Ramazan-ı Şerif ayı Hoş geldin!
Bütün din kardeşlerimin Ramazan-ı Şerif ayını tebrik ediyorum. Hayatımızı da Ramazanmış gibi değerlendirmeyi nasip kılsın. Şuurlu Mü’min vasfımızı kaybetmeyelim İnş…
Mübarek bir misafirimizi karşılarken duygu ve düşüncelerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Hayatımız; bilgiyle, sevgiyle, inançla, incelikle, ahlakla, sorumlulukla, millî-manevî heyecan ve yardımlaşmalarla, bütünlük şuuruyla huzur bulabilir. Düşünceyle, hassasiyetlerimizle, hilkatteki sebebi, vuslattaki gayeye bağlayan bir “ebediyet yolculuğu” halinde yaşamamızla mutlu olabiliriz. Çözüm işte buradadır. İnsanın ve hayatın bütünüyle ilgili her fikrî izahın varacağı yer burasıdır. Sadelik, güzellik, temizlik, aydınlık, incelik, sağlamlık, çalışkanlık daima övülmüş, perişanlık, derbederlik, düzensizlik, meskenet, zulmet daima kötülenmiştir.
Mülkün sahibi Cenab-ı Hak’tır. Müslüman için; mülkiyet mükellefiyet demektir. Farklılık imtihan içindir. Fakirlik de imtihan içindir, zenginlik de. Elimize geçenlerin ihtiyacımızdan fazlasını Allah Rızası için harcayacağız. Dünya nimetleri, bize Rabbimizi unutturursa kötüdür, unutturmazsa güzeldir. Bir şeyi layık olduğu yere koymamak, zulmün tarifidir. Biz kendi kendimize zulmediyoruz. Bunun içindir ki, bilgilerimizin de, sevgilerimizin de gözleri yaşlı. Devamlı gayret içinde bulunacağız. Bir günümüz bir günümüze eşit olmayacak. Bilgiye tefekküre, ilme önem vereceğiz. Ya öğreten olacağız, ya öğrenen. Mü’min mü’minin aynasıdır. Müminler bir vücudun uzuvları, hücreleri gibidir. Sevgi, bağlılık, yardımlaşma imanın alametlerindendir. Kötülükle mücadele etmek müminin vazifesidir. Gücü yeterse el ile, yetmezse dil ile ona da yetmezse gönlüyle kötülüğe muhalefet edecektir. Mümin için en büyük gaye, Allah’ın Rızasını kazanmaktır. Allah’ın razı olmadığı şeyde, hayır yoktur. Hayır, bizim gerçekleşmesinden hoşlandığımız netice değil, doğru uygulamalar sonunda, her ne olursa olsun, meydana gelen neticedir. Bütün bunlar, Ramazan ayını tefekkürle, tezekkürle geçirmemizin âlametidir. Ancak Ramazan’a festival gözüyle bakanlar, direklerarası eğlence fasıllarında olduğu gibi Ramazan’dan haz devşirirler. Bu ayı, gezmelerden, iftar programlarından, kabristan ziyaretlerinden, bid’atları kaldırma yerine onlara uyup onları yaşama hastalıkları, müzikle, eğlenceyle kulu Rabbinden uzaklaştırmalar, vs. bütün bunları bu aya sokmayalım. Muhafazakâr olarak bilinen belediyeler maalesef ‘Ramazan Coşkusu, Ramazan Şenliği, Ramazan Festivali’ gibi ne dine, ne bu mübarek aya, ne Ramazan âdâbına hiç yakışmayan, veballi, sorunlu ve sorumlu afişler basmaya cüret edebilmektedirler. Bunların öbür âlemde hesabı çok zor olan amellerden olduğunu da hatırlatarak ikazımızı yapmalıyız. Ramazan’a Kur’an vahyini bize hediye eden ilahi bir lütuf olarak bakanlar ise, Ramazan’ı “derin insan”ın oluşturulmasında bulunmaz bir fırsat bilirler. Yüreklerinin yıkılan yerlerini yapmak, akıllarının tahrip olan yerlerini tamir etmek, iç dünyalarının su alan yerlerini tıkamak, bilinçlerinin bozulan yerlerini onarmak, iradelerinin kaybolan kısmını kazanmak, şahsiyetlerinin eksilen yerlerini tamamlamak için büyük bir fırsattır bu ay. İnsan bu. Yani “nisyan”, yani “unutkan varlık”. Kendini unutur, sorumluluğunu unutur, konumunu unutur, değerini ve haddini unutur. İslenir, paslanır, kirlenir, aşınır. Dolayısıyla insanın da yıllık bir bakıma ihtiyacı olur. Dahası, acıkan ruhlar doyurulmazsa, manevi ölümler başlar. İnsan, ruhun açlığından, midenin açlığı kadar kolay haberdar olmaz. Birçokları, ruh açlığından, manevi bir ölümle burun buruna geldiklerinden haberdar bile olmazlar. Kur’an’ın bir tabiri vardır: “Giydirilip yaslanmış kalaslar”. Nifak vs. gibi sebeplerle içi boşalmış, dışı içinden daha değerli hale gelmiş, ağaçlar gibi içinden çürümüş insan tipleri için kullanır Kur’an bu tabiri. Elbisesi kendisinden pahalı beşerler, içini satıp dışına yedirmiş sözde insanlar, değerini kaybedip her şeyi fiyatla biçen insanlar için dönüşümünü sağlayacağı fırsattır bu ay.
İşte Ramazan, insanın içinin boşalmasına karşı alınmış ilahi tedbirlerden sadece biridir. İnsanlara dış dünyalarını bir müddet, iç dünyalarının arkasına atmalarını telkin eder. Ruh bakımını, beden bakımından öne almalarını telkin eder.
Sosyal olarak Ramazan, insanın sahip olduklarının Allah tarafından ona sınav için emanet edilmiş değerler olduğunu hatırlatır. Paylaşabilenler, bu sınavı verecek olanlardır. Gönlünü Ramazan’a açanlar, elini ve kapısını da yoksula açar. Kimlik ve kişiliğini geliştirir, duruşunu kavileştirir, duygu ve düşünce katsayısını yükseltir. Bu ülkenin gerçek sahibi olan Müslümanlar, her Ramazan’ı bu toplumun yaralarını sarmak için bir seferberlik zamanı bilmelidirler. Sadece aç ve açıkların yardımına değil, aynı zamanda din ve iman bakımından da fakirleşmiş insanımızın yardımına koşmalıdırlar. Bu ülkedeki inanç yoksullaşmasının, maddi yoksulluktan çok daha vahim sonuçlar üreteceğini unutmamalıdırlar. İnanç yoksulluğunu ancak, iman, ahlâk ve erdem zenginliğiyle yenebilirsiniz. İşte Ramazan, o zenginliğin kaynaklarından biridir.
On bir ayın kirliliği üstümüzde. Bu kirlilik el kirine, ayak kirine benzemez. Onları yıkarsın gider. Bu kirlilik yürek kiri, zihin kiri, akıl kiri, hepsinden öte tasavvur kiri. Bilinç kirlenmesi çağın amansız bir hastalığı. Bilinci ve yüreği kirlenen insan, bu kirliliği bir biçimde elinin dokunduğuna bulaştırıyor. Sözü, düşünceyi, duyguyu kirletiyor. Kirli zihinle Kur’an okusa, zihnindeki kirlenmişliği ona da bulaştırıyor. İbadet etse, tadını alamıyor. Tıpkı dünyanın en nefis yemeği pis bir kaba konulunca nasıl yenilmez oluyorsa, işte öyle...
Bilinç ve akıl, kalp ve duygu kirliliği kirlenmiş bir organ kadar kolay temizlenmiyor. “Yıkarsın gider” diyemiyorsunuz. Bu, diğerinden bin beter bir kirlilik. En önemli mesele! Kirlilik manevi olunca, ondan arınmanın yolu ve yordamı da manevi olmak zorunda. Allah tarafından belirlenmiş; çünkü insanı yaratan, onun zaaflarını herkesten, hatta kişinin kendisinden de daha iyi bilir. Kur’an’ın dediği gibi “O hiç yarattığını bilmez mi?”
Bildiği içindir ki, insanı manevi kir ve paslarından temizleyecek reçeteleri de en güzel O yazar. Vahiy, işte bu reçetelerden oluşmuş ilahi bir şifa hazinesidir. Bunu unutmayalım.
Bizzat orucu emreden ayet şöyle başlar: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı!” Bu ilahi talimatın hemen ardından, oruç ibadetinin insanda gerçekleştirmek istediği amaç açıkça yer alır: “Leallekum tettekûn: Umulur ki, sorumluluk şuuruna ulaşırsınız.” Evet, orucun amacı, insanda “sorumluluk şuurunu” uyandırması, diri tutmasıdır. Kime karşı sorumluluk şuuru? Önce insanın kendi varoluşuna karşı sorumluluk şuuru... Çünkü insan yaratılmışların tacı, Allah’ın şaheseri olarak bir amaç uğruna yaratılmıştır. Dolayısıyla kendi varoluşunun amacını sormak, aramak ve bulmak zorundadır. İşte insanın kendisine karşı sorumluluğu budur.
İnsan kendisine karşı sorumluluğunun bilincine varırsa, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincine de varacaktır. İşte bu, Kur’ânî ifadesiyle “takva”dır. Bu bilinç kendisinde yer ettikten sonra insan, diğer insanlara, tabiata ve eşyaya karşı sorumluluğunu da idrak edecektir. Bu anlamda oruç tutmak, insanın kendi iç dünyasına karşı olan sorumluluğunu yerine getirmesi anlamını taşır. Zayıflayan ruhun beslenmesi için ruhun doyurulması. Son vahiy, Mekke’de, Hıra dağında bir Ramazan gecesi inmeye başlamıştı. Biz mü’minler Ramazan’ı “ayların sultanı” bilmişizdir. Çünkü o, “sözlerin sultanı” olan vahyin insanoğlunun kararan ufkunu aydınlattığı aydır. O halde Ramazan aslında Kur’an ayıdır ve bu ay bütün mukaddesliğini vahiyden almıştır. Bunun insana verdiği mesaj şu olsa gerektir:
Vahiy indiği ayı böylesine mübarek kılıyorsa, indiği geceyi bin aydan/bir ömürden (bin ay= 83 yıl) daha hayırlı kılıyorsa, ey insanoğlu ya Kur’an vahyi senin yüreğine, hayatına, evine, şehrine ve ülkene inerse senin değerini kaça katlar, bunu hiç düşündün mü?
Ramazan, Kur’an’la bütünleşme ayı olmalı. Kur’an sadece elimizde ve dilimizde değil, yüreğimizde, aklımızda, hepsinden öte hayatımızda olmalı. Kur’an’ın hayatımızda olması için, tasavvurumuzu, aklımızı ve kişiliğimizi Kur’an’a inşa ettirmeliyiz.
Rabbim! Kur’an-ı Kerim’i bizden, bizi Kur’an-ı Kerim’den hoşnut ve razı eyle! Ramazan ayını ruhumuza gıda, gönlümüze ferman, gözümüze fer, dizimize derman kıl! Rabbim! Bizi bir lahza kendimizle baş başa bırakma! İmandan Kur’an’dan ayrı bir hayat nasib eyleme! Hayat kitabımız, hayat nizamımız olsun. Rasulüllahın Sünnetini çağa taşıyanlardan eyle bizi.







