--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Özel günlerden kazananlar ve kaybedenler

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
2

İhdas edilen özel günler 365 güne sığmayacak neredeyse. Daha yeni yazdım ‘Sevgililer Günü’ münasebetiyle. Batı; girdiği her yere zulüm, kan, gözyaşı götürdüğü için karşı hareketleri yapanların (yaptıkları) günlere ‘özel günler’ ihdas ettiler. Bu defa da ‘8 Mart Kadınlar Günü’ 

Rusya’nın katliamlarından kurtulmak için yerini yurdunu terk eden, canını kurtarma derdine düşen kucağında yavrularıyla göç eden kadınlara ‘kadınlar günü’ için sorular soran basın mensuplarının görüntülerini gayet rahat seyredebiliyoruz. Zihin işgalinden, akıl tutulmasından, dijital esaretten kurtulamıyoruz. Çağın ağlarından, bağlarından, dünyasından, zihnimizi çağdaş hurafeler çöplüğünden kurtarmadan özümüze dönemeyiz. Her günün ‘kadınlar günü’ olduğunu, ‘helalleşme’nin kültürümüzde ayrı bir yeri olduğunu, ‘kul hakkı’nın yaşayanları yolcularken de, cenazesinde de ‘helalleşme’yi canlı tutan başka bir millet var mı? Bu özelliklerini kaybetmeyen bu millet; kendi kavramlarımızla, değerlerimizle buluşturulmayınca bütün ajansların istilasına uğrar. Bu ışıltılı âletlere nasıl direnecek? Hemen Kemalizm devreye giriyor. Mustafa Kemal’in kadınlarla ilgili sözler (ona ait olsun olmasın) adeta ezberletiliyor. Tek çare gündemi bizim belirlememiz. Uydurulan günlere (kapitalizmin, Siyonizm’in mal satma günlerine) teslim olmaktan kurtulma!  

Ne zaman kendi değerlerimiz ortak paydamız olacak? Ne zaman kendi değerlerimizle buluşacağız, düşüneceğiz, konuşacağız? Zihni işgal, dijital işgal, ışıltılı/pırıltılı araçlarla işgallerin farkında olmayınca uyuşturulunca, bütünlüğümüzü koruyamayınca, her geleni kabullenir halimizden dolayı da ‘özel gün’lere boğulduk. Özel günlerle güdüldük güdülüyoruz. Bütün bunlar kimliğimizi, kişiliğimizi, şahsiyetimizi kaybetmenin sonucu. Kafalardaki, ruhlardaki karışıklık, herkese, her şeye ve her yere yansıyor. Kurumuş ruhlarla kurtuluş ne mümkün. Sevgi-saygı ve merhamet duygularıyla insanileştiremediğimiz her sosyal münasebet, toplumun bir tarafını mutlaka sızlatacak, acıtacak, kanatacaktır. Görünen, yaşanan huzursuzlukların aslî sebebi budur. Bugünkü dünya düzeninin putu güçtür, paradır. Fikrî görüntülü iddiaların cilasını kazıyın, altından kapitalist, egoist, gücün ve güçlünün yanında olan putperestliğin yattığını görürsünüz. Globalleşme, küreselleşme adına insanlığın fıtratından uzaklaştırılarak yeni bir insan tipi oluşturuluyor. Hiç olmazsa son yüzyılda insanlığın yaşadıklarını (sömüren devletlerin yaptıklarına bir göz atsalar) kendi tarihiyle kıyas etseler, kötüledikleri Osmanlı’nın yıkılmasıyla sırf biz değil, dünyanın neler çektiklerini bilseler yeter. Bu Millet, ‘aydın hicranı’ ile karşı karşıyadır. Binbir fedakârlıkla yetiştirdiği, fikir ve düşüncesini geliştirmekle vazifelendirdiği aydınlarının; ne ilmi, ne felsefesi, ne sanatı ne siyaseti “millî şuur” sorumluluğu içinde başaramadıklarını üzüntüyle görmekteyiz. İçinden çıktığı kaynakla bütün bağlarını kesen aydın, kurduğu cansız dünyaya maddi-teknik kural değişiklikleriyle “ruh” verebilir mi? Bizimkisi ne modernleşmekti, ne Batılılaşmak. Düpedüz kişiliksiz, kimliksiz olma!  

Allah ve Rasulü’nün sev dediğini sevip, sevme dediğini de sevmeden yapamaz mısınız? Hiç küfre, kâfire, münafığa, müşrike karşı bir tavrınız olmayacak mı? İzzet ve şerefi imanın dışında mı arayacağız? “Gerçek şeref ve itibar, Allah’a O’nun Resulüne ve O’na inananlara aittir. (İlahi kaynağa nisbeti olmayan her tür şeref ve itibar sahtedir.)” (35 Fâtır 10) hükmüne rağmen. Bütün mesailerini fitne, fesat, din düşmanlığı ile geçiren, eli kanlı terör örgütleriyle birlikte hareket eden gazeteci kılıklı canileri başköşeye oturtanlara ne demeli? Gündeme oturan meseleleri düşünelim: Seçim öncesini, seçim sonrasını, ‘şer ittifakları’nı, ‘Tayyip Düşmanlığı’ ortak paydasını, dış ve iç düşmanların Türkiye üzerindeki planlarını, vs. Bütün bunlar nasıl bir buzdağını nefeslerimizle eritmeye çalıştığımızın delili değil mi? Biz her hal ve şartta, doğrunun, güzelin, iyinin, Hak ve hakikatin üzerine titremeye mecburuz. Zalimin, bâtılın, yanlışın çirkinin karşısında yer alma bizim olmazsa olmazımız! Mü’min; imanı için yaşayan, dünyaya gelişini imtihan için bilen, ebediyete kadar iman/küfür mücadelesinin bitmeyeceğinin şuurundaki adamdır. Mü’min kâfirle, münafıkla, Allah ve Resulünün düşmanlarıyla ne pahasına olursa olsun beraber hareket edemez, birlikte olamaz. Hele kendi menfaati için din kardeşlerinin karşısında bulunamaz, karşısına alamaz. Hatta daha da ileri gidip, kültürle akideyi, ibadetle onların hayat tarzını, ticaretle sömürülmeyi karıştırır hale getiremez. Bu hercümerc içinde mutedil ve müstakim olmaya mecburuz. Işıltılı-pırıltılı neonların, süslerin arkasında, temelinde fikri-zihni sıkıntı var. Mesele kimlik, kişilik, şahsiyet meselesi. Milletin bünyesine uymayan inkılaplar, dini hayatı-şifahi kültürü hiç kaale almayan masa başı insan mühendislikleri, jakoben uygulamalar, zulümler, işkenceler, idamlar batıcı hayat tarzı. Bunlara aydınlarımızın halktan kopuk, fildişi kulede yaşayışını da ekleyebilirsiniz. Peşin hükümlerden, ideolojik bakışlardan, “ne derler?” baskılarından kurtulamıyoruz? Makul, mutedil, ölçülü ve dengeli bir bakışla meseleleri izaha yanaşmıyoruz. Sevgi-saygı-tahammül-anlayış-iz’an-insaf-idrak nerede? Kişiliğe-kimliğe-şahsiyete saygı. Hepimizden beklenen de bu değil mi? Hiçbir Türk zalimle el ele vermez. Tarihi açıp satır satır okusanız bir tek aksi örnek bulamazsınız. Türk hep mazlumun yanında, zalimin karşısındadır. Üstelik zalimin gücünü de dikkate almaz. Bu millî ve manevi değerlerle bezenmiş millete hatırlatmak isterim. Hiçbir şahıs ‘ortak payda’ olmaz/olamaz. Ortak payda, ortak değerlerdir. Yaşansa da, yaşanmasa da. Vahye dayanmadığı, dinî bir tarafı olmadığı müddetçe hepsi gelip geçicidir. Kalıcılığı yoktur. Çünkü konjonktüre göre sun’î (yapay, sanal, uydurulmuş) kutsaldır. O da pagandır. Buradan hareket paganizmin, deizmin, nihilizmin, hümanizm, ateizmin vb. göstergesi olur. Milliyetçi, muhafazakâr, liberal sağduyu sahibi olanlar bile Kemalizm’i kutsallaştırıp canlandırır hale düşmüşlerdir.  

Din-dil-tarih şuuru vermemiz; dokunulmaz hale getirilen laiklik ve Kemalizm’den kurtulmaya bağlıdır.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle