal ikamelerinin önüne geçip, yepyeni bir temel atma mecburiyetindedir. Fikir zemininde kafa yorarak düşünelim/uygulayalım.

KEMALİST KAFAYLA BAKMAYI BIRAKIN

İslâmî kesimlerin kaçınılmaz olarak bu duruma sessiz kalmayacak olması dolayısıyla oluşan birlik, bütünlük, kardeşlik ortamını bombalayacak tohumların ekiliyor olması, fitne, fesat, dedikodu yaygınlığı TV, bütün internet ve sosyal medya imkânlarının şerde kullanılması, bizleri ‘teyakkuz hali’ne sevk ediyor. Kemalizm, laiklik eleştirilerine zırnık kadar olsun bırakın değer verilmesini, dikkate alınmasını, derhal saldırıya geçilme sebebi olarak görüyorlar. Tetikte bekleyenler gibi. Kemalist-laik komuta kademesini de arkasına alarak Türkiye’deki militan-katı-laik tipler, bu milletin burnundan getirecekler. Televizyon ekranlarının bu tiplerle doldurulması, bunlardan vazgeçilmemesi, işimizin ne kadar zor olduğunun göstergesidir. Bu kişilerin en küçük Kemalizm-laiklik eleştirilerine bile agresif bir şekilde cevap vermeleri, 15 Temmuz’da bize yaşatılanların hep canlı tutulacağının ispatıdır.  Kavramlar üzerinde düşünmeden, meseleler üzerinde düşünemezsiniz; düşünmeye başlayamazsınız bile. İslam insan için ne diyor? Aklı, ruhu, nefsi, iradesi, bilinci, sorumluluğu, bütünlüğü, dengesi, ahlakı, hayat anlayışı, sevgiye düşünceye olan ihtiyacı konularında ne diyor? Düşünmeye buradan başlanmazsa, hiçbir yerden başlanamaz.

SEVGİ HER DERDİN İLACIDIR

Düşüncenin itidal ve sevgi ile çok yakın bir ilişkisi var. İnsan sevgiye açık olursa, düşünceye de açık olur; sevgiyle baktıklarını anlamaya çalışır. Işık gibidir sevgi. Sevgiye açık olmayan insan kararır ve kapanır; sadece nefsiyle meşgul olur. Sevginin kendisi de doğurduğu düşünme arzusunun da sağlıklı olması, itidal ile mümkündür. İtidal, bir asliyet güvencesidir. Mesela “fart-ı muhabbet” sevginin bozulmuş şeklidir; yanıltıcıdır. Bir şeyin ifratı, çokluk değil sapma ifade eder. “Düşüncede ve sevgide itidal” onların güçlenmesini, gelişmesini, bütün kavramların da doğru anlaşılabilmesini, verimli ve etkili düşünce üretimini, doğru çözümler bulunmasını, tekamül yolunda başarılı ve mutlu olunmasını sağlayan temel esastır. Bütün fazilet kavramları için böyledir. Batı hayranlarını da ikazdır bu! Kavramları, ilkeleri, ölçüleri nasıl anlayacağız? “İtidalli düşünce ve sevgi” ile. Bu aynı zamanda mutluluğun, yani “düşünerek ve sevgiyle istikamet üzere yaşama”nın da yoludur. Şu söylediklerim Batı kültüründe yoktur.

BATI’NIN KUYRUĞUNU BIRAKIN!

Kendi değerleriyle yetişmeyen/yetiştirilmeyenler Batı’nın kavramlarını, Batı’daki gibi kullanırlar. Dinlerini, Peygamberlerini ve oradan gelen kavramları hiç bilmezler. Herkes hakikatin bir yönünü bir parçasını bir zerresini alıp, onun etrafına nefsani aklıyla ördüklerini öne çıkarıyor. Kavramlaştırmayı böyle anlıyor ve seçtiği kavramın kavramcılığını yapıyor. Sonuçta öyle bir düşünce dili (kavramlar dili) ortaya çıkıyor ki, herhangi sentez yapma imkânı kalmıyor. Horoz dövüşü oyununa benzeyen bir kavramlar dövüşmesi oyunu ortaya çıkıyor.

Bunları yazarken özetleme ve basitleştirme sıkıntısı çekiyorum. Birbirimize tahammül meselesini hemen herkesin ‘demokrasi’ dediği halde ‘nasıl halledeceğiz?’e cevap veremiyoruz. Yaşadığımız vahim olaylar; yıkanan beyinleri, fikirden uzak oluşları, ideoloji ve sloganlarının ‘düşünce’ yerine kullanmaları, “İslam’ı öğrenmemiz lâzım” diyemeyişleri bu ülkeyi, verdiğimiz mücadele dönemine getirmiştir. Yetişme tarzlarından dolayı, Batı’yı bu kavrayışın ışığında değerlendiremeyip onların devletimiz için planladıkları hilelere âlet olmuşlardır.

İtidal, bütün kavramlarda payı olan bir külli ayar ve denge anahtarıdır. Onu benimsemeyenler, hiçbir değer ölçüsünün ve hükmünün hakkını veremez, düşünce üretemez, insanı atlama kestirmeciliğinden kurtulamaz. Gözü açık bir insanın İslam’a ilk doğru bakışında göreceği şey, muazzam bir “itidal bütünlük ve tutarlılık” mükemmeliyetinin ihtişamıdır. Anlayamıyoruz ve anlatamıyoruz. Halbuki anlamamız ne kadar gerekiyor ise, evrensel planda anlatmamız da o kadar gerekiyor. Tekamül akışının genel olarak da, bireysel olarak da devamı, mevcudu korumanın dahi hem şartı hem teminatıdır. Toplumsal mutluluğumuz da bireysel mutluluğumuz da buna bağlı. İtidal ekseninde devamlı düşünerek sevgiyle, saygıyla, şefkatle, merhametle yaşamak, bunu bir hayat tarzı haline getirmek.

AYRI DÜNYALARIN İNSANI DA UZLAŞMALI

Muhafazakarlık, kendiliğinden tekamül yolcusu olmayı ister. Çünkü tekâmül yolunda değişip gelişmeyen, varlığını muhafaza edemez. Durursa, donarsa, bozulur, yozlaşır. Sağlıklı değişim, ‘biz kalarak değişmek, değişerek biz kalmak’tır. Gelenek, “akıl ve inanç” süzgecine tabidir. Akla uygun ve inancına aykırı değil ise gelen yeniliğin bir geleneği götürmesine itirazımız olmaz. Geldiği gibi gider. Hiçbir şey sırf yeni olduğu için itibar ve kabul göremez; hiçbir şey, sırf eski olduğu için reddedilemez. Yenilik de eskilik (alışılmışlık) da, münhasır bir “red” veya “kabul” sebebi olamaz. Allah akıl vermiş.

“Ayrı dünyaların insanı olmak” coğrafyayla ve mekânla ilgili değildir. Bu hal, bazen, aynı evde aynı işte bile (mecâzen) yaşanır. En çok kullanılan “Demokrat” olmak, bir kişilik tanımı değildir. Belki bir zaruret özelliğidir. Demokrasiyi bilmek, anlamak; siyaset-medeniyet-kültür tarihini mukayeseli olarak bilmeyi gerektiren bir iştir. Demokrasinin gelişmesi ve uygulanması bilenlerin üretebileceği düşüncelere ve çözümlere bağlıdır. Biz ekseriya sonuçları sebep gibi, sebepleri sonuç gibi görürüz; kolaycılık zaafımız yüzünden. Yaşadıklarımızı düşünerek değerlendireceğimiz yazımın devamı yarın İnşaallah.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle