--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Müslüman neredesin?

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Ahlaksız ve manasız “Cinnet uygarlığı”nın krizden krize sürüklediği insanlığı bu krizden kim kurtaracak? Teknolojinin, paranın, şanın, şöhretin, şehvetin insanlığın dengesini bozduğu asrımızda yerinden koparılan değerleri yerine kim koyacak? Toprağın yerini ziftin ve betonun aldığı bir çevreye rengini kim verecek? Ailelerin dağılmaya yüz tuttuğu, içkinin, kumarın, fuhşun alabildiğine yayıldığı bir devirde, “Durun kalabalıklar!” diye kim haykıracak? “Tuz koktu” dedirten bir dünya, zeminin kaydığı bir dünya… Her şeyin hercümerc içinde olduğu bir dünya. 

Uğraşırsınız, didinirsiniz, bir de bakarsınız ki insanlığınız azalmış! “Nasıl oldu bu, bizim hesabımızın matematiği o kadar sağlam iken bu nereden çıktı, nasıl azaldı insanlığımız” diye de hayrete düşersiniz. Bizleri ikaz ve irşad edecek “gönül dostları”ndan mahrumuz. Onlarla irtibatımız kesildi. Onların izinden gitme iddiasında olanlar da dünyevîleşti.

Nerede İmam-ı Rabbaniler, Nerede Gazaliler, Geylaniler… Onların açtıkları ufuklar, daralan, kararan gönüllerimizi aydınlatan ışıkları… Nerede “Sünneti çağı taşımak” için gösterilen gayretler… Dinin sabiteleri ile değişkenleri vurgusu. Nerede kitaba uymak ile kitabına uydurmak farkının izahı… Nerede dinin özünü-ruhunu kavramış, kabuğunda kalıp öze inemeyenlere gerekli ikaz ve irşâdı yapanlar… Hassasiyetimizi paylaşıp, işin ruhunu kaybetmiş Müslümanların haline gözyaşı döken dikkat ve rikkat sahipleri? Nerede “Tevbemiz, tevbeye muhtaç!” diyebilen gönül dostları… Kendi günahlarını düşünmekten başkalarının günah ve kusurunu göremez hâle gelen Müslüman nerede? Günahkarın, isyankârın elinden tutan Müslüman nerede? “Dünyevileşme” hastalığına bulaşmamış sade hayatı tercih eden paylaşan, dertleşen, şefkat-merhamet timsali “örnek insan” olma gayreti içinde derdi, sancısı olan mekaniklikten kurtulan Müslüman! Neredesin? 

Gencimizle, yaşlımızla, çoluk-çocuğumuzla, kadınımızla erkeğimizle, işçimizle, köylümüzle, memurumuzla, okumuşumuz, okumamışımızla bütün ülke insanımız, yanlış bilgilendirmelere karşı nasıl bir bilgi ile donatılacağımızı araştırmalı, meydanı bu nâdanlara bırakmamalı artık. Yoğun tartışma ortamlarında, geniş kitlelerin yüreğine zerk edilmek istenen şüphe bulutlarını dağıtmak için bir gayretimiz olmalı. Tebliğ; bizim gündelik hayatımıza girmeli. “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz” âyeti, yüreklerimizde bir inşirah, bir sürur olduğu da unutulmamalı. Rabbimiz var. Neden mahrumuz! İmanımız en güzel imkanımız değil mi? Bu kafa ve gönül karıştırıcılarına malzeme olmayalım artık.

Şimdiki hayatın akışına kapılanlar içinde, Müslümanların daha kötü bir halde bulunması tabiidir. Çünkü bizim tezadımız onlarınkinden büyüktür. Biz aynı hayatın akışında Müslüman sıfatıyla sürüklendiğimiz için daha çok acı çekiyoruz. “Dinde reform” arzuları da, işte bu tezadı ortadan kaldırmak, en azından “yumuşatmak” isteği ile ilgilidir. Acımızı hafifletmek istiyoruz. Tamamen meflûç hale gelelim ve gülerek sürüklenelim istiyoruz. Duyu sinirlerini uyuşturmak, aynaları örtmek istiyoruz. Asıl bu hayatı reforme etmek lâzım geldiğini düşünemiyoruz. Bildiklerimizi, okuduklarımızı, dinlediklerimizi pratiğe dönüştürmek, hayata uygulamak, “örnek olmak” nefsimize ağır geldiği için kendimizi değiştirme değil de, dinimizin prensipleriyle oynamaya kalkıyoruz. Buna çanak tutan “medya hocaları”nı da bulunca gevşedikçe gevşiyor, akâidiyle ahlakıyla, ibâdetiyle, muâmelâtıyla bir bütün olan mukaddes ve muazzez dinimizi parçalara ayırıp işimize gelenleri öne çıkarıyoruz. Tâbiri câizse parselesyona tâbi tutuyoruz. Ondan sonra da huzur ara bulabilirsen! 

Bilenle bilmeyen arasındaki fark, ölüyle diri arasındaki farka eş tutulmuştur. Ne kadar az düşündüğümüz, tekrar tekrar ifade olunmuştur. Hangi kaptan çıkarsa çıksın hikmeti almamız emredilmiştir. Kainatın ahengi ve maddi münasebetler dengesi hakkındaki bilgilerin Allah Teâlâ tarafından konulan kanunlar ve ölçüler olduğu açıklanmış, bilgi sisteminin bütünlüğü işaretlenmiştir. Sadelik, güzellik, temizlik, aydınlık, incelik, sağlamlık, çalışkanlık daima övülmüş, perişanlık, derbederlik, düzensizlik, meskenet, zulmet daima kötülenmiştir. 

Mülkün sahibi Cenab-ı Hak’tır. Müslüman için; mülkiyet mükellefiyet demektir. Farklılık imtihan içindir. Fakirlik de imtihan içindir, zenginlik de. Elimize geçenlerin ihtiyacımızdan fazlasını Allah rızası için harcayacağız. Dünya nimetleri, bize Rabbimizi unutturursa kötüdür, unutturmazsa güzeldir. Devamlı gayret içinde bulunacağız. Bir günümüz bir günümüze eşit olmayacak. Bilgiye tefekküre, ilme önem vereceğiz. Ya öğreten olacağız, ya öğrenen. Sahibi olamayacağımız bilgiler işaretlenmiştir. Rabbimizin zatını, kaderin sırrını, ruhun keyfiyetini ve gaybı bilmeye çalışmayacağız. İstikamet, gayret, istişare, itidal, tekâmül esaslarından asla ayrılmayacağız. Bu dünyada başımıza gelen musibetler, halimize göre, ya cezadır, ya kefarettir, ya da mükafattır…

Mü’min mü’minin aynasıdır. Müminler bir vücudun uzuvları, hücreleri gibidir. Sevgi, bağlılık, yardımlaşma imanın alametlerindendir. Kötülükle mücadele etmek müminin vazifesidir. Gücü yeterse el ile, yetmezse dil ile, ona da yetmezse gönlüyle kötülüğe muhalefet edecektir. Mümin için en büyük gaye, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah’ın razı olmadığı şeyde, hayır yoktur. Hayır, bizim gerçekleşmesinden hoşlandığımız netice değil, doğru uygulamalar sonunda, her ne olursa olsun, meydana gelen neticedir. İmanın kemali, muhabbetullaha dayanır.

Günümüzde “örnek Müslüman” olma şartlarını taşıyan şahsiyetler oluşturmaya bu toplumun o kadar ihtiyacı var ki!... İnsanımız ümitsiz, tedirgin, bunalımlı, yorgun, yalnız, gâyesiz… “Güven Toplumu”nun üyesi olmak istiyor. Bu talebi bir tek kişi karşılayabilir: Müslüman! Haliyle, kaaliyle, ahlakıyla, itikadıyla, ameliyle, muamelâtıyla “üsve-i hasene” olmasıyla. Dillerin susup hallerin İslam’ı konuştuğu “Ahlak-ı Muhammediye”yi sosyal hayata hâkim kılan örnek insan! Örnek Müslüman! İslamî hayat tarzı ve o güzelim kaynakları, kafalarına göre yorumlar yaparak zaman zaman fikir(!) beyan edenler önce “örnek Müslümanlar”ın yetişmesine katkıda bulunmayı öncelesinler. 

Sıhhatli düşüncenin yegane yolu, nefsi bir tarafa bırakıp, akıl ve kalp ile düşünmektir. Öğüt vermek kolay, örnek olmak zordur. Asıl problem, uzantılarda. Dolaylı ama derin sarsıntılarda, boşluklarda, noksanlarda. Yön verici kapasiteye sahip olanların patinaja kapılmasında. Âlimlerin “ilim kılıcı”nı nereye sallayacağını şaşırmasında…

 

Günün Sözü 

“Bozulduğu zaman, insandan daha çok korkunç bir yaratık yoktur.” ¥ Sophokles

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle