TEFEKKÜR AYI
Siz Ramazan’dan ne beklerseniz, onu elde edersiniz. Sık sık unuttuğumuz bir gerçek var. İbadetler kendi başlarına amaç değildirler. Her ibadet daha üst bir amacı gerçekleştirmenin aracıdır. O amaç göz ardı edilerek ibadet ne edâ edilebilir, ne de anlaşılabilir. Oruç ibadetinin amacı, bu ibadeti farz kılan ayette açıkça yer almıştır: Sorumluluk bilincine kavuşmak...
Ramazan ayı öyle bir ay ki, insanlık için bir kılavuz olan, içerisinde yol gösterici ve hakkı batıldan ayırıcı apaçık mesajlar bulunan Kur’an o ayda indi. (Bakara 185)
Siz Ramazan’dan ne beklerseniz, onu elde edersiniz. Sık sık unuttuğumuz bir gerçek var. İbadetler kendi başlarına amaç değildirler. Her ibadet daha üst bir amacı gerçekleştirmenin aracıdır. O amaç göz ardı edilerek ibadet ne edâ edilebilir, ne de anlaşılabilir. Oruç ibadetinin amacı, bu ibadeti farz kılan ayette açıkça yer almıştır: Sorumluluk bilincine kavuşmak...
Bu, önce insanın kendisini tanımasıyla başlar. Kendisini tanıması için ilgisini kendisine yöneltmesi gerekir.
“Bismillahirrahmanirrahîm!” de; “La havle ve la kuvvete illa billah!” de; “Hasbunallahu ve ni’mel-vekil!” de; “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü mine’zzalimîn!” de...
Bu sonuncusunun Hz. Yunus’un virdi olduğunu unutma; bunun “Senden başka İlah yok: Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen her şeyin üstündesin: doğrusu ben gerçekten zalimlerden oldum!” anlamına geldiğini unutma! Görev yerini terk ettinse, dön yerine ve insanlara bir yürek sakası gibi gönül dolusu iman, umut, özgürlük, adalet ve güven taşımaya bak. Unutma ki, senin eline muhtaç sahipsiz eller, senin sevgine muhtaç mükedder gönüller, senin bir damla suyuna muhtaç kurumaya yüz tutmuş güller var.
Peygamberimiz, Hesap Günü’nde kendisine inananları Allah’a bir tek konuda şikâyet edecek. Onun hangi konu olduğunu biliyor musunuz?
“İşte (o Gün) Rasul: ‘Ey Rabbim!’ diyecek, ‘Şu benim topluluğum var ya; işte onlar bu Kur’an’ı terk edilmiş bir halde bıraktı!” (25 Furkan sûresi 30. âyet)
Rabbinizden size gelen mesajın ağzını şunca zaman geçtiği halde hâlâ açmamışsanız, Rabbimiz darılmaz mı? Her gün namazda onlarca defa tekrarladığınız Fatiha’nın ne dediğinden dahi habersizseniz, Kur’an kırılmaz mı? Rahmet kaynağı Rabbu’l-Âlemin’in sana ‘tenezzül’ buyurup da nüzul ettiği mesajı, sen Ademoğlu “Rabbim bana ne diyor, ne demek istiyor?” diye merak dahi etmezsen, bireysel, toplumsal, duygusal, düşünsel, siyasal, ekonomik, hülasa hayatın bütün alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden deva bulursun? Kur’an eczanesine sahip olup da, binbir hastalığın pençesindeki yatalak bir hastanın bitkisel hayatına mahkûm olmak, aslında neyin cezasıdır?
Kur’an ayı içindeyiz. Haydi bir seferberlik çağrısı yapalım kendi kendimize; ki Ramazan, gelirken Kur’an’ı da yanında getirsin!
Kur’an’ı Kerim, Müslümanları, affetmeye ve bağışlamaya teşvik etmiş ve bu teşviği geniş bir çerçevede ele almıştır. Mesela, mü’minleri, kısasla alakalı mevzularda da affetmeye özendirmiş ve “Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına kefaret olur” (5 Maide sûresi 45. âyet) buyurmuştur. Bir başka ayet-i kerimede, “Unutmayın ki haksızlığın karşılığı, ancak yapılan haksızlık kadar olabilir, fazlası helal olmaz. Bununla beraber kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir. Şu kesindir ki Allah zalimleri sevmez.” (42 Şûra sûresi 40. âyet) denmektedir. Ayrıca, Allah’ın engin mağfiretine ve cennete davet edilen müttakilerin özellikleri sayılırken, “Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affeder. Allah da böyle iyi davrananları sever” (3 Ali İmran sûresi 134. âyet) mealindeki ayetle, Allah indindeki mükâfatı elde etmek için öfkesini yutan, gayz ve kine teslim olmayan, bağışlamayı tabiatı haline getiren insanlara dikkat çekilmiştir. Kötülükler karşısında bile iyilikten ayrılmama ve hasımları dahi candan dost yapabilecek tavırlar içinde bulunma hedefi gösterilmiş ve denmiştir ki, “İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!” (41 Fussilet suresi 34. âyet) Diğer bir ilahi beyanda da, “Fakat onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de kötülüğü en iyi tarzda sav! Biz onların, senin hakkındaki asılsız iddialarını pek iyi biliriz” (23 Mü’minun sûresi 96. âyet) denmek suretiyle kabalıklar karşısında dahi ihsan şuurundan ayrılmama tavsiye edilmiştir. Mü’minler “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler” (25 Furkan sûresi 72. âyet) ve “Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir” (64 Teğabün sûresi 14. âyet) gibi Kur’an’ın ulvi düsturlarını hayat tarzımız haline getirmeliyiz. Tabii ki bu emirleri tatbik ederek…







