--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Uzlaşalım Ama Nasıl? 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
5

Mukaddesler olmazsa değerlilik ve düşünce de olmaz. Manevi değer ölçüleri ve hükümleri kalmaz. Düşünce de olmazdı. Dil bile olmazdı. Medeniyet hiç olmazdı.   

“İnsan Hakları’nda uzlaşalım. Başka her şeyi bırakalım.” Konuştukları bu! Her şeyi bırakan; insandan da, insanın değerinden de, insanın şerefinden de, insanın sorumluluğundan da, insanın dengesinden de ve tabii ki insanın haklarından da hiçbir şey anlamaz. Uzlaşma, var olan iki şey arasından meydana gelir; kendi kendini reddettiğin zaman senin bir şeyin kalmaz ki. Kaybolur gidersin. “Uzlaşalım” diyenin, önce kendi mukaddesleri, kendi dünya görüşü, kendi şahsiyeti, terkibi, kendi düşünceleri olmalıdır. Onlara göre uzlaşılır ve üzerinde uzlaşılan şey de bundan dolayı ayrı bir değer kazanır, farklılaşarak gelişir. Bizde taklit var, uzlaşma yok. Batı’yla uzlaşma; Batı’yı taklittir, Batı’ya teslimiyettir. Batıcı’nın içte istediği uzlaşma da öyledir. Seni yok sayıyor, inançlarını yok sayıyor, düşüncelerini yok sayıyor; ‘gel benim taklidimde sen de yok ol’ diyor. Reddedince de ağzını bozuyor, zulme başlıyor. Kendisi Batı’yla nasıl uzlaşmışsa bizim de kendisiyle öyle uzlaşmamızı istiyor: Eriyerek, tükenerek, hiçleşerek. Zaten bu uzlaşmayı da Batı’nın kendisine verdiği rol gereği istiyor; kendisi için değil. Uzlaşmayı elbette kabul ediyoruz ve biz hazırız.   

Kimlerle hazırız. İnsanlığını unutmayanlarla. İnsan olmasının gereği değerleri yaşamasa bile insanlığını kaybetmeyenlerle. Deist, panteist, nihilist, paganist, ateist, vb. olabilir. Dinsiz de olabilir. Düşüncelerini dayatmadığı, empoze etmediği, kendisinin dışındakilerin hayat hakkına hücum etmediği müddetçe, uzlaşırız. Ancaak: 

“1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz”la başlayan konuşmasının sonuna kadar başörtülü kadınlardan, Osmanlı düşmanlığıyla konuşan, susturulmadı. TBMM’nde bu milletin vekili olarak konuşanlarla, bu hilkat garibesi, insanlık dışı mahlûkların siyasi temsilcileriyle (HDP) ittifak edenlerle, bu hezeyana cevap vermeyenlerle, zımnen birlik olanlarla uzlaşma olmaz, olamaz! Bütün Müslümanlara hem de mübarek günlerin (üç aylar ve kandil) içinde. Kanı bozuk, sütü bozuk, vs. ne derseniz deyin yaptıklarının mukabili bir kelime bulamazsınız. Bunlar olurken, dindar insanlarla “helalleşme” çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ittifak ortağı partinin vekilinin bu saygısız sözleri için bir açıklama var mı?   

“HDP’yi düşmanlaştırarak bir şey kazanamayız” diyenler, Ahmet Davutoğlu’ndan Temel Karamollaoğlu’na, Ali Babacan’a, milliyetçi muhafazakâr geçinen Meral Akşener’e hepsine soruyorum. Neredesiniz? Bu kadar ucuza mı sattınız, inancınızı, değerlerinizi, kutsallarınızı?  

Bir cümlecikle bile cevap veremeyiş ne uğruna? Üç kuruşluk koltuk için. “Bu hakaretleri sineye çekmeye mecburuz” deyip, susuyorlar, tahkir ediliyorlar. Seslerini çıkaramıyorlar. Bunlar; Millet İttifakı mı,  “Zillet İttifakı” mı?   

Kutsal hale getirdikleri demokraside uzlaşalım deseniz, bunun da en önemli şartı, aynı zamanda bizdeki demokrasinin gerçekleşmesini ve gelişmesini sağlayacak olan samimi ve ciddi bir değişimdir, manevi-fikri şahsiyetimizin tanınmasıdır. Haklarla, statülerle, teminatlarla ve bunun yanı sıra saygıyla, dürüstlükle tanınmasıdır. Türkiye’nin önündeki asli değişim işte budur. Bunu yapmazsanız yalnızca oyun oynamış olursunuz, kendinizi kandırırsınız; sadece bize ve kendinize değil, bütün millete ve insanlığa kötülük etmenin vebalini üstlenirsiniz. Biz yozlaşmadan uzlaşmayı savunuyoruz. Uzlaşma adına yozlaşmayı dayatanlarla aramızdaki fark bu. Aklınızı kurtarın nefsinizin esaretinden.   

Bireyin özgürcülüğe, aklın akılcılığa (rasyonalizme) insanlığın hümanizme, kadının feminizme, iradenin hevâyı hevese, insanlığın hedonizme, kutsalın paganizme teslim olduğu, aidiyetini kaybetmişlerle nasıl uzlaşacağız? Ortak paydada, müşterek değerde buluşamayanlar nerede, nasıl buluşup uzlaşabilirler? Hiçbir manevi değer hükmünü tanımayan bir insanın düşüneceği şey menfaatidir. İnsanın “maddi-akli” kabiliyetleri bir güçlülük silahı gibidir. Nefsin emrinde olursa daha çok şerre hizmet eder. Böyle bir insanın neresi, niçin değerlidir? Fıtraten değerlidir ve akıl bazı doğruları bulmaya yatkın biçimde yaratılmıştır. Öyledir ama biz bunu mukaddeslerimize olan bağlılığımızdan dolayı biliyoruz. Materyalist, terörist zaten bunu kabul etmez. “İnsan hakları” düşüncesi, insanın mukaddeslere bağlılığından ayrılamaz. Dahası var; İnsanın mukaddesleri olmasaydı, hayvanlar kadar bile olamazlardı. Temelde çözülememiş meseleler varken, sonraki meseleleri konuşamazsınız. Kafa karışıklığımız devam ettikçe acılarımız da devam eder. Ortak değer de putlaştırılan Kemalizm ile olmaz. En son yaşanan Samsun’daki heykel provokasyonundan sonra muhafazakârların bile heykel etrafında bulunma istekleri de tam bir rezalet! Şahıslardan ortak değer olmayacağı ile ilgili birkaç yazı da yazdım. 

Sâbitelerini, değişkenlerini bilmeyenler, kendi kavramlarına yabancı olanlar; önce devletini, milletini bilmeli, tanımalı. Kamplaşma, kendinin dışındakilere hayat hakkı tanımama, insan olduğunun farkında olmamanın sonucu ‘yaşanmaz bir dünya’ kurmaktır. Sıfatlarını bir tarafa bırakalım insanların. ‘İnsan kalitesi’dir meselenin aslı. İnsan. Bütünlüğüyle, dengesiyle, özüyle insan. Asıl derdimizin ‘kaybolan insanlığımız’ olduğu hakikatini ne zaman idrak edeceğiz? Sevgi-saygı-şefkat ve merhamet duygularıyla insanileştiremediğimiz her sosyal münasebet, toplumun bir tarafını mutlaka sızlatacak, acıtacak, kanatacaktır. Görünen, yaşanan huzursuzlukların aslî sebebi budur. İç düzen sağlanmadan dış düzen sağlanamaz. Değişmeyen ‘ortak değerler’de uzlaşacağız. Bu dâvet her zaman ve her mekânda geçerli. İster icabet edin, ister etmeyin. Kabul etseniz de, etmeseniz de, inansanız da inanmasanız da mutlaka hesap gününde hesaba çekileceğiz. İnsanımızın bütünlüğünü de, hayatın bütünlüğünü de, İslâm’ın bütünlüğünü de göremeden, gözetemeden, düşünemeden hiçbir meselemizi çözemeyiz. İnsan manzaramızı da değiştiremeyiz.  

Uzlaşmaya buradan başlamak lazım.   

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle