Ramazan Bayramı ve Düşündürdükleri
Bedir’de 14 şehit verilmişti. Ramazan’ın on yedisi. 13 gün sonra Bayram. Şevval’in yedisi 70 sahabe şehit. İki ay sonra Kurban Bayramı. Rasulüllah Efendimize ‘bayram yapacak mıyız?’ diye soruluyor. İki bayram öncesi yaşanan acılara rağmen Ümmetin sürur (neşe, sevinç, mutluluk) günlerine mâni olmayan “Elbette bayramın neş’esini paylaşacaksınız” diyen bir Peygamberin Ümmetiyiz. Ne kahkaha Ümmeti, ne de matem Ümmeti…
Hayatın bütününe hitap eden bir dinin mensupları her hal ve şartta Dininin emir ve yasaklarını hayatlarında uygulayan Mü’minleriz biz.
Cumhurbaşkanından, sade vatandaşa, Generalden ere, Rektörden öğrenciye, patrondan işçiye, sanatçıdan çiftçiye sınıf farkını kaldırarak yan yana gelecek, omuz omuza verecek, birlik ve beraberliğin ancak Dinî Bayramlarla gerçekleştireceğini göstereceğiz. ‘Saf Düzeni’nin sadece Dinimizde olduğunu, üstünlüğün takva’da bulunduğunu bu Bayramda da idrak etmiş olacağız. Peygamber Efendimiz takvayı şöyle açıklar: “Birbirinize haset etmeyiniz! Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyiniz! Sizden bazılarınız diğer bazılarınız üzerine alışverişe girişmesin! Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz! Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur/buradadır.” Bu hadis ekonomik, sosyal, ahlakî, dini ve siyasal her alanda tavsiyeler ihtiva etmektedir. Peygamberimiz, bunların tamamını takvâ başlığı altında ele almaktadır. Bu da bizi “insanı sorumlu hareket etmeye götüren sorumluluk bilinci” tarifine ulaştırır. Sevinçli Bayram günlerinde de, hüzünlü üzüntülü günlerinde de…
Kin, nefret, küsmek, dargınlık kalkacak; sevgi, saygı, tebessüm, iyimserlik hâkim olacak. Cennet kokulu anaların duaları alınacak, Babaların elleri öpülecek, dedelerin, nenelerin hayır dualarına mazhar olunacak, çocukların gönülleri hoş edilecek.
‘Zekâtımı kabul etti’ diye fakire karşı eziklik duyacak, fakiri, düşkünü rızkının temizleyicisi olarak görecek, ‘hay Allah razı olsun belki bu vesile ile Allah’a yakın olurum’ diye sevinecek zengin Müslümanların sayısı giderek artacak. Bayram fakirler ile zenginleri giderek daha çok buluşturacak. Küsler de gelen bayramdan utanıp şöyle bir derlenip toparlanma yoluna gidecek. ‘Gelen bayramdır, bayrama hürmeten ilk adımı atan ben olayım da bu vesile ile Allah’a yakın olurum belki’ diye düşünenlerin çoğalacağı bir Bayramda buluşacağız İnşaallah…
Biz insanlık için çıkarılmış en hayırlı Ümmetiz. Bu halimizle bile insanlığın umuduyuz. Cennete ilk girecek Ümmetiz. Kutuplara kadar ulaşacak elin sahibiyiz. Günübirlik Ümmet değiliz. Üzerimize oynanan oyunlar, yapılan hesaplar, şu toplantıda, bu salonda, falan beynelmilel güç odaklarının kirli dünyalarında yapılmış olabilir. Ama bizim kaderimiz “ve mekerû ve mekerallah. Vallahü hayrul mâkirîn” olan Rabbimiz tarafından arşta yazılmıştır. Arş’ta yazılanı salondaki kararlar bozamaz. Öleni şehid, kalanı gazi olan bir Ümmetiz biz. Dünya dönsün dursun, küfür, yürüsün veya sürünsün, hesap yapan hesap yapsın, “Fe ni’mel Mevla ve ni’men nesîr.” Her şeye kadir olan Rabbimiz bize yeter. (O ne güzel Mevlâ/koruyup kurtarıcı, O ne güzel yardımcıdır.)
Kul olarak üzerine düşen vazifeleri yapan Mü’minlere Allahü Teala:
“Rabbimiz Allah’tır diyen sonra da istikamet üzere (dosdoğru çizgide) yaşama kararlılığı gösterenlere gelince onlara melekler devamlı inerler ve derler ki: Korkmayın, üzülmeyin (gelecekten dolayı kaygı duymayın, geçmişten dolayı mahzun olmayın) Haydi sevinin size vaad edilmiş Cennetle!” buyurur. (41 Fussilet 30)
Peygamberimizin şahsında bizlere:
“(Rasulüm!) Sen af yolunu tut. Marufu (iyi güzel olan şeyleri) emret! (Delil kabul etmeyen ısrarcı) cahillerden yüz çevir.” (7 A’raf 199)
Bayram günleri için Allahü Teala’nın şu emri her ikram edilen şekerle beraber hazmedilse çok şey değişmez mi? “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin” (49 Hucurat 10)
İslam’da kardeşler arasını düzeltmek, gönül imarı için de fırsat günleridir.
Bu bayramlar, ahlakî davranışların mutlaka ödüllendirileceği inancının uygulamaya çeviren müstesna zamanlardır. Her şeyden önce bu bayramlar; Allah’tan bağımsız bir mutluluk tasarımının muhal oluşunun, O’ndan bağımsız hiçbir dünyevî güç ve otoritenin, toplumları bu kadar motive edemeyeceğinin en bariz şahididir. Bayramı kısmen de olsa hak eden Müslümanlar; “sabır kapısı” gibi, “infak kapısı” gibi, “tefekkür kapısı” gibi, “zikir kapısı” gibi, “şükür kapısı” gibi, “hamd kapısı”, “dâvet kapısı” gibi bir çok kapılardan geçerek “bayram kapısı”nın kapısını çalmaya başlamıştır zaten. Açılan kapıdan içeri girip maddî-mânevî nimetlerle merzuk olanlara ne mutlu! Nâsibsizlere de ne yazık!
Peygamber Efendimiz, zaman zaman ashabına “Bugün içinizden bir hasta ziyaret edeniniz, bir cenaze teşyiine katılanınız ve bir yetim başı okşayanınız var mı?” diye sorarak yaralara merhem olmayı tavsiye buyurmuyorlar mıydı? Belki her gün yapılması gereken bu görevi hiç olmazsa bayram vesilesiyle hatırlayamaz mıyız?
Peygamber Efendimiz hoş görülü, affedici idi. Ancak haramların işlenmesine, bir hakkın gasb edilmesine, insanların İslâm’dan uzaklaştırılmasına aile mahremiyetinin ihlal edilmesine, her türlü haksızlığa ve zulme asla müsamaha göstermemişlerdir.
Yüreklerimizin işgalden kurtulduğu, evlerimizin cennetin dünyadaki şubesi olduğu, Meydanı bu toprakları cehenneme çevirmek isteyenlere bırakmadığımız şahsiyetini, tasavvurunu, kişiliğini, kimliğini, hayatını Kur’an’ın nuruyla inşa ettiğimiz günler bizim bayramımızdır.
Ümmetçe başımız dik yaşadığımız, sevincimizin kursağımızda kalmadığı, yediğimiz lokmaların boğazımızda düğümlenmediği bir bayram… Ümmetin viraneye dönmüş topraklarında; çocuklarının öksüz, yetim ve boynu bükük kalmadığı bir bayram… Müslümanların yaptığı icraatlara düşmanlarının hayalinin yetişemediği, kendisini öldürmeye gelenlerin kendisinde dirileceği bir bayram… Dinde kardeşleri olmasa da yaradılışta kendisine eşit olan insanların, mazlum, mağdur, muhtaç ve mahrumlara bütün imkânların seferber edildiği bir bayram… Ve hesap gününün sonunda; Rabbinin Rızasını kazanarak “gir cennetime!” müjdesine nail olunan “hakiki bayram”larda buluşuruz İnşallah…







