--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Soysuzlar! Din düşmanlığından ne zaman kurtulacaksınız? 

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
8

 

Bu ülkede her insan, inanç özgürlüğünü savunmak zorundadır. Çünkü insan hak ve özgürlüklerine yönelik her türlü tehdit ve yasağın temelinde, inancı baskı altında tutma histerisi yatmaktadır. Müslümanların kendi ülkelerinde en az bir Ermeni, bir Rum, bir Yahudi kadar dini özgürlüklerden faydalanmalıdır. Müslümanların dinin hükümlerinden bahsetmesinden rahatsız olanlar; dinin hayata sokulmasını istemeyen, vicdanlara hapsedilmesini sadece duygu ve düşüncede kalması arzusu taşıyanlardır. Özgürlüğün hepsine tamam, fakat bu ülkede Müslümanların başını ezmeye devam edilsin. İstenen bu. 

Ayasofya Camii imamının dinimizin bir hükmünü ifade etmesine tahammülsüzlük, hafızların programındaki dinimizin sosyal hayata yansımasını kabullenememe, Mahmut Efendinin cenazesindeki hayatımızda yerini bulan görüntüler, tesettür emrini umumi vasıtalarda taşırken uğradıkları tacizler, askeri bir törende Kur’an-ı Kerim’in okunması DİB’nin konuşma ve duasının verdiği rahatsızlık, dindar insanların belli bir makam ve mevkiiye getirilmesindeki tepkiler, Cumhurbaşkanımızın dindarlığını gösteren her faaliyeti karalama hakaret etme vesilesi, vs. Bütün bunları yapanlar; hangi ülkede yaşadıklarını unutan ruh hastalarıdır, soysuzlardır. Bu güruhla beraber yaşamak zor. 

Kendi ülkemde yaşayan azınlıkların hiçbirisinden duymadığımız, görmediğimiz ağıza alınmayacak sözleri (sosyal medya, internet, basının ve iletişim araçlarının hepsinde) tahrik, tahkir ve tehdit edercesine yayılıyor. Bu millet, yarı aydınlarca hiçbir şeye lâyık görülmüyor. Anlamadıkları için. Milletin inançlarından kopukluğu bir tarafa milletin inanç değerlerine karşı olmakla da kalmıyorlar. Emperyalizmin maşalığını yapıyorlar. Din dışı yaşayışlarını bir hayat tarzı olarak benimsemiş bu kafaların bu millete verecekleri hiçbir şey yok! Bu zihniyetle mücadelemiz devam ederken gerek Katoliklerin gerek Ortodoksların gerekse misyonerlerin bütün faaliyetlerine, İslâm’a karşı yapmış oldukları her türlü tezvirata, iftiralara karşı boynumuzu büküp “onların inançları, inançlarından doğan idealleri öyle gerektiriyor hoş görülü olup izin vermeliyiz” mi diyeceğiz. Bir Müslüman olarak İslâmî açıdan bakalım. Batıl din, muharref din kavramlarını kullanıyoruz. Tek hak din İslâm. Biz Müslüman’ız ve bütün dinlerin tasniflerini, tariflerini, izahlarını İslam’a göre yaparız. Her hususta en sağlam ve sıhhatli bilgi Kur’an-ı Kerim bilgisidir. Hatta felsefi ekollerin tariflerini, tasniflerini, izahlarına da İslâm’a göre yaparız. Ancak bunu dayatamayız ama başka türlüsünü de yapamayız. Onları muhatap aldığımız zaman uygulayacağımız “ortak noktalar ve akli ölçüler arama” metodu, “tarif” değil izah değil, özel irşad ve ikna metodudur. Bize birisi “Hıristiyanlık nedir?” diye sorsa, “Bir İncil al da, öğren!” mi diyeceğiz? Hıristiyanlığın ne olduğunu aslen Hıristiyanlar bilmez. Bilselerdi zaten Hıristiyan olmazlardı, Hıristiyan kalmazlardı. Bilmek başka, saplanıp kalma başkadır. İddia ve zan başkadır. Hakikat ve idrak başkadır. Bir halin içinde olmak başkadır Onun mahiyetini kavramak başkadır. Unutmayalım ki: Taklit eden edilenden daima daha beter durumdadır. Batı’yı biz biliriz. Dünya’ya hâkim olan Batı uygarlığının hastalıklarını da biz biliriz. Beş asır onlarla ayrı coğrafyada bin bir veçhesi olan mücadeleler ve münasebetler içinde yaşadık. Bu tecrübeye, başka bir millet sahip değildir. Yeter ki biz kendimize gelelim. Aslında Ortadoğu’da, Batı’da bize muhtaçtır; bizim kendimize gelmemize muhtaçtır. Yapılması gereken şeyler o kadar kolay ki. Dünyadaki değişim o kadar müsait şartlar hazırlıyor ki. Yeter ki biz taklitçilik çengeline asılmayalım. Özümüze, kendimize dönelim. Sosyal hayatta da mana kayba uğrayınca, madde çürümeye başlar. Bu tedrici ölümdür. Manadan taviz verdikçe, maddi durumun parlaklaştığı zannedilir. 

