--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Okullar açılırken

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

2015-2016 Eğitim-Öğretim yılı başladı. Hayırlı-uğurlu olmasını temenni edelim. İnşaallah milletimizin umut ve beklentilerine cevap verilir de iyi bir nesil yetişir. 

Her açılış yeni bir ümit, yeni bir tohum, yeni bir duruş. Beşerî konuların unutulmadığı, insanın merkeze alındığı, sevgi-şefkat-merhamet temelli bir eğitime geçişin yaşanacağı bir dönem beklentisi içerisindeyim. Okulların açılış öncesi sıralara bırakılan poşetlere, kitaplarla beraber düşünceyi, sevgiyi, saygıyı, ahlakı, şefkati, merhameti de öğrencilere verebilmek mümkün olabilseydi. Başta öğretmenlerimize, sonra yavrularımıza bir gaye, bir ideal sahibi olmanın gereğini anlatabilseydik. Öğrencilerimizi mezun ederken, üzerlerine sinmiş, hayatlarında mutlaka uygulayacakları izlenimi veren bir ahlak eğitimi verebilseydik. Alışkanlıkların en asili olan “okuma alışkanlığı” kazandırabilseydik. Değişen şartlara rağmen “biz kalarak değişme, değişerek biz kalabilme”nin usul ve üslubunu öğretebilseydik. Modernleşme, küreselleşme adı altındaki yozlaşma ve “kimlik-kişilik erozyonu”nu önleyebilseydik. Yol-köprü-baraj yapımına verdiğimiz önem kadar, kendi mukaddeslerimizin, yavrularımıza intikalini sağlayabilseydik. “Önce insan!” diyebilseydik. Parayı, makamı, mevkiyi ideallerimizin gerçekleşmesi uğrunda harcayabilme metodunu gençlerimize aşılayabilseydik. Magazin-futbol-internet bağımlılığının ördüğü ağdan onları kurtarıp fıtratlarına uygun ortamların mevcudiyetinden gençlerimizi haberdar edebilseydik. Evet bir sürü temenni cümleleri… Üstelik “içimizden biri”nin Millî Eğitim Bakanlığı yaptığı, Milletimizin teveccühüne mazhar olmuş böyle bir iktidarda, hâlâ hasret ve hüzünlerimizin karıştığı, yürek yangınlarımızın sönmediği yazılar yazıyoruz maalesef. Sadece, oku, çalış, para kazan”la olmazdı, hayat da bununla dolmazdı. Öğrencilerimizi kişilik-karakter sahibi yapabilmek, bir denge ağırlığıyla ayakta durabilmek ve doğru bir yönde ilerleyebilmek için, verimlilik ve mutluluk için, başka şeyler de gerekliydi. “Önlerine bilgisayar koyduk, poşetlerde kitap ihtiyaçlarını da karşıladık daha ne!” kolaycılığı ile kendimizi aldatamayız. Onun için de bir kahırlanma dönemi yaşıyoruz: “Bu hâle nasıl geldiler? Ne oluyor bize?” Cevabı gayet basit: kişilik kazanma, bir ideale bağlanma, sorumluluk bilincine sahip olma eğitimi vermezsiniz; sadece öğretimle, belletimle, bilgiyi depolamakla, okullara internet ağı döşemekle, adam yetiştireceğimizi zannedersek, sonuç elbette böyle olacaktır. Hiç şaşılacak bir şey yok.  Öğrencilerin içinde bulunduğu “bu boşluğu kimler, nasıl oluşturdu?” sorusudur teşhis ve tedavinin anahtarı. Ve bu aslî soruyu, en çok da medya, kendi kendine sormalıdır.

Eğitimin; insandaki gizli kabiliyetleri ortaya çıkarması, iyi insan yetiştirmesi, bilgiyi öğretirken “fayda” ilkesine dikkat etmesi, eğittiği insanları istikamette tutması, sözle-davranışı birleştirmesi gerekmez mi? Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) kendisine teslim edilen evlatlarına iletmesi gereken bir vasıta değil mi? Bizi kendi kültürümüzle, millî-manevî değerlerimizle buluşturacak bütün faaliyetlerin merkezi okullar değil mi? Beş-on yıl önce yazılmış bir makaleyi anlamakta zorluk çeken, kendi kültür kodlarını, kavramlarını dahi bilmeyen bu nesil hangi eğitim kurumlarında yetişip geldi? Türk Eğitim Sisteminin dışına çıktığımızda; Siz Shakespeare’i okumamış bir İngiliz, Konfüçyüs’ü okumamış bir Çinli, Dostoyevski’yi okumamış bir Rus, V.Hugo’yu okumamış bir Fransız, İncil okumamış bir Hıristiyan, Tevrat okumamış bir Yahudi düşünebiliyor musunuz? Merhum Prof. Erol GÜNGÖR’ün şu hatırası ne kadar ibretamizdir. Türk modernleşmesi hakkında önemli çalışmalar yapmış büyük bir sosyal bilimci olan Rustow asistanı E. Güngör’e Türk Millî Eğitim sisteminin hali-pür melali konusunda bir gün Beyazıt Meydanında birlikte yürürken “Erol, etrafta 7-8 yaşlarında gözlerinden zeka fışkıran çocuklar görüyorum. Bu zeki çocukları okullarınıza alıp nasıl aptal hale getirdiğinizin sırrını bir türlü çözemiyorum. Sahi, bu çocukları okullarınızda nasıl aptal hale getiriyorsunuz?” diye soruyordu. Evet o günden bu güne ne değişti? 

Gazetelere verilen ilanlarda gördüm. “Anaokulunda tam gün İngilizce Eğitimi” veriliyormuş. İlanı veren okul da dindar kesime ait bir okul. Ne diyelim Allah basiret versin. Kendi dilini-dinini öğretmeden yabancı dil! Nasıl eğitim ama!..

Bizi biz yapan değerler, şahsiyetimiz, kimliğimiz, aidiyet duygumuz bunlar ne olacak? Her şeye fiyat biçilen bir dünyada bizim değerimiz olmasın mı? Verdiğimizi bile muhafaza edemeyen okula, bu vatandaş nasıl güvensin? Mekteplerimiz ilim-irfan yuvası değil miydi? Ailelerimiz bizleri “mini mini mektepli ne de güzel edepli” diyerek mektebe yani okula göndermiyorlar mıydı? Evlatlarını yetiştirirken “ölürse yer beğensin kalırsa el beğensin” denmez miydi? Daha o yaşlarda bile; “Yavrum! Yediğin yok olur, yedirdiğin kalır. Giydiğin yok olur giydirdiğin kalır.” diyerek “Çocuk dünyası”na başkalarını düşünme duygusunu yerleştirmiyorlar mıydı? Değişim adına yıkıp geçtik. Dilsiz, sevgisiz, düşüncesiz kaldık. Ne öğretmenin ağırlığı, ne öğrencinin edebi? Ne oldu böyle? İnsanın bütünlüğünü parçaladık, berhava ettik. Hani “bir okul açan bin hapishane” kapatacaktı. Hani her okuyan etrafını aydınlatacaktı. Mukaddesi, kutsalı verilmeyen/verilemeyen bir eğitimin iflas ettiği gerçeğini kabul edelim artık. Akıllı tahtalarla tablet bilgisayarlarla, cicili-bicili kıyafetlerle bu gidişatı önleyemezsiniz. Yağmur gibi “bilgi” yağsa, seller gibi “teknoloji” aksa ne olacak? Vagonlardaki değişim veya değişiklik, lokomotifin yönünü değiştirmez!  Gençlerimiz birbirini bıçaklarken, ölürken, öldürürken, uyuşturucu batağına götürülürken, futbol, magazin, porno hastalığına bulaştırılırken, biz sessiz kalamayız! Ateş bacayı sarmışken sükut edemeyiz. İnsanımız vahyin ışığına, nebevi soluğa, hidayet ve istikamet üzere yaşanan bir hayata, dünyevi ve uhrevi saadete çağıran bir eğitime ne kadar muhtaç!  

Sevgili-saygılı-duygulu-düşünceli bir eğitimde buluşmak ümit ve temennisiyle 2015-2016 eğitim-öğretim yılının hayırlı-uğurlu olmasını Allahü Teala’dan niyaz ediyorum. 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle