Tatil yapıyor musunuz?
Müslüman, tatilini topluma enjekte edilmeye çalışılan tatil kültürüne kurban edemez, etmemelidir. Başkaları tatil köyleri, tatil şehirleri diye isimlendirilen yerlere gidiyor diye Müslüman kendini bu yerlere gitmek zorunda hissetmemelidir; alternatif tatil adıyla yutturulmaya çalışılsa da... Herkesin tatili kendine göredir. Dinlenme ve ruh ferahlığından ziyade günah ve yorgunluklarla harmanlanmış bir tatil bizim olamaz
Tatil, insanların yaptıkları işe ara verdikleri zaman dilimidir. Beden ve zihin dinlenmeye muhtaçtır. İnsan bedeni, devamlı çalışmaya müsait değildir. Bedenler dinlenmeye, yorulan zihinler dağıtılmaya ihtiyaç duyarlar. Bu durumda ibadet ve kulluk edecek bedenin eğlendirilmesi ve dinlendirilmesi de ibadetten sayılabilir. Tatil de bedenleri dinlendirmek içindir. Uyku da bir dinlenmedir. İşimizin çokluğuna rağmen uyumamak söz konusu olmadığı gibi, dinlenme ve tatil de böyledir. Yeter ki tatil mümince olsun. Allah’ın hakkını koruyan, bedenin hakkını koruyan, ailenin hakkını koruyan, vakit israf etmeyen, hedef şaşırtmayan, küfür ehlini taklit etmeyen, geceleri gündüz gibi kullandırtmayan sıhhat ve vakit nimetlerini israf etmeyen; eğlence, tatil, gezi, piknik, muhabbet, çay ortamı, sahil gezintisi, arkadaş toplantısı bütün bunlar bize aittir. Hatta sevap kaynağımızdır.
Herkes tatil yapabilir, yapmalıdır da. Ama bu tatil dinlenme ihtiyacı kadar olmalıdır. Tatil vesiledir. Gaye ve hayat kültürü değildir. Tatil yaparken mahpusun hapishaneden çıkışı hürriyeti gibi değil, bu serbestliği mümin kimliği ile değerlendirmelidir. Mümin, ölçülü ve dengeli hayat yaşayandır. İbadette bile ifradı (aşırılığı) men eden bir dine iman etmiş olan mümin tatilde ölçüleri bir kenara bırakmayı veya tatili bir hedef haline getirmeyi normal göremez. Çalıştığı zaman diliminde ona ölçü verecek bir imana sahip olmayacak bir insanın çalışmaya ara verdiği dönemde bir ölçüyle hareket etmesi beklenemez. Hayatına imanıyla şekil vermeye çalışan bir mümin için ise çalışırken olduğu gibi, tatil yaparken de imanının ona verdiği ölçülerle hareket etmesinden daha tabii ne olabilir?
Müslüman, tatilini topluma enjekte edilmeye çalışılan tatil kültürüne kurban edemez, etmemelidir. Başkaları tatil köyleri, tatil şehirleri diye isimlendirilen yerlere gidiyor diye Müslüman kendini bu yerlere gitmek zorunda hissetmemelidir. (Alternatif tatil adıyla yutturulmaya çalışılsa da) herkesin tatili kendine göredir. Yerine göre belki yaptığı işi değiştirmek bile tatil yerine geçebilir. İmkanı olanın tatil için seyahat etmesi mekan değiştirmesi mübah olabilir. Hatta belki de ihtiyaç da olabilir. Dikkat edilecek husus seyahati, tatil niyetiyle gideceği yerleri takvasından, İslami hayatından taviz vermeden yapmalıdır. Görüşemediği dostlarıyla görüşmek, okuyamadığı kitapları okumak da mümin insan için çok şey ifade edebilir. Tatil bir tür mola gibi görülmelidir. Mola anında kimliğimizi değiştiremediğimize göre tatil anında da kimliğimizle bulunmalıyız. Tatil bizi dini veya insanı bir görevden engellememelidir. Ahlak eriten, ahlaksızlığa çanak tutan tatil dinlenme değildir.
İnsanız, sıkılıyoruz, zamanlarımızı modern zamanların dayattığı “tatil” kavramını Müslümanlar olarak nasıl dolduracağımızı bir türlü bilemiyoruz. Yapılan anketlerden çıkan sonuçta tatil denilince akla “deniz, kum, güneş” üçlüsü geliyorsa bu üçlü bayramlarımızı, akraba ziyaretlerimizi, insani ilişkilerimizi karartıyorsa tatil tasavvurumuzda sıkıntı var demektir. Fıtrata aykırı bir faaliyet içinde üretirken tükeniyor, temizlenirken kirleniyor, beslenirken zehirleniyoruz, yaparken bozuluyor, çalışırken atıllaşıp, dinlenirken yoruluyoruz. Teşrifat, mefruşat, şatafat, merasim, koşuşturma, gürültü, patırtı, televizyon, internet. Bitmeyen tükenmeyen meşguliyetimiz bu! Dinimiz fıtrat dinidir. Ölçü ve dengeyi kaçırmamak, harama bulaşmamak kaydu şartıyla tatil de yapılır. İş de. Tabii âdâbına, usulüne uyarak…
Dinlenme ve ruh ferahlığından ziyade günah ve yorgunluklarla harmanlanmış bir tatil bizim olamaz. Sabiteleriyle değişkenleri karıştıran bir toplumda yaşıyoruz. Tatiller sabitlerimizi terk etmeden yeni şeyler üretmek için bulunmaz bir fırsattır. İnsanımızdaki sevgiyi, coşkuyu, paylaşım ihtiyacını bize yeniden hatırlatan bir tatili kim istemez?
Mahrumiyetin rengine boyanmış, yalnız geçirilen zamanlar, paylaşılamayan güzel anlar ve anılar, zamanın araya girmesiyle soğuyan ilişkiler, yürek bağlarından çok ekonomik bağlarla ayakta duran ailelerin haline iyi değerlendirilen bir tatil çare olabilir. Onca israf ve zaman öldürme manasına gelen, sabahlara kadar eğlenme, akşamlara kadar uyuma veyahut boş boş onu bunu izleyip dedikodu yapma, televizyon veya internet başında zaman öldürme haramla kendini beğendirme yarışına girme gibi daha sayılabilecek pek çok olumsuz haller adeta bir “tatil patolojisi” oluşturur. Eve dönünce değil dinlenip zinde bir şekilde hayata devam etmek, onun bunun bakışının üzerimizde bıraktığı negatif yük harama bulaşmanın ve başkalarını da bu harama ortak etmenin vebali tükettiğimiz ve bizi de tüketen zamanın sorumluluğu tatilimizi zehir etmeden bizi muhasebeye sevk etmelidir.
Yaz mevsiminin kendini hissettirmesiyle büyük şehirlerin yoğunluğundan, gürültüsünden bunalan şehir sakinleri daha okullar kapanmadan bir yerlere gitmenin hesabını yapıyorlar. Haftalar öncesinden tatil mekanlarının fiyatları araştırılıp aile bütçesine en uygun yerlerin altları çiziliyor. 15-20 günlük bir tatil, kredi kartlarının sırtına ayları kapsayan taksitler yüklerken “tatile gittim” psikolojisiyle rahatlamaya çalışıyor insanlar.
Günümüzde birçok mefhum gibi tatil kavramlarımız da maalesef değişti. Yakın zamana kadar izin veya tatile çıkmak yurtdışında yaşayanlar için memlekete dönme heyecanı demekti. Şehirdekilerin akrabalarını ziyaret etmesi, hayır dualarını alması olarak algılanırdı. Sıla-i rahim yapmanın adı olurdu. Doğduğu yerlerde temiz havayı soluyarak, doğal sebze ve meyveleri dalından kopararak yemenin lezzetini sıcak yumurtayı kümesten almanın, taze sütün tadına vara vara içmenin ayrıcalığını sunardı bize. İple çekilen tatil, aslında senede bir defa bir araya gelen yakınların birbirine duyduğu hasretin adı olurdu. Çocuklar büyüklerini tanıyarak büyür, büyükler ise küçüklerin yolunu gözlerdi.
Batılılara benzeme çabası gösteren bir kısım insanımız tatili kalabalık, curcuna, gürültülü, patırtılı mekanlarda yapmayı adet haline getirdi. Dinlenmek maksadı taşıyan tatil bu yüzden çalışma hayatından daha fazla yorucu hale geldi. Şehrin stresinden kaçarken tatil ticareti yapanların kalabalığında kayboldu insanımız. Oysa dinlenmek isteyenler için memleketlerinin dağları, ovaları dinlenmenin asıl merkezleridir. Savrulmuş mekanlara giderek savruluyoruz. İşte sorun burada. Biz tatile gitmiyoruz sadece savruluyoruz. Savruldukça da ne yorgunluklarımız ne de streslerimiz bitiyor çünkü gerçekten hayatımızda var olması gereken değerleri hayatımızdan kovduk. Gürültü ve keşmekeşten azade kayalar arasında dolaşmak, topraktan kopmamak, suların şırıltısını, yaprakların hışırtısını dinlemek insana rahatlık verirdi. Ancak bunu hissedemeyenler tatil köylerine teveccüh etti. Akrabalık bağlarını kopardı. Nesiller arasındaki kopukluk birbirini tanımaz hale getirdi. “Artık görüşemiyoruz” sözlerinin arkasında iş telaşı, hayat mücadelesi, vakit azlığı sıralanırken ziyaretler için bulunamayan zamanın kaç katını TV dizilerine, internete vs. yerlere cömertçe harcandığına şahit olmuyor muyuz? Yaz aylarında tatil köyleri hıncahınç dolarken memlekette sevdiklerinin yolunu gözleyen büyükler şenlenmeyi beklerken köylerinde yalnız kalmanın hüznünü yaşıyorlar maalesef.
Tatili, akrabalık münasebetlerine önem veren peygamberimizin; “Kim ömrünün bereketlenmesini, rızkının genişlemesini isterse sıla-i rahim yapsın. Çünkü sıla-i rahim; akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde berekettir” buyurmuşlardır.
Tatillerimizin mekânlarını, ‘sevap makinaları’na, mamüllerini de ‘salih ameller’e çevirmeye ne dersiniz?
Dikkat Dikkat
ZAMANIN DEĞERi
Bir yılın değerini anlamak için, sınavını veremeyen bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için, erken doğum yapmış bir anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık bir derginin yayıncısına sor.
Bir günün değerini anlamak için, altı çocuğunu doyurmak zorunda olan bir ameleye sor.
Bir saatin değerini anlamak için, sevgilisiyle buluşmayı bekleyen aşığa sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için, trenini kaçırmış bir yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için, kazadan kılpayı kurtulmuş bir kişiye sor.
Bir salisenin değerini anlamak içinse, olimpiyatlarda gümüş madalya almış bir atlete sor.
Her gün hesabına 86400 Dolar (Saniye) yatırılıyor. Yalnız önceki günden sonraki güne hesabın aktarılmıyor.
Ve her akşam ne kadarını kullandığına bakmadan hesabın kapatılıyor. Bu banka: zaman bankası.
Hesabını en güzel yatırımlarla sonsuzluğa köprü yapmanız dileğiyle hayırlı zamanlar.