Düşünülmez ki, o dıştaki parlaklık içteki çürümeyene mani değildir. Nitekim birçok medeniyetler, büyümeleri ve parlaklıkları artarken çürümeye başlamışlardır. Hastadır bu medeniyet. Bu medeniyetin kökleri çürümüştür. Bu medeniyet kendi kültürünün utancı haline gelmiştir. Bu medeniyet İslam’a muhtaçtır. Üstad Sezai KARAKOÇ’un Hıristiyanlara Çağrı’sını içimizdeki dinsizlere de yapmak isterdim. Nasıl mı? 

“Hıristiyanlık dünyasında yeni bir din devrimine büyük ihtiyaç vardır. Bu devrim, Yaratıcıyı tam bir tevhid ve tenzihle kabul etmekten başka ne olabilir? Yani İslam’a dönmekten, İslam’ın çağrısına uymaktan, bütün peygamberleri tanımaktan başka. Sağlam bir öte ve ebedilik inancı olmadan din din olabilir mi? Yahudiler öteye inanmazlar. Hıristiyanların öte inancı ise, bir fanteziden öteye gitmez. Hesap verme şuurunu, karşılık görme inancını taşımazlar. Bu metafizik temel olmadan dinlerinin din olarak ayakta durmasına ve etkili olmasına da imkân elbet bulunmaz. İslam’ın çağrısı diyor ki: Gelin gelin, gerçek Allah inancı etrafında toplanalım. Gelin gelin, öteye inanalım. Gelin gelin, hesap vermeye hazır olalım. Gelin gelin, bütün kitapları tanıyalım. Gelin gelin, bütün peygamberleri birlikte selamlayalım. Gelin gelin, şeytanla, tanrı ve din tanımazlarla, kötülükle elbirliğiyle savaşalım. Gelin gelin, Allah’ın görünmez dünyasının kudret erleri olan meleklere inanalım ve onların yardımıyla donanalım.” Düşünelim. Kendisine açıklanan âyetleri, tebliğ ve davetleri duyar da bunların içerdiği hakikatleri bir türlü anlamaz, bu sebeple de inkârlarından vazgeçmezler. Allah (küfürde direnmeleri sebebiyle) onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine de (ilahi hakikatleri görmeyi engelleyen) perde çekmiştir. Bunları yazarken hatırıma Bakara suresindeki bu hususla ilgili ayetler geldi. Meallerini vereyim. “Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmemeleri, inkârları sebebiyle, Allah onların kalplerini, kafalarını anlayışsız, kulaklarını duyarsız hale getirir. Gözlerinde de bir perde vardır, basiretleri bağlanmıştır. Büyük bir cezayı hak etmişlerdir. Onların duyan kulakları Hakk’ı duymuyor. Konuşan dilleri Hakk’ı konuşmuyor. Gören gözleri hakikati görmüyor. Bu sebeple Hakk’a dönemiyorlar.  İnkârcılara seslenenin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler; çünkü onlar düşünmezler.” (2 Bakara 8, 18,171) 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle