• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Müslüman, sahih/sağlam bir imana (inanca) ve Peygamber ahlakına sahip olmalı!

27 Şubat 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Müslüman, sahih/sağlam bir imana (inanca) ve Peygamber ahlakına sahip olmalı!
YAŞAR DEĞİRMENCİ

Âlimler, Dinin insanın dört boyutuna hitap ettiğini beyan ederler: 1-Duyma, inanma: İman 2-Düşünme, bilme: Marifet 3-Yapma: İbadet 4-İfade etme: İkrar 

Dikkat edilirse Din, hayatın tamamında, insan fıtratının her özelliğinde vardır. Boşluk bırakmaz. Sünnet de iyi anlaşılmalıdır. Sünnet; söz ve şekilden ziyâde hikmet/ruh/ilke/mânâ ve gaye ile anlaşılmalıdır. Kur’an’ın pratiği veya hayata aktarılışıdır. Peygamber Efendimizin, Kur’an-ı Kerim’i esas alarak hayatın her alanında; inanç-ibadet-eğitim-hukuk ve ekonomi vs. gibi konuları kapsayacak şekilde ortaya koyduğu bir model ve dünya görüşüdür, yaşayış tarzıdır. Allah Resulünün İslâm’ı anlama ve hayatın her alanına uygulama, teorik ve pratik olarak ortaya koyduğu bir düşünce ve hayat tarzıdır. Dinimizi yaşarken örnek alacağımız Peygamberimizin Hayatı, bir kalıp veya şablon değil, bir nümune/emsal/örnek model olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Dinimizi ciddiye almak her Müslümanın olmazsa olmaz şartıdır. Hz. Muaz’ın cevabından hareketle; sünnet anlayışımız, sadece geçmişin bir tekrarı olmamalı, asrımızdaki İslam toplumlarının karşılaştığı problemleri çözmede yol gösterme (kılavuz ve rehber) fonksiyonu taşımalıdır. Dinimizi ciddiye alma şuuru Rabbimizin razı olduğu hayat tarzını ortaya koymaktır. Kınayanların kınamasından korkmadan, mazeretlere sığınmadan, yaşayamadığımız hususlarda kabahati zamana yüklemeden... 


Allah’ı seven kişi, öncelikle O’na tam anlamıyla iman eder. Bütün getirdiklerine inanır. İman esaslarını O’nun istediği çerçevede oluşturur. Yani Allah’ın vahyine, O’nun istediği şekilde iman eder. İman olmadan İslam olmaz.

İman; tüm zihin, akıl ve ruh dünyamızın şekillendiricisidir. Davranışlarımıza ve hayatımıza yön veren ilkelerdir. Hareket noktası eksik veya yanlış olduğunda yol ve yürüyüş de hatalı olur. Kimse zorla Allah’a inandırılamaz. Kişiler hür iradeleri, özgür düşünceleriyle inanır veya inanmazlar. Sonuçlarına da hem bu dünyada hem de ahirette katlanırlar.


İnanmadaki özgürlük, inanç esaslarının yaşanmasında söz konusu değildir. Bu sebeple inanan bir mümin erkek veya kadın, Allah’ın emirlerine uymalı, yasaklarından da kaçınmalıdır. Bu konuda bir müminin haram ve günahı tercih etme hakkı yoktur.

Bir binanın temeli gibidir inanç. Dört bir tarafının sağlam zeminde sağlam ve olması gereken hâliyle hazırlanmalıdır. İman tecezzi, bölünme kabul etmez. Bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek asla kabul edilmez.


İman esaslarının sağlaması yapılmaz. Modern ve çağdaş anlayışlarla mukayesesi yapılmaz. “Bu ayetler günümüz anlayışına uymuyor donduralım, kenara koyalım, tarihseldir geçmişte kalmıştır, yenilikler için reform gerek…” gibi fikirler, İslam’ın ruhunu, inanç yapısını kavrayamamaktan kaynaklanan batıl sözlerdir.


Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyyenin bir kaynak ve esas olarak varlığı, kayıtsız şartsız bir inanç, iman ve kabul konusudur. Bir mümin bu esaslara iman eder ve gereğini yapar. Yorumlardaki farklılıklar kafa ve inanç karışıklığı meydana getirmemelidir. 

Müslüman, Rabbini Tanır, İsim ve Sıfatlarını Bilir.

Allah’a iman eden müminler O’nun isim, sıfat ve özelliklerini de bilirler. Zaten Rabbimizin gerek Kur’an’da gerek hadisi şeriflerde geçen isim ve sıfatlarını bilmek, O’nu en doğru şekilde bilmek demektir. Rabbimiz kendisini nasıl vasıflandırmış, isimlendirmişse bizim de öyle inanmamız gerekiyor. “Esmâü’l- Hüsna” dediğimiz en güzel isimler O’nundur. “Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır, en güzel isimler O’nundur.” (Taha, 20/08)


İnsan bildiğini sahiden sever. Ve her şey o sevgiyle başlar.


Şu bir gerçektir ki, Rabbimizi tanıdıkça O’na olan sevgimiz, bağlılığımız daha da artar. Emirlerini yerine getirme, yasaklarından kaçınma hassasiyeti doruk noktasına çıkar. O’nun güç ve azametini idrak eder, sadece ona boyun eğer. O’nun yaratıcılığını bilir, kullukta zirve yapar. Kâinatın yegâne hâkimi olduğunu, eşi benzeri olmadığını, ezeli ve ebedi olduğunu, yüce ve hikmet sahibi olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini, hay ve kayyum, her şeyi bilen, işiten, gören, takdir eden, yaratan, planlayan zat olduğunu ve daha pek çok özelliklerini kavrar. O’nu tanımayanlar, “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler…” 

(Zümer, 39/67) Allah’ın asla hayatın gidişatından gafil olmadığını, uyku, yorgunluk, yeme içme, uyuma gibi beşerî hiçbir zaaf taşımadığını, bir salisede, saniyede olan işlerin bile O’nun izniyle olduğunu, kâinata müdahalesinin, emirlerinin geçerliliğinin devam ettiğini bilir. Onunla güç bulur. Rabbinin bu sınırsız gücünün adalet, rahmet ve hikmet üzere olduğuna inanarak daha çok sever, bağlanır ve güzel işler yapar.


Vahye dayanan dinler ve onların insanlığa sunduğu tebliğler hakkında az çok malumat sahibi olanlar bilirler ki, bu dinlerin vazgeçilmez hedefi, insanlığı sürü olmaktan kurtarıp, olabildiğince kusursuz bir cemiyet haline getirmektir. Bunun için bütün ilâhî dinlerin karşı çıktıkları iki temel beşerî tutku vardır: Bencillik ve maddecilik. Çünkü bu ikisinde ve bunlardan kaynaklanan daha bir sürü eğilimlerde aşırılığın kaçınılmaz sonucu, zulüm ve bozgunculuktur. Günümüzde bunun örneklerini küresel düzeyde de görmekteyiz. Bencil ve maddeci zihniyetin hâkim olduğu bireyler ve toplumlar, sosyal ve küresel düzenin temel taşları olan ahlâkî değer ve sorumlulukları ya açıkça veya dolaylı olarak inkâr ederler. Çünkü ahlâkî değerler ve sorumluluklar kutsal kabul edildiği sürece saygı görürler. Bugün de en çok ihtiyaç duyulan mesele “Ahlaklı toplum” oluşturmaktır. (Devam edeceğim İnşallah…) 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23